Atina’da Görülecek En Güzel 10 Yer

0
313

Sokrates’in, Platon’un, Aristoteles’in şehri olan Atina; batı medeniyeti açısından en önemli kentlerin başında geliyor. Uzun süre Osmanlı yönetiminde kalan şehirde bu sırada yaşayan Türk nüfus neredeyse Yunan nüfusa eşitmiş ama daha sonra mübadele yapılınca pek kimse kalmamış ve şimdi izlerini görmek mümkün olmuyor. Ben Atina’yı iki ayrı seferde gezdim; ilki Ege Denizi’nde bir gemi turuna dahildi ve Akropol’ü rehber eşliğinde gezme şansım oldu, ikincisinde ise bir kongreye katılmak için gitmiştim ve kendi başıma dolaştım. Bir sonraki yazım olmasını planladığım Atina Gezi Rehberi’nde bu iki farklı deneyimin ulaşım ve konaklama kısmını daha detaylı biçimde anlatarak karşılaştıracağım. Bu yazımda ise sizler için Akropol başta olmak üzere Atina’da Görülecek En Güzel 10 Yeri derledim.

Akropol

Akrapolis

Atina denildiğinde akla gelen ilk yer elbette akropol oluyor. Aslında “üst şehir” anlamına gelen akropol, antik çağda Yunan kentlerinin hemen hemen hepsinde bulunan, tepelik alana kurulmuş tapınaklardan oluşan kısmın adı. Böylece hem tanrıları yüksekte konumlandırmış oluyorlar hem de savaş zamanı bu tepeye çekilerek kendilerini ve en değerli varlıkları olan tapınaklarını koruyorlar. Atina Akropolü ise o kadar ünlenmiş durumda ki günümüzde akropol sözcüğü herkesin zihninde burayı çağrıştırıyor.

Ne yazık ki on dokuzuncu yüzyılın başında İskoç asıllı Lord Elgin başta olmak üzere Britanyalı ve Fransız tarihi eser kaçakçılarının gözde hedefi haline gelen akropolden epey bir eser sökülerek yurt dışına kaçırılmış. Tepedeki en görkemli tapınak olan Parthenon’un duvar işlemeleri bile keski kullanılarak sökülmüş ve parça parça İngiltere’ye götürülmüş. Üstelik burada da sergilenecek yer bulunamadığından bir süre Lord Elgin’in evinde, bir köşede öylece bırakılmışlar. Bu parçalar hala “Elgin Mermerleri” diye anılıyor. Şimdi onlara ait olan topraklardan kaçırılan eserler için Yunanistan, bizim ülkemiz sınırları içerisinde bulunan antik yerleşimlerden çalınan eserler için ise Türkiye hükümeti mücadele veriyor ve geri almaya uğraşıyor.

Parthenon Tapınağı

App_indir_banner_mobil

Akropole uzaktan baktığınızda ilk dikkatinizi çeken bina, yukarıda da bahsettiğim Parthenon Tapınağı oluyor. “Parthenos” sözcüğü Antik Yunanca’da “bakire” anlamına geliyor ve bu tapınak Athena’nın bakire kimliğine adanmış. Biz sadece Athena, Zeus, Poseidon gibi isimlerle tanısak da aslında putperestler onları farklı farklı kimliklerle değerlendirip ona göre tapınıyorlarmış. Athena’nın da savaşçı kimliği, bakire kimliği, Atina şehrinin koruyucusu kimliği gibi birçok farklı yüzü var aslında. Şehrin koruyucusu olması ise şu mite dayanıyor: Burada ilk kez insanlar yerleşim kuracakları zaman şehri Athena’ya mı yoksa Poseidon’a mı adamak konusunda tartışma yaşamışlar. Masal bu ya, sonunda bu iki tanrıyı önlerinde yarışmaya çağırmışlar. Denizler tanrısı Poseidon onlara yelkenlerini her zaman dolduracak bir rüzgar ve gemileri asla alabora etmeyecek uslu dalgalar vaat etmiş. Athena ise mızrağını yere saplamış ve oradan bir zeytin ağacı çıkmış. Halen de buradaki bir zeytin ağacının bu ağaç olduğuna inananlar var. Atina halkı da zeytinin denizlerden daha faydalı olacağına kanaat getirip Athena’yı seçmiş. Bence bu mitin arkasında yerleşimcilerin tarım temelli bir kara yaşamını mı yoksa deniz ticaretine yönelik bir hayatı mı tercih etme yönündeki kararsızlıkları yatıyor. Sonunda tarımda karar kılmışlar ve Atina kentinin günümüzde bile bir limanı yok. Gemilerin yanaştığı Pire Limanı esasen ayrı bir kent! Tabii çok yakın olduğundan oradan ulaşım ve ticaret sağlanıyor o ayrı mesele.

