Kategoriler Yurt Dışı

Los Angeles’ta Gezilecek Yerler

Amerika Birleşik Devletleri’nin New York City’den sonra en büyük ikinci şehri olan Los Angeles; aynı zamanda dünyanın en zengin insanlarının yaşadığı yerlerden biri. Burada hem devasa bir metropolde olmanın tüm avantajları; hem de şaşırtıcı bir sakinlik ve dinginlik bir arada yaşanıyor.

Ülkenin Kaliforniya eyaletinde yer alan nam-ı diğer Melekler Şehri; tüm dünyadan turistler için her daim bir cazibe merkezi olma iddiasını birçok farklı açıdan koruyor.

Özellikle Hollywood’un burada yer alması sayesinde, Los Angeles sanatçı nüfusunda da patlama yaşayan bir yerleşim. İnsanlar yalnızca sinema sahnesinden tanıdıkları yüzleri ve film platolarını yakından görmek için bile buraya adeta akın ediyor. İkonik Hollywood tabelasının önünde hatıra fotoğrafı çektirmek; en az İtalya’da Pisa Kulesi’nin ya da Fransa’da Eiffel’in önünde artistik bir poz vermek kadar kıymetli bir deneyim.

Çocuklu aileler ise; daha çok bölgede yer alan Disneyland’ın büyüsüne kapılıyor desek yalan olmaz.

İklim, coğrafya, yer altı kaynakları gibi aklınıza gelebilecek tüm doğal faktörler de Los Angeles’a karşı oldukça cömert. Tropikal iklim ile Akdeniz iklimi arasında gidip gelen hava durumu; burayı yılın her mevsimi rahat kıyafetlerle gezilmeye elverişli kılıyor. Hiçbir koşulda risk almak istemeyenler için Melekler Şehri’nin en güzel ayları ise; nisan, mayıs ya da eylül gibi bahara denk gelen aylar olarak sayılabilir.

Türkiye’den Los Angeles’a İstanbul üzerinden direkt uçuş ile ulaşabilmek bir avantaj. Yaklaşık 14 saat süren yolculuktan sonra, sizi 10 saat kadar zaman farkı karşılıyor. Amerika seyahatlerinin olmazsa olmazları arasında yer alan ve “jet lag” adı verilen bu zaman kaymasını mutlaka geziden önce hesaba katmalısınız. Yeni gece ve gündüz düzenine adapte olduktan sonra ise uzun bir gezilecek yerler listeniz olduğundan kesinlikle emin olabilirsiniz.

Meydanlardan parklara, tarihi yapılardan müzelere, Universal Studios olarak bilinen Hollywood film platolarından Disneyland’daki heyecan verici oyun parklarına kadar yüz ölçümü bakımından dev bir alanın altını üstüne getirmek isteyeceksiniz. Üstelik sadece tema parklar bile en az birkaç gününüzü alacak.

Bunun için kendinize mümkünse 10 gün kadar bir süre ayarlamanız yerinde olur. Şartları zorlayamıyorsanız da  5-6 günün altına kesinlikle düşmeyin.

Uçak biletleri ve konaklama masrafları yönünden avantaj sağlamak için olabildiğince erken rezervasyon yaptırmakta fayda var. Birçok turistik atraksiyon için de biletlerinizi önceden indirimli olarak satın alabiliyorsunuz.

Eğer Los Angeles için hazırlıklar tamamsa ancak keşfetmeye nereden başlayacağınızı bilemiyorsanız artık sizi yazının devamına alabiliriz.

Amerika Birleşik Devletleri’nin bu nadide şehrinde gezilecek tüm yerleri aşağıda detaylı bir biçimde bulabilirsiniz.

Turistik Bölgeler

Elinize bir Los Angeles haritası aldığınızda bu şehrin hem neredeyse yapay sayılabilecek kadar turistik bölgelerden hem de okyanus kıyısında muhteşem sahil kasabalarından oluştuğunu göreceksiniz.

Akademi Ödülleri olarak da anılan Oscar Ödül Töreni’nin kırmızı halısı da bu şehirde düzenleniyor; bikinili ve parmak arası terlikli genç kadınlar da bu şehirde güneşleniyor.

Bu nedenle Los Angeles; size tek bir şehri ziyaret ederek günlerce süren bir macera yaşama fırsatı sunan nadir tatil destinasyonlarından biri sayılabilir.

İlçeler arasında hatırı sayılır mesafeler bulunduğundan; araba kiralamak çok doğru bir seçim. Los Angeles Havalimanı’ndan ayrılmadan hemen önce bu ihtiyacınızı karşılayabilirsiniz. Sorun yaşamamak için; araç kiralama acentesiyle önceden iletişime geçmeniz de yerinde olur.

Downtown (Şehir Merkezi)

Los Angeles şehir merkezinden City Center yerine Downtown diye bahsedildiğine şahit olmanız muhtemel.

