Kategoriler AvrupaYurt Dışı

Krakow’da Gezilecek Yerler

Krakow’da gezilecek yerleri ayrıntısıyla öğrenmeden önce diğer yazım olan ve Krakow seyahatinin inceliklerini farklı başlıklarla incelediğim Krakow Seyahat Rehberi yazıma göz atmak isteyebilirsiniz.

Krakow’da gezmeniz gereken tüm önemli bölge ve yapıları söylemeden önce size Krakow hakkında biraz bilgi vereyim. Şahsen ben bir şehrin planını kafamda oturttuğum takdirde çok daha kolayca yer yön hakimiyeti kazanıyor ve lokasyonlara hakim oluyorum.

Krakow şehir merkezi birkaç bölgeye ayrılmış durumda. Ben size dört tanesini sayacağım. Bunlardan başlıcası elbette ki içerisinde hemen hemen bazilikasından müzelerine tüm tarihi yapıların yer aldığı Stare Miasto yani ‘Old Town.’ Bu eski şehir meydanı, Avrupa’nın her tarihi kentinde sizi bir turist olarak tatmin edecek ilk alan oluyor.

Krakow’un tarihi merkezi bir çember halinde yemyeşil bir parkın içerisinde yer alıyor. Gezdiğim bunca ülke ve şehirde böylesine bir örneğe hiç rastlamadım. Tarihi meydana girip çıkarken bu alanı dört bir yandan çevreleyen minik korudan geçmek zorundasınız.

İkinci bölge Yahudi mahallesi olarak da adlandırılan Kazimierz. Burası tarihi 14. yüzyıla dayanan ve bence Krakow’un kimliğini şekillendiren en önemli alan. Ayrıntılarını ilerleyen kısımlarda vereceğim.

Üçüncü bölge Vistül Nehri’nin etrafını çevreleyen yürüyüş yollarının, köprülerin ve parkların olduğu kısım. Vistül, Polonya’nın kuzeyinden güneyine akan ve büyük şehirlerin içerisinden süzülerek imzalar bırakan bir nehir. Krakow’un da silüetini şekillendiren elementlerin başında geliyor.

Dördüncü bölge Vistül üzerinden köprüleri geçince ulaşabildiğimiz Podgórze. Lehçe’de ‘tepe’ anlamına geliyor. Burası da yine tarihi açıdan önemli. Kazimierz bölgesindeki Yahudiler, toplama kamplarına gönderilmeden önce Podgórze’deki getto mahallelere sürülüyor. Günümüzde Krakow’un en çok ziyaret edilen bölgelerinden biri olan Oskar Schindler’in Fabrikası da bu bölgede yer alıyor.

Krakow’da Gezilecek Yerler

Stare Miasto – Eski Şehir

Avrupa’nın hemen hemen her şehrinde bir Old Town yani eski şehir meydanı bulunur. Bu meydanlar görkemli bir kilise ya da bazilika gibi dini bir yapının yanı sıra bir belediye binası, saat kulesi gibi ikonik anıtlarla çevrilidir. Mümkünse bir çeşme ya da meydanın ortasında bir heykel işleri çok daha kolay hale getirir.

İnsanların aslında ‘Avrupa’nın her yeri birbirine benziyor’ argümanları da buradan geliyor. Fakat ne denilirse densin, bence her şehir kendi ülkesinin tarihini sırtlanarak bir kimlik ortaya koyuyor. Varşova’ya gittiğiniz zaman aldığınız o ‘tarihin bir replikası’ tadı İkinci Dünya Savaşı’nın Polonya için ne kadar ‘yorucu’ bir süreç olduğunu gösteriyor. Berlin’de alınan ‘küllerinden doğma’ hissi, planlı programlı çalışıldığında bir şehrin ne kadar görkemle yeniden inşa edileceğini gösteriyor.