Akropolis Müzesi, Atina
Akropolis Müzesi, Atina

Akropol’e giriş biraz uğraştırıyor. Ben gittiğimde neyse ki rehberimiz hepimizin biletlerini alıp getirmişti. İkinci gezimde ise ben uçuk fiyatı nedeniyle bir daha girmedim ama arkadaşlarımı gişedeki suratsız insanlar epey uğraştırmış. Giriş ücreti ise (sıkı durun) 20 Euro! Anlayacağınız epey cep yakıyor, cüzdan deliyor, bütçe bozuyor. 1 Kasım ile 31 Mart arasında giderseniz daha makul bir fiyat olan 10 Euro’ya düşüyor. 08:00 ve 19:00 saatleri arasında açık, Kasım ile Mart arasında ise akşam beşte kapanıyor. Üniversite öğrencilerine biletler %50 indirimli, yanınızda kimliğinizi götürüp bir şansınızı deneyebilirsiniz.

Şahsen ben rehberli gezimden daha fazla memnun kalmıştım, hem yukarıda bahsettiğim Athena – Poseidon Kapışması efsanesini anlattı, hem giriş daha kolay oldu. Üstelik rehberimiz İstanbul kökenli olan ailesi mübadele ile Atina’ya yerleşmiş bir Rum olduğundan Türkçe de biliyordu, hatta Atina’da Yunanların onları hala Türk diye çağırdığını ve yabancı olarak gördüklerini anlatmıştı. İkinci gezimde akropole çıkan arkadaşlarım ise Parthenon basamaklarında fotoğraflarını çekerken güvenlik görevlilerinin müdahalesi ile karşılaşmış. Tapınaklara yaklaşmanıza izin verilmediği aklınızda bulunsun, zaten iletişim kurmak zor oluyor bir de tartışma yaşayıp keyfiniz bozulmasın. Son bir not, içerideki büfede küçük su 5 Euro olduğundan alamamışlar ve susuz kalmışlar, siz siz olun giderken yanınızda su götürün.

ucakbileti_sorgula (1)

Milattan önce beşinci yüzyılda ünlü Atinalı devlet adamı Perikles’in idaresi altında yapılan Parthenon, o zamanlar muazzam bir binaymış ve içerisinde Athena’nın fildişi ve altın ile süslenmiş muhteşem bir heykeli bulunuyormuş. Tabii şimdi hepsinin yerinde yeller esiyor; heykelin kendisi iki bin yıl evvel Antik Roma döneminde kaybolmuş. Sonradan birçok yere ilham veren çift sıra Dor tipi sütunlardan oluşan girişi ise hala hoş görünüyor.

Propyleae
Propyleae

Propyleae isimli sütunlu girişin sağ tarafında bulunan ufak tapınak ise Athena’nın “zafer getiren” Nike kimliğine adanmış. Bazı mitolojiler Nike’yi ayrı bir zafer tanrıçası olarak gösterse de burada Athena’nın bir özelliği olarak değerlendirilmiş (ünlü markanın ismi de zafer tanrıçasından geliyor). Ayrıca tepede, Parthenon’un girişe göre sol tarafında, şehrin kuruluşunda mücadele eden iki tanrı olan Athena ve Poseidon’a bir arada ithaf edilmiş Erecthion Tapınağı mevcut. Bu tapınağın Karyatid ismi verilen ve birer kadın heykeli şeklinde olan sütunları gerçekten etkileyici. Ne yazık ki bunlardan birini de yukarda bahsettiğim Lord Elgin kaçırmış, onun yerine dümdüz bir taş sütun konulmuş. Şimdi ise kaçırılan sütun Londra’daki British Museum’da, diğer beş sütun burada yer alan Akropol Müzesi’nde saklanıyor. Açık havada duranlar ise hepsinin yerine buraya yerleştirilmiş olan altı replika. Heykellerin bire bir aynı olmaması, farklı yüz ve vücut hatlarına sahip olması ise çarpıcı bir detay.