Yüksek binalar, son derece gelişmiş bir toplu taşıma sistemi, dev reklam panoları ve her yanı saran birbirinden şık mekanlar buranın imzası sayılabillir. Hem şehrin hem de bölgenin ekonomisi buradan soruluyor.

Birbirinden şık kafe ve restoranlarda hafta içi akşamları iş çıkışlarında yoğunluğa rastlayabilirsiniz.

Hafta sonunu Downtown’da geçirmek ise bunca sahil kasabasının olduğu bir şehirde pek yaygın bir alışkanlık sayılmaz.

Hollywood

Meşhur Amerikan rüyasının Hollywood sınırları içinde doğduğunu ve Amerikan ateşinin film endüstrisi sayesinde buradan dalga dalga yayıldığını söylemek herhalde yanlış olmaz.

Hollywood’u ziyaret etmek herkes için ömürlük sayılabilecek bir deneyim. Yıldızlar Geçidi olarak anabileceğimiz üzeri Hollywood starlarının ismi ile dolu olan Walk of Fame burada yer alıyor.

Hediyelik eşya yönünden de; başta ünlülerin resminin basıldığı objeler olmak üzere en çok sayıda seçeneği Hollywood’da bulabiliyorsunuz.

Şehir merkezi (Downtown) ile Hollywood arasında 12 kilometre mesafe var. Ulaşımda sıkça düzenlenen metro seferlerinden faydalanmak mümkün.

Beverly Hills

90’lı yıllarda gösterilen Beverly Hills adındaki diziyi hatırlayanlar burada mı? Lüks içinde yaşayan gençleri konu alan yapım asla bir kurgu değil. Burası gerçekten de tüm dünyadaki en pahalı markaların, en eşsiz tasarımların ve en şık mekanların adresi.

Beverly Hills boyunca dolar milyonerlerinin ikametgah adresleri de bir bir sıralanıyor. Bütçeniz izin veriyorsa burada alışverişin dibine vurabilir ya da olmuyorsa en azından biraz magazin yaparak keyifli bir gün geçirebilirsiniz.

Şehir merkezi ile Beverly Hills arasında 20 kilometre kadar bir mesafe var. Buraya özel araçla ulaşım mümkün.

Pasifik Sahilleri

Gelelim Pasifik Okyanusu boyunca sıralanan sahilere… Cıvıl cıvıl Kaliforniya plajları sörf tutkunları tarafından da sıkça tercih ediliyor.

On bin kişinin üzerinde yerleşik nüfusuyla Malibu; özellikle deniz sezonunda patlama yaşıyor.

Bu semt alışveriş, eğlence, deniz, kum ve güneş gibi farklı seçenekleri bir arada sunmasıyla biliniyor.

Şehrin en temiz sahilleri de yine burada. Malibu’dan sonra en çok tercih edilen plajların Santa Monica ve Venice olduğunu söyleyebiliriz. Bu plajlar size; ev sahibi oldukları birçok ünlü film sayesinde de tanıdık gelecek.

Turistler buralara yoğun ilgi gösteriyor, ulaşım için otobüs seferleri olsa da araç kiralamak daha çok tercih edilen bir seçenek.

Genç nüfusun hayli yüksek olduğu kıyı şeridinde; her köşeden karşınıza paten kayan ya da sörf yapan gençler çıkıyor.

Gece hayatı da özellikle Venice ve çevresinden soruluyor.

Tüm bu keyifli anlar sayesinde Los Angeles’ta bulunduğunuzu her an doya doya hissedebiliyorsunuz.

Alternatif Rotalar

Silver Lake, China Town, Little Tokyo ve Culver City’den oluşan bu yerleşimlerin her biri şehrin yükselen değerleri.

Çoğu Downtown yakınlarında konumlanan alternatif rotaları; ana durakları tamamladıktan sonra gezmek isteyebilirsiniz.

Şehirdeki Asyalı nüfus Little Tokyo ve Chine Town adı verilen yerleşimlerde toplanıyor. Burada Asya yemeklerini orijinalinden bile daha güzel biçimde bulabilirsiniz.

Silver Lake ve Culver City ise; modern mimariye ve şehrin gelişen yüzüne ilgi duyanlar için. Burada pahalı ve şık tasarımlar; kafe, restoran ya da bar gibi mekanlarda art arda karşınıza çıkıyor.

Silver Lake’i ayrıca bütçeniz elveriyorsa konaklama için de tercih edebilirsiniz.

Meydanlar ve Parklar

Los Angeles; New York City’den sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin en büyüğü olmasına rağmen ilk anda kaos, gürültü ya da trafik gibi kavramları çağrıştırmıyor.

Aksine; bu güzel  şehirde kıyıda olmanın getirdiği ılıman etki ile birlikte şaşırtıcı bir huzur var.