Krakow’da ise çok farklı bir tat var. Savaş, Avrupa’nın silüetini yerle bir etmiş olsa da Krakow’a dokunmamış. Varşova, Poznan, Białystok gibi şehirler yerle bir olmuşken Krakow jeopolitik açıdan önemli konumuna rağmen öylesine kalakalmış. Beni en çok etkileyen de bu hikaye. Yani Krakow İkinci Dünya Savaşı’ndan yere tuğla bile düşmeden sıyrılmış bir şehir. Bu da bölgeyi eşsiz bir konuma sokuyor. Bu durumun ise birkaç nedeni var.

Bunlardan ilki ve bence en önemlisi Nazi partisinin Krakow’u bir karargah olarak kullanması. 1939 yılında Krakow bir çatışma olmaksızın Alman ordusuna teslim oluyor. Ve bu tarihten itibaren de hükumetin merkez şehri ilan ediliyor. Aynı zamanda şehir hem tarımsal açıdan hem de sahip olduğu endüstriyle partinin faydalandığı ve işin aslı yok etmeye kıyamadığı bir şehir oluyor.

Bu dönemde, kimsenin şehre zarar vermemesi adına Nazi partisi tarafından Krakow’un eski bir Alman şehri olduğuna dair yalan bilgiler bile yayılıyor.

Diğer bir yandan İkinci Dünya Savaşı esnasında yıkım sadece Alman ordusundan gelmiyor. Sovyet Ordusu da bir o kadar ölüme ve yıkıma neden oluyor. Krakow’un 5 yıllık işgalinden sonra Kızıl Ordu, Alman Ordusunu püskürtmek için Krakow’a geliyor. Fakat püskürtme de Krakow’a zarar vermiyor. Bunun bir nedeni hikayeye göre cesur bir Sovyet kumandanının, Alman ordusunu şehre zarar veremeyecek, hatta yerleştirdiği bombaları bile patlatamayacak kadar hızlıca gafil avlaması.

Fakat komünizm 1990 yılında Polonya’da yıkıldıktan sonra bu cesur komutanın hikayesine pek inanan yok. Genel kanı tarihi belgelere de dayanarak Nazi ordusunun Krakow’u yok etmeye niyetli olmadığı yönünde.

İkinci Dünya Savaşı’nın İzinde Avrupa Şehirleri yazımıza göz atarak savaştan etkilenen şehirler hakkında ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz.

Evet tarihten de bir kaşık aldığımıza göre, şimdi bir turist olarak şehirde gezinmeye başlayabiliriz.

Belirtmek isterim ki bu rehber içerisindeki tüm mekanları en pratik rota olarak size sunuyorum.

Krakow’un tarihi meydanı küçük bir koru ile çevrelenmiş durumda. Yani meydana nereden girecek olursanız olun, dört bir yönden merkezi çevreleyen o güzel parktan geçmek zorundasınız.

Rynek Główny – Ana Meydan

Rynek, Lehçe’de meydan anlamına geliyor. Her şehirde ‘rynek’i ararsanız size doğru yeri göstereceklerdir.

Krakow Meydanı da Azize Meryem Bazilikası, belediye binası kulesi, ünlü Leh şair Adam Mickiewicz anıtı ve kumaş pazarı ile şekilleniyor.

Krakow’un meydanı tam 38 bin metrekare ile Avrupa’nın en geniş meydanı. Şehrin tam kalbi. Büyüklüğünden dolayı ne kadar kalabalık olursa olsun bir ferahlık hissine sahipsiniz.

Meydanı irili ufaklı bir sürü kafe ve restoran çevreliyor. Binaların hemen hemen hepsi tarihi cephelere sahip.

Sokak müzisyenlerinden akrobatlara, güvercin sürülerinden yapılan protestolara kadar her şey burada gerçekleşiyor. Rengarenk bir alan. Ve burada yürümek Krakow’a gelir gelmez yapacağınız ilk iş.

Mavy Rynek – Küçük Meydan

Şehrin bir de küçük meydanı var. Burası ana meydana göre çok daha sakin ve küçük. Fakat yine rengarenk çiçeklerle bezenmiş kafe ve restoranlara sahip. Binalar da bir o kadar şirin.

