Kategoriler AvrupaYurt Dışı

Floransa’da Görmeniz Gereken 16 Yer

Floransa, İtalyanca adıyla Firenze, tam bir müze şehri. Leonardo da Vinci’nin hayatının önemli bir kısmını bu kentte geçmesi de buna katkı yapıyor tabii.

Özellikle Rönesans döneminde, zengin bankerler olan Medici ailesinin himayesinde gelişen bu şehir aşağı yukarı Venedik ile Roma arasında kaldığından İtalya gezginleri için de önemli bir durak.

Söz açılmışken, Game of Thrones’taki Rob Stark rolüyle tanığımız Richard Madden’ın ve Dustin Hoffman’ın yer aldığı “Medici: Masters of Florence” gayet başarılı bir tarihi dizi, Floransa gezinizden önce mutlaka izlemenizi öneririm.

Tabii Dan Brown’ın Inferno (Cehennem) adlı kitabını da gitmeden veya uçakta okuyabilirsiniz, zaten Floransa’da da kitapta geçen yerlere götüren Inferno turları düzenleniyor.

Tarih boyunca insanlar hem temiz su kaynağı, hem atıkları uzaklaştırma hem de ticaret yolu olarak faydalandıkları için yerleşimleri her zaman akarsu kenarlarına kurmuşlardır. Floransa da Arno Nehri’nin iki yakasını kaplıyor.

Tarihi merkez esasen nehrin kuzey kıyısında yer alsa da ırmağın güneyindeki araziler de her zaman kullanılmış, özellikle zengin ailelerin burada geniş bahçelere sahip köşkleri bulunuyormuş. Bunlardan bazıları bugüne dek korunmuş ve şimdi müze olarak ziyaret edilebiliyor.

Nehrin kuzey kıyısındaki tarihi merkez ise dar sokakları ve heykellerle, çeşmelerle süslü meydanlarıyla tipik bir İtalyan kenti. Rönesans burada hala yaşıyor.

Floransa’da Görmeniz Gereken Yerler listesi de buradan, kentin simgesi haline gelen ünlü katedralinden başlıyor:

Floransa’da Görülmesi Gereken Yerler

Duomo Katedrali (Santa Maria del Fiore)

Genellikle uzun adı yerine Duomo diye anılan bu katedral için Floransa’nın sembolü denilebilir. Katedralin bulunduğu meydan da Duomo Meydanı olarak biliniyor.

Yapımı oldukça uzun (neredeyse 150 yıl) süren ve asırlar boyu tepesi açık kaldıktan sonra kubbesinin tamamlanması mucize kabul edilen devasa bir bina.

Yukarıda bahsettiğim dizide de yapım süreci ve yaşanan gerginlikler uzun uzun anlatılıyor.

Yapım süreci uzun olunca birçok farklı mimar da yapıya katkıda bulunmuş: Ana yapının, kubbenin ve girişin mimarları ayrı.

Çok büyük olmasına karşın mermer dış yüzeyindeki desenler sayesinde kaba ya da hantal görünmüyor, aksine oldukça süslü bir duruşu var.

Geceleri yapılan aydınlatma farklı bir hava katsa da ben gün ışığında detaylı biçimde seyretmekten daha çok hoşlandım.

Kubbenin mimarı Filippo Brunelleschi özellikle mimarların iyi tanıdığı bir isim, delilik ile dahilik arasındaki ince çizgide bir o yana bir bu yana gezinenlerden. Katedral için tasarladığı imkansız görülen büyüklükteki kubbe, zamanının çok ötesinde. Zaten mimarın kendisinin de katedralin yanında bir heykeli bulunuyor. Yüzyıllar boyunca “dünyanın en büyük kubbesi” unvanını koruyan bu yapı ancak modern tekniklerin gelişmesi sonucunda aşılabilmiş.

Kubbeye çıkmak mümkün ama kuyruk beklemeye ve merdiven tırmanmaya hazır olun. Katedralin kendisine giriş ücretsiz ama kubbeye çıkmak için aşağıda yazacağım yerleri de içeren, Intero denen kombine bir bilet almak gerekiyor, 15 Euro.