Dünyanın en büyük metropollerinden birinde; ne yöne gideceğinizi bilemediğiniz ya da gezip dolaşmaktan yorgun düştüğünüz anlarda muhteşem açık hava alanları size ev sahipliği yapabilir.

Griffith Park ve Gözlem Evi

 New York’taki Central Park’tan sonra daha büyük bir parkla karşılaşmayı düşünmemiş olabilirsiniz.

Griffith Park ise; hacim olarak bu dev parkın da ötesinde.

Neredeyse tüm gününüzü geçirseniz sıkılmayacağınız parkta; planetaryum, gözlem evi, sergi alanları, yürüyüş ve tırmanış rotaları, oyun alanları ve eşsiz manzaralar bulunuyor.

Doğa tutkunlarının mutlaka görmesi gereken bu yerde; en tepeye tırmanılarak teleskoplardan şehir manzarasını izlemek mümkün oluyor.

Lee Dağı’nın yamaçlarına monte edilen Hollywood yazısı da yine en iyi açıyla buradan görülebilir.

Yine en üstteki kafede kahve molası verebiliyorsunuz.

Parka ya da gözlem evine girmek için herhangi bir ücret talep edilmiyor.

Park her gün, güneş doğduğu andan itibaren gece saat 22.00’ye kadar hizmet veriyor. Gözlem evi Pazartesi günleri kapalı. Onun dışında; hafta içi 12.00 ile 22.00 arasında açık tutuluyor. Hafta sonu ise bu saatler açılış 10.00 ve kapanış 22.00 olmak üzere güncelleniyor.

Araç için kapasitenin sınırlı olduğu alanda otoparkı kullanmak isterseniz; saat başına 6 ile 10 dolar arasında değişen bir ödeme yapmanız gerektiğini de hatırlatalım.

Exposition Park

Spor Arenası’nda spor karşılaşmalarını izlemek, Rose Garden olarak anılan gül bahçesinde gül kokuları arasında biraz ayaklarınızı uzatmak ya da sadece halkın arasına karışıp gözlem yapmak…

Tüm bunlar için Downtown adı verilen Los Angeles şehir merkezinde yer alan Exposition Park ideal bir seçim.

150 dönüm gibi geniş bir alana yayılan park; 1872 yılından bu yana Los Angeles’ın göbeğinde.

Burası aynı zamanda gerçek bir müzeler bölgesi. National History Museum (Ulusal Tarih Müzesi) ya da African American Museum (Afrikan Amerikan Müzesi) gibi önemli müzeleri gezmek isterseniz de yolunuz önce mutlaka Exposition Park’a düşmeli.

Runyon Kanyon Parkı

Tırmanış ve yürüyüş için en güzel Los Angeles parkurlarından biri; Hollywood’un kapı komşusu niteliğindeki Runyon Kanyon Parkı.

Hollywood Bulvarı ile kanyon arasında iki blok kadar mesafe var. Bu doğal yaşam alanı özellikle kalabalık ailelerin ve arkadaş gruplarının ilgisini çekmeyi başarıyor.

Parkta haftanın her günü ücretsiz yoga gibi çeşitli etkinlikler var. Koşu ve yürüyüş, buranın olmazsa olmazları arasında.

Ekonomi ve finansın kalbi Downtown’da stresli şehir hayatına atılmaya hazırlananlar bile önce burada soluklanıyor diyebiliriz. Dairesel parkurlar boyunca her an bölgedeki bol oksijeni içinize çekebiliyorsunuz.

Los Angeles yerli halkının; sörf yapan okyanus insanları ve tırmanış seven yeşil doğa insanları olarak ikiye ayrıldığını rahatlıkla belirtmek mümkün.

Santa Monica Dağları’nın doğasındaki bu rota, şehre yukardan bakmayı sevenlerin favorileri arasında.

Rodeo Drive Bulvarı

İstanbul için Nişantaşı neyse; Los Angeles için de Rodeo Drive Bulvarı da aynı anlama geliyor.

Tabii Nişantaşı’nın çok mütevazı bir benzetme olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Beverly Hills üzerinde yer alan cadde; dünyadaki en ünlü markaların hepsini bir arada, sıralı biçimde bulabileceğiniz yegane yerlerden de biri. Wilshire ve Santa Monica Meydanı arasında konumlanan bu caddede; gözünüzü Hermes çantalardan ya da Armani, Chanel, Gucci gibi markaların şık butiklerinden bir an olsun alamayacaksınız.

Bütçeniz bu kadar pahalı bir alışveriş yapmaya yetse de yetmese de bu ünlü caddeye programınızda mutlaka yer vermelisiniz.

Hollywood Bulvarı

Amerikan film endüstrisinin kalbinin attığı bu yerin zemini, 2500’ün üzerinde yıldızla resmen aydınlanıyor.