Azize Meryem Bazilikası (Bazylika Mariacka)

Evet şimdi gelelim Turist 101 olarak Krakow’un en ikonik yapılarına.

Şimdi tek tek sayacağım hemen hemen her yapı şehrin tarihi meydanında ya da bu meydana 5 – 10 dakikalık yürüme mesafelerinde yer alıyor.

İlk olarak meydana silüetini veren, hemen hemen her kartpostalda görebileceğiniz Azize Meryem Bazilikası’yla başlayalım.

Krakow’daki en eski yapılardan olan bu Katolik bazilikasının yapımı 1347’de tamamlanmış. Polonya Gotik mimarisinin önde gelen örneklerinden olan bu yapı, 1978’de UNESCO Kültür Mirası Listesi’ne de alnımış.

Krakow’a gittiğiniz zaman bu yüksek yapının kuleleri üzerinden saat başı bir ses gelirse şaşırmayın. Kilisenin uzun kulesinden her saat başı çalınan trompet eskiden bu bazilikanın olduğu yerde bulunan ve 13. yüzyıldaki Moğol istilası sırasında yıkılan kiliseden alarm vermeye çalışırken Moğol askerlerince öldürülen ünlü bir trompetçiyi anmak için. Düşünün saat başı Krakow’un en ünlü yapısının kulesinden trompet çalmak birinin mesleği.

Bazilika’nın iki kulesi de birbirinden alakasız. Bu da sizi  şaşırtmasın. Çünkü tarihte buna dair de bir anekdot var. Hikayeye göre birbirine hırs yapan iki mimar kardeşin daha yüksek olan kuleyi yapma sevdasının sonucu her şey. Ne yazık ki bu tuhaf hikaye mutlu sonla bitmiyor. Kardeşlerden biri diğerini öldürüyor.

İçine girdiğiniz zaman başınızı döndüreceğinden emin olduğumuz Azize Meryem Bazilikası aynı zamanda Veit Stoss imzalı, dünyanın en büyük Gotik sunak arkası eseri olan ahşap bir oymaya ev sahipliği yapıyor.

Kumaş Pazarı (Sukienicce)

Yine meydanin bir diğer ikonik silüeti devasa kumaş pazarı. Burası için aslında Krakow’un kapalı çarşısı diyebiliriz.

1978’de UNESCO Kültür Mirası Listesi’ne alınan Eski Krakow’un alışveriş merkezi olan bu tarihi yapı, Rönesans dönemine dayanıyor.

Bugün hâlâ turistler için cazip bir alışveriş merkezi olmasının yanı sıra, altın yıllarını 15. yüzyılda geçiren bu yapının üst katı da müzeye dönüştürülmüş durumda.

Meydan, bu devasa yapının etrafını çevreliyor.

Barbakan Krakowski

Gotik tarzdaki bu tarihi gözetleme kulesi, bir zamanlar Krakow’u koruyan yapılardan bugüne ulaşabilmiş az sayıdaki yerden biri.

Krakow Şehri Tarihi Müzesi’nin de yer aldığı Barbakan Krakowski, 1498 yılında, Osmanlı saldırısı korkusuyla inşa edilmiş. Yapı, Orta Çağ harp mühendisliğinin şaheserleri arasında gösteriliyor.

Şehirde tura çıkacağınız zaman tur rehberlerinin başlangıç noktası Barbakan.

Brama Florianska

14. yüzyılda Türkler’e karşı şehir savunmasının bir parçası olarak inşa edilmiş Brama Florianska, Polonya’nın en ünlü gotik kulelerinden biri.

Türkler dedimse de şaşırmayın. Çünkü şehrin müzesinden kilisesine birçok yapı içerisinde Türklerle tarihte nasıl savaş içerisinde bulunduklarını gösteren kalıntılar bulacaksınız.