Giotto Çan Kulesi (Campanile)

Hemen katedralin yanında yer alan bu kule çoğu zaman binanın bir parçası sanılsa da aslında ayrı bir yapı. Intero biletine dahil ve merdivenleri çıkacak takatiniz varsa tepeden Floransa’yı kuşbakışı seyretmek gerçekten çok güzel.

Kulenin adı ise mimarı Giotto di Bondone’den geliyor. Aynı zamanda ressam da olan ve daha çok tablolarıyla ünlenen Giotto da katedralin inşası ile görevlendirilen çok sayıda mimardan biri ve inşaatı yönettiği sırada bu çan kulesini de yapıyor. Zaten kulenin üzerindeki ince işlemeler de ancak bir ressamın ürünü olabilir.

Sonradan katedralin yapımındaki payı ilk tasarımın sahibi olan Cambio’nun ya da Lorenzo Ghiberti ve Filippo Brunelleschi gibi çok ünlü isimlerin gerisinde kalsa da bu kule sayesinde adı hep hatırlanıyor.

Bu kule ve altta bahsettiğim vaftizhanenin Duomo ile birlikte UNESCO koruması altında olduğunu da not düşeyim.

Vaftizhane

Intero biletine dahil olan bir diğer yer. Hemen katedralin karşısında yer alıyor.

Bronz kapılarıyla ünlü, içeride de 13. yüzyıldan kalma mozaikler yer alıyor.

Sekizgen mimarisi sayesinde farklı bir havası var. İçeride de tavan parça parça süslenmiş.

Aynı zamanda Floransa’nın en eski dini yapısı olma özelliğine sahip.

Üstelik kiliseye çevrilmeden önce de burada Antik Roma mitolojisinin savaş tanrısı Mars’a adanmış bir tapınak bulunuyormuş.

Vaftizhane’ye olan ilgi özellikle Dan Brown’ın Cehennem adlı kitabında bahsinin geçmesinden beri daha da artmış durumda.

Vaftizhane’nin kapısındaki işlemeler de başlı başına şaheser niteliğinde. Sadece estetik değerleri ile değil, yapım süreciyle de meşhurlar.

Medici Ailesi’nin en önemli ismi denebilecek Cosimo de Medici’nin düzenlediği bir yarışma ile kapıya konulacak işlemeler belirleniyor, zaten yarışmayı kaybeden adaylar da hala arkadaki müzede sergileniyor. Yarışmada özellikle iki ünlü mimar ve işlemeci olan Ghiberti ile Brunelleschi arasında rekabet dikkat çekiyor.

Kapının işlemelerini Lorenzo Ghiberti kazansa da Brunelleschi kubbenin inşaatını yapıyor ve bu iki rakip de Floransa’ya muhteşem bir katkı yapmış oluyor.

Duomo Katedrali Müzesi

20 Euro değerindeki Intero bileti ücreti tadınızı kaçırdıysa biraz teselli olması için burayı da gezebilirsiniz, ücrete dahil.

Hemen katedralin arkasında yer alıyor ve içeride Donatello ve Michelangelo’nun elinden çıkmış heykeller yer alıyor.

Ayrıca 1401’de vaftizhanenin giriş kapısı için düzenlenen yarışmayı kaybeden eserler de burada sergileniyor (Ghiberti’nin kazanan eseri ise elbette kapının kendisinde).

Piazza della Signoria

Burası Duomo ile birlikte kentin iki ana meydanından biri. Açık hava müzesi denebilecek bir yer.

Michelangelo’nun dünya çapında üne sahip Davut heykelinin bir replikası burada yer alıyor. Tek heykel bu değil, birçok sanat eseri ziyaretinizi bekliyor.

Özellikle üç kemerin altındaki Loggia dei Lanzi kendinizi müzede gibi hissetmenize neden olacak. Floransa’da asla kaçırmamanız gereken bir adres, mutlaka ama mutlaka gidin.