1950 yılından itibaren birer birer dolmaya başlayan yıldız isimleri, bugün Los Angeles’ın en güçlü turist çekim noktasını yaratıyor.

Melekler Şehri’ne akın edenler arasında, sevdiği sinema sanatçılarıyla tanışmayı hayal edenlerin sayısı hiç de az değil.

Yıldızlarla ilgili hoş bir detaydan da bahsedelim. Marilyn Monroe’dan Leonardo Di Caprio’ya, Nicole Kidman’dan Tom Cruise’a kadar aklınıza gelebilecek tüm aktör ve aktrislerin isimleri yerde sıralanırken; Muhammed Ali ismi bir duvarda bulunuyor. Bu durum bölgedeki tur rehberleri tarafından; yetkililerin Muhammed ismine gösterdikleri saygının bir ifadesi olarak anlatılıyor.

Önemli Yapılar

Los Angeles’a kadar gelip de; şehrin en önemli yapılarını selamlamadan dönmek istemezsiniz öyle değil mi?

Hem mimari bakımından hem de sosyal açıdan bu yapılar dünya görüşünüzü zenginleştirebilir.

Los Angeles’ın neden dünya devleri arasında yer aldığını da, birbirinden kıymetli eserlerle dolu sokaklarda biraz turladıktan sonra rahatça anlayabileceksiniz.

University of California – UCLA ( Kaliforniya Üniversitesi)

Okyanusları aşmışken üniversite gezisi de nereden çıktı diye düşünmeyin. Şehrin en kıymetli yapılarından biri; aynı zamanda dünyanın sayılı üniversiteleri arasında işaret edilen Kaliforniya Üniversitesi.

Okulun bahçesinde, yemyeşil çimlerde vakit geçirmek için herhangi bir ödeme yapmanıza gerek yok. Sadece buradaki sosyal ve akademik havayı solumak ya da çocuklarınız varsa buradaki üniversite yaşamına özendirmek için bile Kaliforniya Üniversitesi’ni rotanıza ekleyebilirsiniz.

TCL Chinese Theatre (Çin Tiyatrosu)

Hollywood gezilecek yerler listesinin en önemli duraklarından olan bu mekan; ağırladığı konser ya da tiyatro gibi etkinliklerin ötesinde mimarisiyle de her zaman gündemde.

Ünlülerin imzalarının yanı sıra el ve ayak izleri de burada saklanıyor.

Çin mimarisine atıfta bulunan eser aynı zamanda kırmızı halı törenleri için de sıkça tercih edilen bir mekan.

Dilerseniz buradaki bir operaya bilet alın, dilerseniz de yalnızca önünde bir hatıra fotoğrafı çektirin. Seçim sizin.

Walt Disney Konser Salonu

Daha içine adım bile atmadan, mimarisiyle sizi büyülemeye hazırlanan bir başka mekan da Downtown sınırları içinde konumlanan ünlü Walt Disney Konser Salonu.

Bu binanın bir örneğini daha hayatınız boyunca görmediğinize emin olabilirsiniz. 2003 yılında hayata geçirilen mekan, tasarım alanında düzenlenen uluslararası bir yarışmanın galibi. Salonun içinde hiyerarşik bir düzenin olmaması son derece işlevsel; dolayısıyla burada seyirci olarak bulunmak da paha biçilemez bir deneyim.

Özellikle de opera gibi bir sanat dalını, müziğin kalbi sayılan bu yerde dinlemek herhalde yaşam boyu unutulamaz.

Binanın yalnızca önünden geçen turistler bile dik açılar ve keskin kıvrımlardan oluşan taş kaplamaları fotoğraflamaktan kendilerini alamıyor.

Capital Records Binası

Yine Los Angeles’ın Hollywood semtinde yer alan Capital Records Binası; buranın en eski kulelerinden biri olarak işaret edilebilir.

Binanın mimarisi son derece orijinal. Dünyanın ilk dairesel ofis diziliminin bu kulede olduğu söyleniyor. 13 kattan oluşan bina, Hollywood’un eski silüeti hakkında da size fikir verebilir.

Burası halihazırda eğlence sektöründe faaliyetlerine devam ediyor.

Müzeler ve Sergiler

Müze kelimesini duyduğunuzda zihninizde ne canlanıyor? Eğer cevabınız sıkıcı anlatımlar ve eski objelerden ibaretse; şu ana kadar alışık olduğunuz müze kavramını yerle bir etmeye hazırlanın.

Related Post

Los Angeles’taki müzelerin her biri son derece modern mimariler içinde, farklı ve ilgi çekici alanlarda ufkunuzu açmaya yönelik tasarımlar. Şehirdeki günlerinizden en az ikisini; bu kıymetli sergilere ayırmayı ihmal etmemelisiniz.