Florianska’nın içerisinde bir şapelin de bulunduğu, aynı zamanda eski şehrin girişlerinden olan bu yapı, rölöveleriyle de tanınıyor.

Jagielloń Üniversitesi

1364 yılında kurulan bu üniversite, Polonya’nın en eski üniversitesi olmanın yanı sıra Avrupa’nın da en eski ikinci üniversitesi. Çok keyifli ve fotografik bir avluya sahip.

Bugün bir araştırma üniversitesi olarak görev yapan bu üniversitenin bazı mezunları ise şunlar: gökbilimci Kopernik, şair Jan Kochanowski, Polonya kralı John III Sobieski, kimyacı Karol Olszewski, son günlerde Avrupa’nın gündeminde olan aşırı muhafakazar ve milliyetçi Polonya devlet başkanı Andrzej Duda

1938’de Papa III. John da üniversiteye kaydolmuş ama eğitimine devam etmemiş.

Wavel Kalesi

Krakow’un tarihi merkezinin sınır yapılarından biri Wavel Kalesi. Yani bir yanı Kazimierz bir yanı Vistul Nehri bir yanı da tarihi meydan.

Öyle büyük ve heybetli bir şekilde bir tepede yer alıyor ki bu ilginç ve görkemli yapı insanı ilk anda büyülüyor.

Kral III. Casimir’in emriyle inşa edilen ve inşası 13. yüzyıl ile 14. yüzyıl boyunca süren bu tarihi yapı, UNESCO Kültür Mirası Listesi’nin ilk üyesi olma özelliği taşıyor.

Müzesinde birçok sanat eserinin ve tarihi eserin yer aldığı Wavel Kalesi, çeşitli mimarı stillerden örnekler de sunuyor. Bu stillerin en baskınları ise Romanesk, Rönesans, gotik ve erken Barok.

Yapının içerisinde birçok farklı müze barınıyor. Yani burası tarihi bir kompleks diyebiliriz. Bir katedral, bir şapel, Polonya’dan çıkan ilk Papa’nın emanetlerinin sergilendiği hazine odası ve Sigismund Çan Kulesi bunlardan sadece birkaçı.

Arkeoloji Müzesi

Bu tarihi müze, 1850 yılında kurulmuş. İçerisinde beş kalıcı sergi var: Antik Mısır Tanrıları, Seramik Bahçesi, Küçük Polonya’nın Tarih öncesi ve Erken Ortaçağı, Bronocice Çömlekleri.

Güzel Sanatlar Sarayı

Güzel Sanatlar Sarayı olarak da geçen bu yer, Art Nouveau’nun merkezi olmuş. Bugün içerisinde geçici sergiler de düzenleniyor.

Koleksiyonun geneli çağdaş ve modern sanat eserlerinden oluşuyor. Rafal Olbinski ve Juliusz Joniak koleksiyonun önemli ressamlarından.

Czartoryski Müzesi

Resmen 1878’de açılan bu tarihi müzedeki ilk koleksiyon aslında 1796’da Prenses Izabela Czartoryska tarafından oluşturulmuş.

Müzede, aralarında Leonardo da Vinci ve Raphael’in de bulunduğu birçok ünlü sanatçının en bilindik tablolarından bazıları yer alıyor.

Da Vinci’nin ünlü Kakımlı Kadın (Lady with an Ermine) tablosu da bu müzede bulunuyor.

Kazimierz Bölgesi

Biraz da Kazimierz bölgesi ve tarihiyle devam edelim.

Tarihin eski dönemlerinde burası Polonya Krallığı’na ait bir şehirdi. Zamanla Yahudilerin ve farklı etnik kökenlere sahip Polonyalı azınlıkların meskeni haline geldi.

1940’larda Alman güçleri bölge sakinlerini toplama kamplarına sürmeden önce bölgenin yaşayanları tamamen Yahudiler veya farklı azınlıklara sahip Polonyalılardı.

İsmini Leh kral III. Casimir’den (Kazimierz Wielki) alan bölgenin tarihi 10. yüzyıla kadar dayanıyor.