Akropolün eski görkemi konusunda bir fikir sahibi olmak için müzeye girmenizi öneririm ama giriş ücreti olarak 5 Euro (üniversite öğrenci kimliğinizi gösterirseniz 3 Euro) daha ödemeniz gerekiyor. 6 Mart, 25 Mart, 18 Mayıs ve 28 Ekim tarihlerinde ücretsiz girilebiliyor. Her sabah sekizde açılan müze Pazartesi akşamı dört, Cuma akşamı on ve diğer her akşam sekizde kapanıyor. 1 Kasım ile 31 Mart arasında ise her sabah dokuzda açılıp Pazartesi ile Perşembe günleri arasında beşte, Cuma akşamı onda ve hafta sonu sekizde kapanıyor.

Lycabettus Tepesi

Son olarak Akropol’ün bir güzel yanı tepedeki konumu sayesinde panoramik Atina manzarası sunması. Gerçi çarpık kentleşme nedeniyle görülecek pek özel bir şey yok ama gezdiğiniz şehri bir de bu açıdan görmek güzel oluyor. Panoramik manzaraya doyamayanlar ise daha yüksek olan Lycabettus (Lykavittos diye de yazılabiliyor) Tepesi’ne çıkabilirler. Bu tepeden Akropol ve Pire Limanı dahil bütün bölgenin manzarasını çepeçevre görebiliyorsunuz. Yalnız çıkmak için funikülere binmeniz gerekiyor ve bilet fiyatı 7 Euro.

Monastraki ve Plaka

Monastiraki Meydanı
Monastiraki Meydanı

Adı “manastırcık” anlamına gelen Monastraki, Syntagma Meydanı ile birlikte Atina’nın iki önemli merkezinden biri. Aynı isimli metro durağı ile gelebilirsiniz. Akropolün manzarasını aşağıdan seyretmek ve eski Atinalılara nasıl göründüğünü anlamak için iyi bir nokta. Ayrıca konaklama, yemek ve alışveriş için uygun adresler bulabilirsiniz; onlardan Atina Gezi Rehberi adlı yazımda detaylı biçimde bahsedeceğim.

Hephaestus Tapınağı
Hephaestus Tapınağı

Plaka mahallesinde yer alan agora ve forum da antik dönemden kalma harabeler. Atina’nın en şaşaalı vaktinde insanlar bu agorada toplanıp kah felsefe kah siyaset konuşur, tabii bir yandan da alışveriş yaparmış. Roma döneminde de kullanılmaya devam edilmiş. Milattan önce beşinci yüzyıldan kalma Hephaestus Tapınağı burada bulunuyor, ismini veren demircilik ve zanaat tanrısına adandığından pazar yerine yakın kurulmuş. Ayrıca kentte hala ayakta duran en eski kiliselerden bin yıllık Agias Apostoli’yi de görebilirsiniz.

Rüzgar Kulesi Atina

Plaka’daki bir diğer önemli eser ise sekizgen tabanlı Rüzgar Kulesi. Mermerden yapılmış kulede eskiden güneş saati ve su saati de bulunuyormuş. Osmanlı yönetimi altında ise Mevlevihane olarak kullanılmış. Kulenin tabanındaki duvar süslemelerinde kuzey rüzgarı Boreas (yani Poyraz) başta olmak üzere her yöne denk düşen rüzgar tanrısının tasviri var. Plaka’da yer alan tüm eserlerin giriş ücreti Akropol biletine dahil olduğundan oradan sonra buraya gelmenizi öneririm. Zaten yakınlar.