The Getty Center

Kapılarını ilk kez 1997 yılında açan The Getty Center koleksiyonu; hem açık hem de kapalı alanlara yayılan ve bahçelerle insanın içini açan harika bir tasarım.

Los Angeles’ın sanat ve mimari merkezi olarak da anılan tesiste 100  dönümlük bir arazi mevcut. Sürücüsüz tramvayla gezilebilen bu yer; Barok heykeller, görkemli avlular, Orta Çağ’dan kalma tablolar ya da konser alanları gibi çok sayıda cazibe noktasını sınırlarında barındırıyor.

Pazartesi günleri kapalı olan merkez, haftanın diğer günleri sabah 10.00 ve akşam 17.30 arasında ziyarete açık. Sadece Cumartesi günleri bu süre 21.00’e kadar uzuyor.

Van Gogh başta olmak üzere birbirinden kıymetli resim ve heykel sanatçılarının eserlerini içeren kalıcı koleksiyonun yanı sıra; dönemsel olarak da merkeze hangi sergilerin geldiğini kontrol etmek isteyebilirsiniz.

Bir de güzel haber vermek gerekirse, The Getty Center girişlerinde ücret ödenmiyor.

Samuel Oschin Planetaryumu

Gelişmiş dijital projeksiyon sistemi ve konforlu yerleşim düzeni ile Samuel Oschin Planetaryumu; mutlaka ziyaret etmeniz gereken bir çekim noktası.

Planetaryum, Griffith Park içerisinde konumlanıyor.

Özellikle çocukların ilgisini çekecek bu etkinlikte yaş sınırı var. 5 yaşın altındaki çocuklar; yalnızca günün ilk etkinliklerine kabul edilebiliyor (Hafta içi 12.45 vehafta sonu 10.45 olmak üzere).

Bu önemli bilgiyi bir kenara not ettikten sonra Pazartesi hariç hafta içi her gün günde 8 şovun, hafta sonu ise günde 10 şovun düzenlendiği bu büyülü mekanda yerinizi almaya hazırlanabilirsiniz.

Burası için önceden rezervasyon yaptırmak mümkün değil; biletlerinizi kredi kartı ya da nakit olarak gözlem evindeki gişeden ya da otomatik bilet satış makinelerinden temin etmelisiniz.

Planetaryum içerisindeki her bir sunum, bizzat bir hikaye anlatıcısı tarafından canlı bir biçimde; son derece etkileyici olarak aktarılıyor.

Fiyatlardan bahsetmek gerekirse; 5 yaş altı için ücretsiz, 5-12 yaş aralığı için 3 dolar, 13 yaş üstü için 7 dolar, 60 yaş üstü için 5 dolar ve geçerli kimlik belgesi sunabilen öğrenciler için de yine 5 dolar ödeme yapmanız gerektiğini söyleyebiliriz.

The Museum of Contemporary Art – MOCA (Los Angeles Çağdaş Sanat Müzesi)

Tarihi 1970’li yıllara dayanan müze; sadece Amerika Birleşik Devletleri’nin değil, Avrupa’nın da en gözde modern sanat eserlerini koleksiyonunda barındırıyor.

Müzenin ilgi alanını daha çok 1940 ve sonrasında ortaya çıkan eserler oluşturuyor.

Ana merkezi Grand Avenue üzerinde konumlanan müzenin iki ayrı noktası daha var.

Salı günleri kapalı olan merkez, onun dışındaki günlerde kapılarını saat 11.00’de açıyor. Kapanış saatleri ise, sezona  ve haftanın günlerine göre 17.00 ile 20.00 arasında farklılık gösteriyor. Perşembe günleri 17.00 ile 20.00 saatleri arasında içeri girmek için ücret ödemenize gerek yok. Onun dışındaki tüm ziyaretlerinizde, yetişkinler için kişi başı 15 dolar, öğrenciler için 8 dolar ve 65 yaş üstü için 10 dolar olmak üzere ödeme yapmalısınız. 12 yaş altı çocuklardan ücret talep edilmiyor.

California Science Center (Kaliforniya Bilim Merkezi)

Müzeler bölgesi olarak da bahsettiğimiz Exposition Park içerisinde; özellikle çocuklu ailelerin zaman ayırması gereken bir bilim merkezi var. Bu merkez; hem geçici sergi ve gösterilere hem de yılın her dönemi ücretsiz olarak ziyaret edilebilen bir arşive ev sahipliği yapıyor.

Her gün 10.00 ile 17.00 arasındaki zaman diliminde burayı görme şansınız var.

Özel atraksiyonlar için ödeme ve rezervasyon yapmanız gerekebiliyor; bu nedenle mutlaka topluluğun resmi internet adresine bir göz atın.