Eskiden Floransa’nın idari merkezi olan Palazzo Vecchio (yani “Eski Saray”) ile Medici Ailesi’nin adeta bir yönetim binası olarak kullandığı Uffizi’nin dde bulunduğu bu meydanın tarihi de siyaset ile iç içe.

Aslında bu meydanda yer alan her heykelin altında politik bir anlam gizli. Örneğin meşhur Davut heykeli, cumhuriyetin Medici tiranlığına karşı mücadelesi simgelemek için konulmuş.

Buna karşılık, Mediciler geri döndüklerinde ise güçlerini simgelemek üzere Herkül heykeli ile birlikte Cosimo de Medici’nin at üzerinde bir heykelini yerleştirmiş.

Uffizi Galerisi

Müze yine Piazza della Signoria’da, Palazza Vecchio’nun yanında yer alıyor. Hatta söylentiye göre Cosimo de Medici özellikle burayı tercih etmiş ki Palazzo yolcuları kendi gücünü ve görkemini hatırlasın.

İsmi olan “Uffizi” de “ofisler” anlamına geliyor. Bunun nedeni Cosimo de Medici’nin burada lonca temsilcileri ve hatta başka devletlerin elçileri gibi önemli konukları ağırlayıp iş görüşmelerini gerçekleştirmesi. Bunu tam da Palazzo’nun karşısında yapması o dönemde kağıt üstünde demokrasi ile yönetilen kent için tam bir meydan okuma niteliğinde. Binanın tavanındaki süslemeler ise eminim ki her konuğu etkilemiştir!

İçerisinde yer alan muhteşem tablolarla dikkat çeken bu müzenin önündeki kuyruk ise Guinness Rekorlar Kitabı’na aday olacak cinsten. Ek 4 Euro ücret ödeyerek biletinizi online alırsanız sıra beklemekten kurtulabilirsiniz. Özellikle turistlerin çok olduğu yaz aylarında gidenlere tavsiye ederim, sırayı gördüğünüzde değdiğini anlayacaksınız.

Binanın kendisi de yazının başında bahsettiğim Medici ailesi tarafından saray olarak inşa ettirilmiş, eh insan zengin olunca kral olmasa bile sarayı olabiliyor demek ki!

İçeride Botticelli ve Titian gibi önemli sanatçıların resimlerinin yanı sıra etkileyici heykeller de var ama en meşhurları Botticelli’nin Venüs’ün Doğuşu adlı tablosu. Zaten hediyelik eşya dükkanlarında çok sayıda taklidini ve Venüs’ün biblo versiyonunu göreceksiniz.

Pazartesi hariç her gün 08:15 ile 18:50 arası açık, giriş ücreti yaz aylarında 20 euro iken kışın ise 12 euroya düşüyor. 

Palazzo Vecchio (Vecchio Sarayı)

Related Post

Eskiden Floransa’nın yönetildiği bu bina minyatür bir kaleye benziyor.

Mimari açıdan estetik bir tarafı olmasa da ben kulesini beğendiğimi söyleyebilirim.

Üzerindeki mazgalların ise süs olsun diye yapıldığını tahmin ediyorum yoksa öyle saldırıya dayanabilecek bir binaya benzemiyor.

Piazza della Signoria’da, Uffizi Müzesi ile birlikte yer alıyor ama bence bu ikisinin yanında sönük kalıyor (yani Cosimo de Medici amacına ulaşmış).

Bargello Müzesi

Daha çok heykeller üzerine odaklanmış olan bu müze de pazartesi günleri kapalı.

İçeride Michelangelo ve Donatello gibi ünlü heykeltraşların elinden çıkmış heykel ve büstler bulunuyor. Ayrıca binanın kendisi de görülmeye değer, tarihi yapısı özenle korunmuş.