Yine bu mahallede önemli müzeler de yer alıyor. Yunan Halk Sanatı Müzesi’nde adından tahmin edebileceğiniz üzere yöresel giysiler, ev süslemekte kullanılan nesneler ve çömlekler bulunuyor. Giriş ücreti 2 Euro, öğrenci kimliğinizi gösterirseniz 1 Euro. Salı günleri hariç her gün 08:00 – 15:00 arası açık.

Yunan Müzik Aletleri Müzesi de isminden anlaşılan bir diğer müze. Aletleri görmenin yanı sıra sergide her birinin yanında kayıttan sesini de çaldıkları için aynı zamanda duyabiliyorsunuz. Girişin ücretsiz olması önemli bir artı, vaktiniz olursa bir uğrayabilirsiniz. Pazartesi günleri kapalı, Çarşamba günleri 12:00 – 18:00 arası açık. Diğer günlerde ise 10:00 – 14:00 arası gezebilirsiniz.

Kanellopoulos Müzesi’nde ise antik dönemin önemli devirlerinden Miken kültürüne ait eserler ise eski Pers sanatından kalmış örnekler bulunuyor. Sadece haftasonu 08:00 – 16:30 arası açık ve giriş ücreti 2 Euro.

otobusbileti_sorgula2

Atina İslami Sanat Müzesi

İslami Sanat Eserleri Müzesi ise kentteki Osmanlı yönetiminden geriye kalan sanat eserlerini sergiliyor. Sadece Perşembe gününden Pazar gününe dek açık, 10:00 – 18:00 saatleri arasında 9 Euro karşılığında gezilebiliyor. Ülkemizde daha kapsamlı müzeleri daha uygun fiyata gezebileceğiniz aklınızda bulunsun.

Panathenaiki Stadyumu

Panathenaiki Stadyumu

“Kallimarmaro” yani “beyaz mermer” de denilen bu stadyum, 1896 yılında Atina’da düzenlenen ilk modern olimpiyat oyunları için kullanılmış. Lakabının nereden geldiğini zaten görür görmez anlayacaksınız. Milattan önce altıncı yüzyıldan beri bu arazide olimpiyat oyunları düzenleniyormuş, ilk stad ise milattan önce 338 yılında ünlü Atinalı yönetici Lykurgos tarafından yaptırılmış. Tabii onların hepsi Hristiyanlığın yayılmasının ardından pagan geleneği olması nedeniyle yıkıldığından sizin göreceğiniz her şey 1896 oyunları için yapılanlar olacak ama onlar da epey etkileyici. Beyaz mermer güneşin altında parıldıyor. Mart ile Ekim arası 08:00 – 19:00, diğer aylarda 08:00 – 17:00 arası gezilebiliyor. Giriş 5 Euro (öğrenci 2.50 Euro) ama aslında her şeyi dışarıdan görmek de mümkün. Müze dükkanında ise çok sayıda hoş görünen hediyelik ve hatıralık eşya var ama fiyatlar biraz tadınızı kaçırabilir. Gelmek için Acropolis, Syntagma veya Evangelismos metro duraklarını kullanabilirsiniz ya da 2, 4, 10, 11, 90, 209 ve 550 nolu otobüslere binebilirsiniz. Edirne’ye ismini veren Roma İmparatoru Hadrianus’un onuruna dikilmiş Hadrianus Zafer Takı ve ilginç bir tesadüf eseri fırtınada yıkılan Zeus Tapınağı’ndan geriye kalan sütunu da bu civarda görebilirsiniz.

Syntagma Meydanı (Plateia Syntagmatos)

Plateia Syntagmatos

Şehrin ana meydanı olan Syntagma’da eskiden ülkede kraliyet varken saray bulunuyormuş, şimdi ise aynı yerde Yunanistan Meclisi yer alıyor. Çoğu toplu taşıma hattının kesiştiği bir nokta olduğundan geziniz sırasında illa geleceğiniz bir nokta. İsmi “anayasa” anlamına geliyor ve 1843 yılında ilk Yunanistan Anayasası’nın buradaki sarayın balkonundan halka duyurulması nedeniyle bu ismi almış.