Çeşitli kimyasal tepkimeleri yerinde izlemek, uzay boşluğu üzerine maceraları takip etmek ve hayvanlar aleminin derinlerine dalmak gibi farklı aktiviteler özellikle çocukların ve gençlerin ilgisini çekebilir.

Hollywood Wax Museum (Balmumu Heykel Müzesi)

Madame Tussauds müze zincirinin en güzel noktalarından biri, işin tam mutfağında yani Hollywood’da yer alıyor.

Balmumu heykel sanatının giderek yaygınlaşması ve neredeyse herkesin bir balmumu heykelinin olması bu müzeye olan ilginizi azaltmasın. Film sahnelerinin birebir canlandırıldığı Hollywood sahneleri kesinlikle ilginizi çekecektir.

13 yaş üstü için kişi başı 21 dolardan başlayarak bilet satın alabiliyorsunuz. 17.00’den sonra giriş yaparsanız biletlerde 18 dolara kadar indirim yapılabiliyor.

Online bilet satın almak hem fiyat olarak daha avantajlı hem de sıra bekleme riskini almanıza gerek yok.

Müze içinde aynı zamanda 4D teknolojisinin kullanıldığı film gösterimleri de yapılıyor.

Eğlence Merkezleri

Los Angeles demek eğlence demek! Hem de bu her yaştan ziyaretçi için geçerli. Söz konusu Disneyland ve Universal Studios gibi tema parklar olunca zaten yediden yetmişe herkesin yaşı bir anda eşitleniyor.

Aile tatilleri için rotayı Melekler Şehri’ne çevirmek; işte tam da bu nedenle gayet yerinde bir seçim.

Staples Center

Bütün dünyadan spor tutkunlarının yakından takip ettiği NBA karşılaşmaları sayesinde adını duyuran mekan; aynı zamanda Pink’ten Backstreet Boys’a Celine Dion’dan Bad Bunny’e kadar aklınıza gelebilecek her tür müzik türünden dev isimleri de sahnesinde ağırlıyor.

Los Angeles yollarına düşmeden önce bu gösterişli yapının konser, maç ve etkinlik takvimine mutlaka bakmalısınız.

Biletler etkinlik bazında değişiklik gösterse de online olarak satın alınabiliyor. Üst sınır koymak mümkün değil ama kişi başına en az 50 dolarlık bir harcamayı da ortalama bir etkinlik için gözden çıkarmalısınız.

Universal Studios

Bir benzeri de Orlando’da bulunan Universal Studios adlı eğlence parkı; Hollywood deneyimini yerinde yaşamanıza imkan veriyor.

İlk kez 1960’lı yıllarda halkın ziyaretine açılan tema park; esasında 1915 yılından bu yana hizmet veren dev bir stüdyo.

Universal Studios eğlence parkı; ziyaretçilerini Marilyn Monroe ile karşılayan ve yol boyu Simpsons ailesinden Spider Man türevi süper kahramanlara kadar tüm tanıdık simaları gözler önüne seren efsanevi bir mekan.

Çocukların buraya bayıldığını söylemeye gerek yok; ancak yetişkinlerin kalbi de asla boş değil.

Universal Studios biletlerini online olarak satın almanız mümkün. Fiyatlar tek gün için kişi başı 109 dolar ile 129 dolar arasında değişiyor. Satın aldığınız güne göre fiyat avantajı yakalamanız mümkün. 2 günlük biletler ise; yine gününe göre 149 dolar ile 169 dolar arasında. Hiç sıra beklemeden VIP bir tecrübe yaşamak isterseniz; bu kez kişi başı 350 dolara kadar artan bir bütçeyi de gözden çıkarmanız gerekiyor.

Harry Potter, Walking Dead, Transformers, Fast and Furious, Jurassic World ve King Kong gibi atraksiyonların özellikle ilgi gördüğünü söylemek mümkün.

İçeride aynı zamanda çok sayıda mağaza ve yeme içme alanı da var. Bu mekanların her biri de yine film temalarını canlı tutuyor.

Hediyelik eşya almak isterseniz; en ilginç parçaları burada bulabileceğinizi söyleyebiliriz.

Dünyaca ünlü tema parkın sezonsal olarak da birçok etkinlik düzenlediğini hatırlatalım. Noel, Yılbaşı ya da Cadılar Bayramı başta olmak üzere; eğer Los Angeles gezinizi Amerika Birleşik Devletleri için önemli bir tarihe denk getiriyorsanız Universal Studios’taki programı da bilet almadan önce mutlaka gözden geçirin.

Disneyland

Eğlence merkezi ya da tema park denildiğinde herkes kendi tecrübesine göre farklı bir şey anlıyor olabilir. Ancak burası; yılda 12 milyonu aşan ziyaretçisiyle aklın sınırlarını zorlayan efsunlu bir dünya.