Bölgede izine rastlayacağımız en eski şeyler, Krakow’un ünlü tuz madenleriyle bu mahalleyi Vistül üzerinden birbirine bağlayan köprüleri. Elbette günümüzde bu köprüler yerin altında birer anıt olarak kalmış durumda. Buna bir örnek olarak Pons Regalis’i yani Królewski Köprüsü’nü verebiliriz.

Bölgedeki Musevi iskanının tarihi aslında şehrin kurulması kadar eskiye dayanıyor. Kral Casimir zamanında, yani 13. yüzyılda, bölgede yaşama, ticaret yapma ve ibadet etme izni alıyorlar. 15. yüzyıla kadar her şey huzurlu şekilde ilerlerken mezhep çatışmaları bu dönemde başlıyor.

Related Post

Bölgede 1400’lü yıllarda bir eğitim enstitüsü ve sinagog inşa ediliyor. Halen bölgede ziyaret edilebilen ‘Eski Sinagog’ bölgenin en eski sinagogu ve bir Ortodoks Musevi ibadethanesi. Polonya’nın en eskisi olma özelliği taşıyor ve Avrupa için de oldukça önemli bir mabet.

Kazimierz içerisinde kısıtlamalar ve Hıristiyan taşkınlıklarından kendilerini korumak isteyen ve kendi komünleriyle birlikte kalmak isteyen cemaat şehir içine surlar ördürüyor. Bu sur içindeki kısma Oppidum adı veriliyor.

1975 yılında Polonya’nın tarihteki bölünmelerinden üçüncüsü esnasında Kazimierz bölgesi özerk bir şehir olmaktan çıkıp Krakow’un ilçesi olmaya tekrar devam ediyor.

Tarih 1930’ları gösterirken Kazimierz bölgesinde 120’ye yakın sinagog bulunuyordur. Bölgedeki cemaatin bir kısmı Podgórze’deki yeni Musevi mahallelerine göç etse de geleneklerine bağlı büyük bir kısmı da bu en eski dini mabetlerden ayrılmak istemez ve Oppidum’da kalır.

İkinci Dünya Savaşı esnasında Kazimierz ve diğer Musevi mahallelerindeki halk önce gettolara, ardından da kıyımın başlangıcı olan toplama kamplarına kapatılacaktır.

Kazimierz günümüzdeki haline 1980’lerin sonunda kavuşur. Bunun nedeni de iki aktivist girişimci Janusz Makuch ve Krzysztof Gierat’ın önderliğinde başlatılan Musevi Kültürü Festivali’dir. Bu festival kapsamında bir Musevi olmak yıllar sonra ilk defa bir kültür öğesi olarak pratik edilme fırsatı yakalar.

Festival kısa zamanda ülkenin en önemli etkinliklerinden biri haline gelir. Hem Polonya içerisinden hem de tüm dünyadan ziyaretçiler bölgeye akın eder. Festival kapsamında 10 gün boyunca 300’e yakın etkinlik düzenlenir. Atölyeler, konferans ve münazaralar, rehberli geziler ve yahudi müziğinin yankılandığı etnik konserler bu festival kapsamında gerçekleşir.

Günümüzde Kazimierz Polonyalı yahudilerin kültürünü en iyi şekilde taşıyan bölgedir. Terk edilmiş evlerin dönüşüm geçirdiği tematik restoran ve kafeler insana farklı bir his verir.

Sinagoglar müzeye dönüşmüş haldedir, ücret karşılığında ziyaret edilebilirler. Anıtlar ve mezarlıklar mahallenin silüetini oluşturan önemli mevkilerdir. Duvarlarda İbranice yazılar ve grafitiler göze çarpar.

Kazimierz kültür sanat dünyası için de önemlidir. Ünlü Polonya’lı yönetmen Roman Polanski kült filmi Schindler’in Listesi, Kazimierz sokaklarında, hatta daha da spesifik olarak ileride bahsedeceğim Schindler Pasajı’nda çekmiştir.