Evzoni

Burada turistlerin bayıldığı, benim ise pek anlam veremediğim bir olay Evzoni denilen, başı kırmızı bereli, beyaz etekli ve ayakkabısının burnunda pelüş toplar bulunan askerlerin nöbet değişim töreni. Ellerinde de asırlık tüfekler taşıyorlar. Her Pazar günü sabah dokuz ve akşam altıda Akropol’de bayrak töreni yapıyorlar, orada da görebilirsiniz. Meclis binasının arkasında bulunan Ulusal Park ise güzel bir havada dinlenmek için ideal.

ulusal tarih müzesi
Ulusal Tarih Müzesi

Ayrıca meydanda iki müze bulunuyor. Eski meclis binasında yer alan Ulusal Tarih Müzesi, günümüzdeki Yunanistan Devleti’nin tarihini anlattığından ilk anayasa gibi dökümanlar sergileniyor. Antik dönemden eserler yok. Pazartesi günleri dışında 08:30 – 14:30 arasında gezebilirsiniz. Giriş ücreti 3 Euro, üniversite öğrencisi kimliğinizi gösterirseniz 1.50 Euro ve her Pazar günü ücretsiz. Nümizmatik Müzesi ise daha güzel, Antik dönemden orta çağa değin her devirden sikkeler mevcut. Şık bir binada bulunuyor. Pazartesi dışında her gün 08:30 ile 15:30 arası açık. Giriş ücreti 6 Euro, öğrenci indirimli 3 Euro.

Benaki Yunan Kültürü Müzesi ve Bizans Müzesi

Benaki Yunan Kültürü Müzesi

Antik Yunan’dan Bizans’a ve hatta günümüze değin Yunan sanatçıların elinden çıkmış çok sayıda sanat eserine ev sahipliği yapan bu müze de hoş bir binanın içinde yer alıyor. Panathenaiki Stadyumu gibi burada da müze dükkanının içinde epey hoş görünen hatıralık nesneler mevcut. Kolonaki mahallesinde yer alan müze, meclis binasının çaprazında kalıyor. Aynı yolda yürümeye devam ederseniz Aristoteles’in eğitim verdiği Lyceum (yani lise) binasından geriye kalanları da görebilirsiniz. Biraz ileride ise Bizans ve Hristiyan Sanatı Müzesi var. İçi neredeyse tamamen ikonalar ve dini mozaikler ile dolu.

Benaki Yunan Kültürü Müzesi, Pazartesi ve Salı günleri kapalı. Çarşamba ve Cuma günleri 10:00 – 18:00, Perşembe ve Cumartesi günleri 10:00 – 00:00, Pazar günü ise 10:00 – 16:00 arasında gezebilirsiniz. Giriş ücreti 9 Euro. Bizans Müzesi ise Pazartesi günleri 12:00 – 20:00, diğer günler 08:00 – 20:00 arasında açık. Giriş ücreti 8 Euro. İkisinde de öğrenci indirimi sadece Avrupa Birliği üyesi ülkelerin üniversite öğrencileri için geçerli. Bence özellikle Bizans Müzesi eğer konuya özel ilgi duymuyorsanız es geçebileceğiniz bir yer.

Burada şunu da belirteyim ki 15 Euro karşılığında Ulusal Arkeoloji Müzesi, Bizans ve Hristiyan Sanatları Müzesi ve Nümizmatik Müzesi’ni kapsayan ortak bilet almanız da mümkün. Normalde Bizans Müzesi dışındaki ikisinin toplam bilet fiyatı 16 Euro zaten, dolayısıyla o ikisine gitme niyetiniz varsa ortak bilet almanızı öneririm. Hem 1 Euro cebinizde kalır hem de boş vaktiniz olursa Bizans eserlerine de ek masraf yapmadan hızlıca bir göz atabilirsiniz.