1955 yılında Walt Disney tarafından hayata geçirilen Disneyland; Los Angeles şehir merkezinin kırk dakika kadar uzağında konumlanıyor.

Annheim olarak anılan bölgede dilerseniz konaklamanızı da gerçekleştirebiliyorsunuz. Yeme içme, konaklama ya da alışveriş yönünden burada sıkıntı çekmeniz söz konusu değil. Her şey çocuklu aileleri hesaba katarak organize edilmiş durumda. Nasıl desek, size sadece gerekli ödemeleri yapmak kalıyor!

Tüm tesisler Disneyland adıyla anılsa da; biri Disneyland Park, diğeri California Adventure Park olmak üzere iki ayrı park alanının bulunduğunu bilmelisiniz.

Disneyland Park, Paris’teki benzerine çok yakın bir deneyim sunarken; California Adventure Park özellikle yetişkinler tarafından daha ilginç bulunabilir.

Her iki parkı da görmek isteyenler; her parka bir gün ayırmalı. Aksi halde bir atraksiyondan diğerine koşuşturmaktan eğlenceye vakit bulamayabilirsiniz. Zaten girişler de ayrı ayrı fiyatlandırılıyor.

Kampanya ya da indirimler çok fazla değişiklik gösterdiği ve erken alımlarda avantaj sağlanabildiği için mutlaka resmi internet sitesini ziyaret edin.

Park içinde çok fazla sıra bekleyeceğiniz için; bir de bilet sırası beklemenize hiç gerek yok.

Tek günlük girişlerde 100 doların altında fiyat bulmak zor; otellerde konaklamayı ve 3 günden fazla kalmayı seçerseniz “magic morning” gibi sürprizlerden faydalanabiliyorsunuz. Bu uygulama, sabahın erken saatlerinde kimseler gelmeden parktaki eğlencelerden faydalanmanıza imkan tanıyor.

Son olarak; parkın hafta sonu her koşulda çok kalabalık hale geldiğini ve bu nedenle hafta içi tarihlerin daha iyi birer seçim olduğunu da hatırlatalım.

Disneyland Park içerisinde sizi bekleyen bölümler; Adventureland (Indiana Jones atraksiyonunu da içeren orman bölgesi), Frontierland (Vahşi Batı canlandırması), Fantasyland (çocukların bayıldığı Disney karakterlerinin olduğu bölüm) ve Tomorrowland (futüristik bölüm) olarak sıralanabilir.

Six Flags

Los Angeles’a bir iki günlüğüne uğramayı düşünen varsa; yazının sonlarına doğru kararını yeniden gözden geçirmeli. Görüldüğü gibi, sadece şehirdeki tema parkların hakkını verebilmek için bile en az bir hafta süreye ihtiyaç var.

Six Flags; bölgede her yaştan adrenalin tutkunlarına hitap eden bir diğer eğlence parkı. Yetişkinler ve çocuklar için farklı seviyelerde atraksiyonların olduğu yerde; dönemsel olarak da değişen eğlenceler düzenleniyor. Efsanevi Looney Tunes karakterleri ile Six Flags sokaklarında karşılaşmak asla sürpriz değil.

Her gün 10.30’da kapılarını açan parkın kapanış saati, sezona ve güne göre değişebiliyor. Park girişinde 90 dolara alabileceğiniz günlük giriş kartları; online olarak 60 dolar gibi indirimli bir fiyata alıcı buluyor.

Tıpkı Disneyland’de olduğu gibi; sıra beklememek için de bu seçenek daha avantajlı.

Özel araçla seyahat ediyorsanız; park için de 25 dolar gibi yüksek bir ücret talep edildiği konusunda uyarmış olalım.

Plajlar

Sörf tahtasının üzerinde havalı bir poz vermeden Los Angeles’tan dönmek… Pek de kabul edilebilir bir karar değil.

Burası belki de her şeyden çok muhteşem plajlarıyla ünlü. Plajların her birinde de üst düzey tesisler yer alıyor.

Venice Plajı

Yolun bir yanında seyyar satıcılar ya da küçük tasarım dükkanlar; diğer yanında ise muhteşem Pasifik sahilleri. Bu manzaraya rastladığınız anda; ilk bakışta İtalya sahillerini de çağrıştıran Venice Plajı’na ayak bastınız demektir.

Adı üzerinde, Venice Plajı ile Venedik arasında yakın bir benzerlik var. Kanallar, bungalovlar ve renkli karavanlar bunlar arasında sayılabilir.

Evlerin duvarlarının farklı ve canlı renklere bürünmüş olması da tatil fotoğraflarınıza tam anlamıyla renk katacak.

Venice girişinde sizi beton kaldırımlar karşılasa da hemen sonraki adımınızda dev bir kumsal ve geniş alana yayılan dalgalar ziyaretinizi bekliyor.