Kazimierz’de Gezilecek Yerler

Eski Sinagog

Kazimierz bölgesinde işlevselliğine devam eden ve bölgede yaşayan ufak da olsa Yahudi cemaatinin toplanmasına ev sahipliği yapan sinagoglar var. Hatta hemen hemen her sokakta bir sinagog var diyebiliriz.

Bunların en eskisi ve en merkezi konumda bulunanı Eski Sinagog diye adlandırılan Stara Synagoga. Yapımı 1400’lere dayanıyor.

11 zloti karşılığında ziyaret edilebiliyor. Müze içerisinde museviler için önemli olan birçok obje de sergileniyor. Bu objeler sinagog içerisinde gezeceğiniz bölümlere göre değişerek dini ritüel objeleri ve günlük hayat objeleri olarak ikiye ayrılıyor.

Tempel Synagogue

Krakow’u gezerken tercihimi bu Sinagog’dan yana kullandım ve işin aslı eski sinagogu ziyaret etmediğim için biraz pişmanlık yaşadım.

Tempel yani Tapınak Sinagog’u mimari açıdan kesinlikle harika. İçerisindeki süslü bölmeler, vitraylar, oldukça büyüleyici. Fakat 10 zloti için pek de bir şey vadetmiyor.

Tarihine bakacak olursak aslında Krakow’un en yeni sinagoglarından biri.

Remuh Sinagogu ve Mezarlığı

Tarihi 16. yüzyıla dayanan Remuh sinagogu bölgenin en aktif ibadethanelerinden biri. Her cumartesi ayinlere ev sahipliği yaparak Krakow Musevilerini ağırlamaya devam ediyor.

Sinagog 1525-1572 yılları arasında yaşamış olan ünlü Leh Hahamı Moses Isserles’i anmak için bir hac merkezi görevi de görür.

Bünyesi dahilinde bir de Musevi Mezarlığı vardır.

Popper Synagogue ve Kitapevi

Burası da yine Kazimierz merkezde yer alan oldukça eski bir sinagog.

Ben sinagog kısmını ziyaret etmedim fakat kitabevi Musevi kültürüne dair hemen hemen bütün popüler dillerden oluşan inanılmaz bir arşive sahip.

Aynı zamanda hediyelik eşya ya da anı olarak satın alabileceğiniz birçok obje ve kırtasiye malzemesi de yer alıyor.

Kazimierz’deki sinagoglar saymakla bitmez. Yüksek kubbeli Izaak Sinagog’u, uzunluğundan dolayı adlandırılan Yüksek Sinagog ve Kupa Sinagogu bunlardan birkaçı.

Galiçya Musevi Müzesi

Galiçya Musevi Müzesi, Holokost kurbanlarını anmak ve Yahudi tarihini yeni bir perspektiften sunmak için kurulmuş bir müze.

Bir yardım kuruluşu olarak da anılabilir. Hem Polonyalıları hem de Yahudileri kendi gerçekleriyle tanıştırmak için faaliyetlerini sürdürüyor.

İçerisinde geçici ve kalıcı olmak üzere hem eski dönemlerden hem de çağdaş dönemden birçok sergiye ev sahipliği yapıyor.

Schindler’in Pasajı

Schindler’s List filmini izlemeyen yoktur diye tahmin ediyorum. İkinci Dünya Savaşı esnasında sahip olduğu fabrikalarda toplama kamplarına gönderilmekten kurtardığı 1200 Museviyi çalıştırarak yaşamalarına ve bölgeden kaçmalarına yardımcı olan Oskar Schindler günümüzde bir kahraman olarak anılıyor.

Bu konunun ele alındığı film de işte tam bu noktada Schindler’in Pasajı’nda çekilmiş.

İki katlı, avlulu bir pasaj burası. Beyaz duvarları, duvarlarında tarihten resimleri var.