Goulandris Kikladik Sanat Müzesi

Goulands Kikladik Sanat Müzesi

Kikladik döneme ait eserlere ev sahipliği yapan bu müze de Benaki Müzesi’nin az ilerisinde bulunuyor. Kikladik dönem, Ege Adaları’nda milattan önce 3300 ve 1100 yılları arasındaki devri kapsıyor. Döneme ait çok sayıda heykelcik bulunuyor, bu heykelcikler ilginç biçimde insanı andıran ama sembolik biçimler taşıyan nesneler. Belki biçimlendirme becerileri bu kadardı ama diğer bir ihtimal olarak bu kadar eski bir dönemde soyut sanatın gelişmiş olma ihtimali insanın aklını kurcalamıyor değil. Aynı zamanda Antik Yunan ve Antik Kıbrıs sanatından da çeşitli eserler var. Heykeller kadar çömleklerin üzerindeki desenler de etkileyici. Giriş ücreti 7 Euro ama üniversite öğrenci kimliğinizi gösterirseniz 3.50 Euro. Ayrıca Pazartesi günlerine özel herkese 3.50 Euro, o yüzden Pazartesi gelmeyi tercih edebilirsiniz! Salı günleri kapalı olan müze Perşembe günü 10:00 – 20:00, Pazar günü 11:00 – 17:00 ve diğer günler 10:00 – 17:00 arası açık.

Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi

Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi

Oldukça geniş olan bu müzedeki heykellerin tarihi dört bin yıl öncesine kadar gidiyor. Burada yer alan Antikythera Çarkı ise ne işe yaradığı ve neden yapıldığı hala çözülememiş olan arkeolojik muammalardan biri. Müzenin isminde Atina geçse de Girit ve Santorini gibi adalardan çıkarılmış bir çok eser de mevcut. Genelde öğrencilerin ikamet ettiği Omonia mahallesinde bulunuyor. Metronun Victoria durağından ulaşabilirsiniz. Pazartesi günleri 13:00 – 20:00, diğer her gün 08:00 – 20:00 saatleri arasında gezilebiliyor. Giriş maalesef 10 Euro ve öğrenci indirimi sadece Avrupa Birliği’ne bağlı ülkelerden gelen öğrenciler için geçerli (bir maalesef daha!). Eğer denk gelirseniz 6 Mart, 18 Nisan, 18 Mayıs, Eylül’ün son hafta sonu, 28 Ekim ve Kasım ile Mart arasında her ayın ilk Pazar günü girişler ücretsiz.

Yine Omonia’da bulunan Atina Sanat Galerisi ise geçtiğimiz yüzyılın Yunan ressamları tarafından yapılmış tablolara ev sahipliği yapıyor. Hafta içi her gün 09:00 – 13:00 ve 17:00 – 21:00 saatlerinde açık (neden bu kadar ilginç bir saat aralığı seçmişler ben de anlamadım). Çarşamba ile Cumartesi günleri arasında 10:00 – 17:00 saatlerinde açık. Girişin ücretsiz olması önemli bir artı.

Ayrıca bu mahallede bulunan Yunanistan Ulusal Tiyatrosu’na da bir göz atabilirsiniz. 1882 yılında Kral George’un emriyle başlayan inşaat 1890 yılında tamamlanmış ve tasarımı ünlü mimar Ernst Ziller’in imzasını taşıyor. Gayet şık bir bina olduğunu söyleyebilirim.

Pire Arkeoloji Müzesi

Devasa bir liman olan Pire, Atina’ya gemiyle gelecek olan gezginlerin ilk ayak bastığı yer olacak. Buradan Atina merkeze gitmek yaklaşık yarım saat sürüyor, zaten eskiden ayrı bir şehirmiş ama artık büyüyen Atina metropolü ile birleşmiş. Burada yer alan Pire Arkeoloji Müzesi, 1935 yılında kurulmuş eski bir kurum. İçinde elbette Antik Ege kültüründen eserler var. Özellikle Yunan kültürü yerine Ege kültürü diyorum çünkü içerideki en önemli eser bronzdan yapılmış bir Apollo heykeli ve Apollo ile kardeşi Artemis aslında Anadolu kökenli tanrılar. Daha sonra Yunan kolonicilerin Ege’nin doğu kıyılarına yerleşmesinin ardından Yunan mitolojisine dahil olmuşlar, aslında orijinal Olimpos kadrosunda yoklar. Zaten bazı görev ve güçlerinin diğerleri ile çakışması da bunun en güzel kanıtı. Tabii müzede yine bronzdan güzel bir Athena heykeli de var, ayrıca çok sayıda stel yani süslemeli mezar taşı var. Müzenin bilet fiyatı 3 Euro, üniversite öğrencisi kimliğinizi gösterirseniz 2 Euro. Pazartesi hariç her gün 08:30 ile 15:00 arası açık (nedense Atina’da müzeler baya erken kapanıyor).