Yol kenarında her daim paten kayan, köpek gezdiren, müzik yapan, basketbol oynayan ve bisiklete binenlerden oluşan bir kalabalık var.

Çevredeki tesislerde fiyatların yüksek olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak bu durum neredeyse tüm Los Angeles için geçerli.

Santa Monica Plajı

Santa Monica Rıhtımı denildiğinde herhalde bilmeyen yoktur. Bu rıhtımın üzerinde dünyada örneği olmayan bir şekilde, ikonik sayılan bir lunapark yer alıyor.

İskele her an led ışıklarla süslü ve kalabalık. Özellikle trafiğe kapalı olan St. Promenade Caddesi, Santa Monica’nın kalbini oluşturuyor. Burası yeme içme mekanlarının yanı sıra; tasarım butiklerle de dolu.

Santa Monica sahilini yürüyerek dolaşmak, buradan birçok plaja yine ya yürüyerek ya da bisikletle ulaşmak mümkün.

Bisiklet yolu yaklaşık 35 kiometre sürüyor ve dünyanın en iyisi olma iddiasını da taşıyor.

Tüm bu Santa Monica aktiviteleri içerisinde tartışmasız en güzel olan ise; kızıla çalan plajda güneşin doğuşunu ve batışını izlemek.

Ünlü Santa Monica Plajı; hayatın akışından bir an bile kopmanıza izin vermeden sizi bir masal alemine doğru sürüklüyor.

Malibu Plajı

Los Angeles’ın en ünlü ve en pahalı plajlarından biri olan Malibu; ünlü Santa Monica bölgesinin kuzeyinde, bölgeye 20 kilometre kadar mesafede yer alıyor.

Hollywood yıldızlarının çoğu, yazlık evlerini bu bölgeden satın alıyor ya da kiralıyor diyebiliriz.

Pamela Anderson ile birlikte güneşlenebilir ya da sabah sporunuzu Arnold Schwarzenegger eşliğinde yapabilirsiniz; burada her şey normal.

Adını alkollü bir içeceğe de veren Malibu’nun bu nedenle hızlı bir gece hayatı olduğu yanılgısına kapılabilirsiniz. İşin aslı ise pek öyle değil. Belirli saatlerden sonra burada içki içmek ya da gürültü yapmak yasak. Buranın yazlık evlerle dolu bir bölge olduğundan söz etmiştik; bu nedenle huzur atmosferine de bölgede önem veriliyor.

Laguna Plajı

MTV adlı müzik kanalında bir dönem yayınlanan Laguna Beach isimli diziden de tanıyabileceğiniz bu plaj; butik otelleriyle ve işletmecileri arasında Türklerin de bulunduğu mekanlarıyla adından söz ettiriyor.

Laguna için Los Angeles şehir merkezinden sonra direksiyonu güneye kırmalısınız.

Laguna, aynı zamanda Los Angeles’tan San Diego’ya giden yol üzerinde sayılabilir.

Laguna Plajı’nın en özel hale getiren şey ise; burada ailece yapabileceğiniz çok sayıda aktivite olması. En başta da yunuslarla ve balinalarla yüzmek geliyor!

Evcil hayvanınızla seyahat ediyorsanız; onu da merak etmeyin. Herkesin düşünüldüğü plajda sadece kedileri ağırlayan bir kafe bile var.

New Port Plajı

Los Angeles’ın sahil kesimi son derece geniş olunca; plajların da hayli kabarık bir listesi var.

En bilinen plajları burada listelemeye çalışsak da araç kiralayarak yol boyu dura kalka ilerlemek en güzeli.

New Port Plajı; özellikle Malibu ve Venice gibi pahalı örneklerin yanında “öğrenci işi” bir alternatif olarak dikkate değer.

Sahilin hemen başında; bölgeye adını da veren bir marina var. Burada Türkiye’deki sahil kasabalarında olduğu gibi; deniz ürünlerinin tadına varabileceğiniz restoranlar bulunuyor.

Turistik tekne turları da yine bu bölgede oldukça yaygın.

Santa Catalina Adası

Denize girilebilen yerleşimlerden biri de; New Port ya da Long Beach üzerinden tekneyle ulaşabileceğiniz Santa Catalina Adası.

Doğal güzellikleriyle de dikkat çeken bu yer, Kaliforniya kıyılarına göre 35 kilometre kadar bir mesafede konumlanıyor.

Adada taptaze deniz ürünlerinin dışında; ailenizle ya da arkadaş çevrenizle birlikte dahil olabileceğiniz su sporları da var.

Söz konusu Los Angeles olunca, golf oynamak ya da adayı safari tipi bir araçla gezmek gibi lüksleriniz de olabilir.

Paylaş
Ezgi Opan

Blogger, içerik yazarı, editör, besteci, söz yazarı, gitarist, turizmci, seyahat tutkunu, müzik ve kedilere hasta☺️