Giriş ücreti olan 15 euro tüm bunlar için gayet makul bence. Dikkat etmeniz gereken en önemli nokta ise Floransa’daki diğer birçok müze gibi sabahları 08:15’te açılan Bargello’nun nedense oldukça erken biçimde, sadece 13:50’de kapanması. Gecikmeyin!

Bilim Tarihi Müzesi

Özellikle Galileo Galilei’nin kullandığı eşyaların sergilenmesi nedeniyle dikkat çeken bu müzede onun dışında birçok farklı tarihi araştırma araç gereci de bulunuyor.

Özellikle Rönesans tarihine ve bilime meraklı olanların kaçırmaması gereken bir yer.

Accademia Müzesi

Michelangelo’nun ünlü Davut heykelinin aslı burada sergileniyor desem yeterli olur herhalde. Vecchio Meydanı’nda göreceğiniz ise sadece replikası.

İçeride fotoğraf çekmek yasak, haberiniz olsun.

Girişin 12.50 Euro olması cep yakıyor. Pazartesi günleri dışında her gün 08:15 ile 18:50 arası açık (yazının burasına gelene dek anlamışsınızdır, pazartesi günleri tüm müzeler kapalı).

Vecchio Köprüsü (Ponte Vecchio)

Vecchio sözcüğü eski anlamına geliyor, bu köprünün özelliği de Arno Nehri üzerinde yer alan çok sayıda köprü arasından İkinci Dünya Savaşı’nı atlatabilen tek yapı olması.

Medici ailesi zamanından beri üzerindeki dükkanlarda yer alan kuyumcular oldukça meşhur. Zaten Floransa’ya gelince Medici ismine adım başı rastlıyorsunuz.

Mercato del Porcellino

Köprünün hemen yanında yer alan bu pazar yeri Floransa’nın en canlı köşesi.

Bronzdan domuz heykeli de turistlerin etrafında toplandığı nesnelerden. Nasıl ki Roma’da aşk çeşmesi varsa burada da bu heykel var. Ağzına para atıp burnunu okşayanların dileğinin kabul olacağına dair bir efsane mevcut ve çok sayıda insan bunu yaparken fotoğrafını çekip veya videosunu kaydedip sosyal medyaya atıyor (yani dileğiniz birkaç like almak ise gerçekleşmesi epey mümkün, yoksa çok da umutlanmayın derim).

Pazarın içinde yer alan mermer taş ise utanç taşı olarak geçiyor, eskiden müşteri kazıklayan esnaf burada sergilenirmiş. Şimdi turist kazıklayanları koysalar sadece bir taşın yeteceğini ise hiç sanmam.

Santa Croce Kilisesi

İçerisinde Michelangelo, Galileo ve Macchiavelli gibi meşhur Floransalıların anıtmezarları yer aldığından ziyaret edilebilecek bir kilise.

Leonardo da Vinci’nin mezarı burada olmasa da anısına bir plak konulmuş.

Ayrıca Dante Alighieri, filozof Giovanni Gentile, fizikçi Enrico Fermi, radyonun mucidi Guglielmo Marconi ve Duomo’nun kapılarını yapan Lorenzo Ghiberti gibi birçok önemli ismin de mezarı yahut Leonardo da Vinci gibi anıtı mevcut.

Kilisenin kendisi ise mimari açıdan o kadar da etkileyici bir yapı değil ne yazık ki. İnşaatına katedral ile aynı dönemde, aynı mimar (di Cambio) tarafından başlanmasının bunda bir etkisi olmuş mu bilemem ama Duomo’ya kıyasla sönük kaldığı kesin.

Floransa’nın önemli ailelerinden olan, Medicilerin rakibi Pazzi ailesinin şapeli de ziyarete açık ve kilisenin kendisine kıyasla daha etkileyici bir mimarisi var.

Pitti Sarayı

Arno Nehri’nin güneyinde kalan bu saray da yine Medici ailesine ait ve içinde sanat eserleri sergileniyor.

Aslında bir diğer zengin banker olan Luca Pitti tarafından yaptırılmış ancak onun iflasını takiben Medicilere geçmiş.