Günümüzde halen ikinci katındaki derme çatma dairelerde yaşayanlar var. Şimdi, kimdir onlar bilinmez. Fakat geçmişte Yahudilerin bir komün halinde yaşadığı oldukça önemli noktalardan biriymiş bu pasaj.

Günümüzde bir açık hava müzesi gibi. Bahçesinde ağaçlar altında bir pub, binanın içerisinde ise galeri ve hediyelik eşya dükkanları yer alıyor.

Etnografi Müzesi

Kazimierz bölgesinde yer alan fakat yahudilikle ilgisi olmayan bir müze var son olarak listemizde. Etnografi Müzesi, Polonya kültürüne ışık tutuyor ve bence muhteşem bir koleksiyona sahip.

Giriş katındaki odalar eski dönemlerden Leh köy hayatına ışık tutuyor. Etnik esintili bir ev enstelasyonundan sonra ikinci katta rengarenk yerel halk kostümleri görüyoruz.

Beni en çok etkileyen müzenin en üst katındaki ‘nativity scene’ yani İsa’nın doğumunu betimleyen kukla oyuncakların sergisiydi. Özellikle Noel döneminde köylerde bir eğlence haline gelen bu ilginç alışkanlık günümüzde pek de karşılık bulmuyor ne yazık ki.

Müze pazar günleri ücretsiz olarak ziyaret edilebilir.

Merkez Dışında Gezilecek Yerler

Schindler’in Fabrikası

Schindler’in Listesi filmini izlemediyseniz bile mutlaka duymuşsunuzdur. Birçok Yahudi’yi Nazilerin elinden kurtaran Oskar Schindler isimli iş insanının gerçek yaşam öyküsünü anlatır.

Kendisi de bir Nazi partisi üyesi olan Oskar Schindler, Nazi askerlerine verdiği tencere gibi ürünler karşılığında toplama kamplarından Yahudi alıyor ve bunları fabrikasında çalıştırıyordu.

İşçilerinin yaşamını korumak için Nazi yetkililere rüşvet de veren Schindler, bu şekilde binlerce Yahudinin hayatını kurtarmayı başarmıştı.

Ünlü filmin yayınlandığı sırada yaklaşık 6 bin Yahudi, Schindler sayesinde kurtulduklarını ve hayatta kalmayı başardıklarını ifade ediyordu.

Krakow’daki bu fabrika da, birçok Yahudinin yaşamını kurtaran işte o fabrika. Bugün bir anıta ve müzeye dönüştürülmüş fabrikada Nazi işgali altındaki Krakow’a dair objelerin ve kişisel öykülerin yanı sıra çeşitli sanat sergileri de bulabilirsiniz.

Auschwitz– Birkenau Toplama Kampları

Krakow’un en kötü şöhretli adresi. İnsanın alana girdiği anda tüylerini diken diken eden bir yerleşke. Her yıl binlerce turistin akın ettiği ve hayatları boyunca unutmayacakları bir deneyim sunan toplama kampları.

Auschwith-Birkenau, 40 kadar toplama kampını ve toplamda 155 binayı barındıran, 13 kilometrelik bir çitle çevrili devasa bir Nazi kampı kompleksi.

1,1 milyon kadar Yahudi erkek, kadın ve çocuk bu kampta katledilmiş. Bugün bu kamp kompleksi hem orada katledilenlerin anısına bir anıt işlevi görüyor hem de müze.

Burada, mahkumların ve Nazi askerlerinin eşyalarının yanı sıra toplama kamplarının gaz odaları gibi bölümleri görülebiliyor. Bu eşyalar arasında elbise ve kıyafetlerden tarak, ayna gibi kişisel bakım ürünlerine birçok parça bulunuyor. 110 bin ayakkabı, 3 bin 800 çanta, 12 bin çanak çömlek, 40 kilo ağırlığında gözlük, 470 protez, 570 kamp kıyafeti ve 4 bin 500 civarında sanat eseri bu kampta yaşayıp ölmüş insanlardan geriye kalanlar arasında, müzenin ziyaretçilerinin görüşüne açık.