Kaisariani Manastırı

Kaisariani Manastırı

Antik dönemde Aşk ve Bereket Tanrıçası Afrodit’e adanmış bir tapınağın bulunduğu bu bölge Atina’nın biraz dışında bulunuyor. Hristiyanlığın yayılmasının ardından Afrodit Tapınağı yıkılmış ve yerine aynı konuma Meryem Ana’ya adanmış bir kilise ile manastır inşa edilmiş. Zaten eski pagan ibadet alanlarına kilise yapılması Avrupa’da çok yaygın bir durumdur.

Manastır binası ince uzun kubbesi nedeniyle bana İstanbul’daki tarihi yarımadada bulunan kiliseleri hatırlattı. İçinde de iyi korunmuş freskler mevcut. Ayrıca manastırın bin yıllık hamamını da görebiliyorsunuz. Atina şehrinin anahtarının Fatih Sultan Mehmet’e teslim edildiği yer olması nedeniyle Osmanlı tarihi açısından da önemli bir yer. Otobüs ile yarım saat sürdüğünden günübirlik rehberli turlar ile gelmek bence en iyi yol.

Plajlar

Atina yakınlarında çok sayıda plaj var. Hatta Fransız Rivierası’ndan esinlenilerek ismi Atina Riviera’sı konmuş bir yer bile var. Ben ve arkadaşlarım ise ne yazık ki yanlış bir karar verip Pire’deki sahile gittik. Tramvay ile giderken arkadaşımın etrafını bir anda dört beş kişi sardı ve daha ne olduğunu anlamadan durağa yanaşır yanaşmaz indiler. Sonra kontrol ettiğimizde arkadaşımın cebindeki ufak para çantasının çalınmış olduğunu fark ettik ama adamlar çoktan gitmişti tabii. Böylece arkadaşım 50 Euro yitirmiş oldu. O yüzden siz siz olun Atina’da tramvay, metro veya otobüs kullanırken; hatta genel olarak sokakta yürürken ceplerinize ve varsa sırt çantanıza dikkat edin. Daha da önemlisi, sakın ha pasaportunuzu yanınızda taşımayın. Üniversite öğrencisi iseniz okul kimliğinizin yanınızda olması yeterli gelecektir, değilseniz de kimliksiz bile gezebilirsiniz kimsenin sizi durdurup kimlik soracağı yok zaten böyle bir durumda da pasaportunuzun otelde olduğunu söyleyebilirsiniz. Orayı arayıp otelde kaydınız bulunduğunu öğrenince birlikte gidip pasaportunuzu almanız mümkün. Pasaportunuzu çaldırmanız halinde ise bir hayli sıkıntı yaşarsınız.

Piraeus Sahili

Neyse, umarım siz böyle bir sorun yaşamadan güzel bir tatil geçirirsiniz. Atina’da halk plajları olduğu gibi ücretli plajların da bulunduğunu not düşeyim, bizim bu olaya rağmen gittiğimiz Piraeus Beach için giril 5 Euro idi mesela, şezlong ve duş dahil. Beach olanlar elbette daha bakımlı ama siz keyfinize göre istediğinizi tercih edersiniz. Deniz tabanı bu civarda yer yer kum, yer yer taş.

Güvenli ve keyifli bir tatil dileklerimle.

Adana’da doğan yazar, Ankara Fen Lisesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. ODTÜ Enformatik Enstitüsü’nde Bilişsel Bilimler Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Yazın hayatına kaleme aldığı öykülerle başlamış ve öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanmıştır. Yazarın yayımlanmış 9 adet kitabı bulunmaktadır. Çok bilmenin tek yolunun hem çok okumak hem de çok gezmek olduğunu düşünüp ikisini de bol bol yaptığından gezdiği yerleri anlatan seyahat yazıları yazmaya başlamıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here