Cosimo de Medici’nin cumhuriyeti bir kenara itip kendini Floransa Dükü ilan etmesinin ardından neredeyse dört asır boyunca, 1919’da İtalya birleşene dek dükler tarafından saray olarak kullanılması buraya tarihi bir önem katıyor.

Şehir merkezinden biraz uzaklaşmak için iyi bir sebep. Dışarıdan pek de etkileyici görünmüyor ama bence çeşmesi gayet hoş.

İçeride ise dekorasyon muhteşem. Tavanlar birer tablo güzelliğinde. İçeride birçok müze yer alıyor, toplam giriş ücreti 16 Euro, pazartesi hariç her gün 08:15 ile 18:50 arası açık.

Boboli Bahçeleri (Baboli değil!)

Müzelerden ve kiliselerden sıkıldıysanız bu bahçelerde hoş bir yürüyüş ile içiniz açılabilir.

Hemen Pitti Sarayı’nın arkasında bulunuyor. Grotto oldukça güzel, tombul Bacchus heykeli ise eğlendirici.

Ne yazık ki giriş için 10 Euro ödemeniz gerekiyor. Yandaki Bardini Bahçeleri de fiyata dahil.

Gucci Müzesi

Adıyla müstesna bir yer. Moda meraklılarının kaçırmayacağını tahmin ediyorum, tam tersi modayla ilgilenmeyenler ise çok sıkılacaktır.

7 Euro giriş ücreti var, her gün sabah on ile akşam sekiz arası açık.

Signoria Meydanı’nda yer alıyor.

***

Floransa’da nehrin iki yakasında da ziyaret ettiğinize değecek fresklerle bezeli çok sayıda kilise ve müze mevcut, ben buraya en önemlilerini yazdım. Eğer özellikle konuya ilginiz varsa (veya benim yazdığım yerleri gezdikten sonra konuya ilgi duymaya başlarsanız) elbette buralara da uğrayabilirsiniz, ben başlıca turistik noktalara değinmekle yetindim.

Bence Floransa’yı güzel kılan özellik, Roma veya Venedik kadar turistik olmaması. Roma’da antik tarihi daha fazla hissediyorsunuz ama Rönesans dönemine meraklı olanlar için Floransa daha cazip.

O sırada Roma’da Vatikan’ın baskısı hissedilirken burada Medici ailesi sanata hamilik ederek Rönesans döneminin daha parlak geçmesini sağlamış.

Kentin sokaklarında hala eski yüzyılların atmosferi hakim, o yüzden bol bol yürümenizi ve bu şehri deneyimlemenizi tavsiye ederim.

Son olarak, yazının başında belirttiğim Medici dizisini izlemeniz bence Floransa gezinizden alacağınız keyfi kat kat artıracaktır. İnşaat sürecini gördüğünüzde Duomo Katedrali’ne ayrı bir gözle bakacaksınız, göreceğiniz sokak isimleri çok daha tanıdık gelecek, müzelerdeki sanat eserleri için verilen çaba nedeniyle değerleri daha da artacak ve Floransa şehri genel olarak anlam kazanacak.

Ayrıca uçak yolculuğunuz sırasında Dan Brown’dan Cehennem (Inferno) adlı kitabı, en azından Floransa’dan geçen kısmı okumak da bence tek başına pek ilgi çekici yanı olmayan Vaftizhane gibi yerlere olan merakınızı artıracaktır.

İyi gezmeler!

Paylaş
Kerem Alp Usal

Adana’da doğan yazar, Ankara Fen Lisesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. ODTÜ Enformatik Enstitüsü’nde Bilişsel Bilimler Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Yazın hayatına kaleme aldığı öykülerle başlamış ve öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanmıştır. Yazarın yayımlanmış 9 adet kitabı bulunmaktadır. Çok bilmenin tek yolunun hem çok okumak hem de çok gezmek olduğunu düşünüp ikisini de bol bol yaptığından gezdiği yerleri anlatan seyahat yazıları yazmaya başlamıştır.