Ayrıca bu müzede mahkumların ve Nazi görevlilerin kişisel bilgilerini içeren binlerce klasör ve dosya da bulunuyor.

Bu duygusuz verilerden sonra size şunu söyleyebilirim ki birçok insan inanmasa ve bu dünya genelinde bir tartışma konusu olsa da bence bölge halen yanık kokuyor. Özellikle gaz odaları hassasiyeti olan kişilerin girmemesi gereken cinsten. Çoğu zaman boğazım düğüm düğüm ne hissedeceğimi şaşırarak tur mevkisinden uzaklaşmak zorunda kaldım. Ama itiraf etmeliyim ki herkes hayatında bir kere burayı ziyaret etmeli ve ırkçılığın sonu korkunç yerlere varan ve insanların icat ettiği en kötü şey olduğunu görmesi lazım.

Toplama kampındaki gündelik yaşama dair bilgilerin de sunulduğu bu müzeyi rehber eşliğinde gezmek çok daha verimli bir tur yapmanıza yardımcı olacaktır.

Auschwitz’e Krakow’un otobüs garından minibüsler kalkıyor. 2 saat 15 dakikalık bir yolculukla bölgeye ulaşabilirsiniz. Giriş ücreti 100 zloti.

Wieliczka Tuz Madenleri

Krakow’un hemen dışında Wieliczka isimli ufak şehirde yer alan tuz madenleri Krakow’un en turistik noktalarından biri. Şehir merkezinden belediye otobüsleri veya minibüslerle 4 zloti karşılığında ulaşılabiliyor.

Kopalnia Soli olarak adlandırılan, Krakow yakınlarında, Wieliczka’da bulunan bu tuz madeni, dünyanın en büyük yeraltı tuz madeni olma özelliği taşıyor.

Bundan 15 milyon yıl önce bu bölge bir iç denizmiş ve zamanla sular çekildikten sonra bu iç deniz, bir tuz madenine dönüşmüş.

Wieliczka Tuz Madeni, aslında 1996 yılında kadar aktif olarak işletilmeye devam etmiş. Ancak 1996 yılında bu madenin işletmesi durdurulmuş.

Bugün artık Wieliczka Tuz Madeni, Krakow’un turistik noktalarından biri olarak işlev görüyor. Bu ilginç mekanın içinde gezebiliyorsunuz. Peki gezerken ne görüyorsunuz?

Wieliczka Tuz Madeni’nin içinde buradan elde edilen kaya tuzuyla yapılmış sayısız heykel, kabartma gibi eser turistlerin ziyaretine açık. Ayrıca her yerde görebileceğiniz mankenler, çeşitli devirlerde maden işçilerinin nasıl çalıştığına dair size bir fikir veriyor.

Madenin içinde bir de şapel bulunuyor. Söylenene göre Aziz King Şapeli’ndeki tuzdan heykel ve kabartmaların tamamı işçiler tarafından yapılmış. Öyle görkemli bir salon ki yerin yüzlerce metre altında bu kadar muhteşem bir sanat eserinin yer aldığına insan inanamıyor.

Öğrendiğimiz kadarıyla burada zaman zaman konserler ve hatta düğünler bile düzenleniyormuş!

Tuz madenleri günümüzde 93 zloti karşılığında ziyaret ediliyor. 2 buçuk saat süren bu rehberli tur için emin olun verdiğiniz paranın karşılığını fazlasıyla alacaksınız. Ama üzerinize bir şey almayı unutmayın; aşağısı oldukça rüzgarlı ve soğuk olacak!

***

Umarım bu seyahat rehberiyle Krakow ziyaretiniz için gezmeniz gereken noktalara dair size bir fikir verebilmişimdir.

İyi yolculuklar!

Paylaş
İrem Kulaber

gezmeden, yazmadan, hikaye anlatmadan ve dinlemeden duramaz edebiyat + medya iletişim mezunu içerik üreticisi, şimdilik beyaz yakasını renklere boyamaya çalışıyor