Kyoto’da Gezilecek Yerler

0
274
Kyoto'da Gezilecek Yerler

Kyoto Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Japon İmparatorluğu’nun tarihi başkenti olan Kyoto, bu sıfatını 1868’de Tokyo’nun ticari cazibesine kaptırsa da hala geleneksel anlamda Japon kültürünün kalbi olduğu söylenebilir. Bütün şehrin UNESCO koruması altında olması da bunun önemli bir işareti. İstasyondan çıktığınızda kendinizi zaman makinesiyle yolculuk yapmış gibi hissedebilirsiniz.

Tabii bu durumun yarattığı zorluklar da yok değil. Kyoto’yu gezmek, Tokyo ve Osaka’ya kıyasla biraz daha zor. Koruma altında olduğundan şehirde metro sistemi sadece iki hattan ibaret, genelde otobüsle ulaşım sağlanıyor. Çok sayıda otobüs hattı olsa da metro kadar rahat bir ulaşım yöntemi değil. Ayrıca kent tıka basa turistle dolu ve Tokyo’nun düzenli ve özenli insanlarından sonra her yerde kaosla karşılaşmak insanın sinirlerini alt üst edebiliyor. Yerel nüfustan çok turistin bulunduğu Kyoto bu özelliğiyle bana Venedik’i anımsattı. Ama yine de gezilecek yerler çok güzel olduğundan, bu zahmete değiyor açıkçası.

İmparatorluk Sarayı’nın çevresi çok sayıda tapınak ile dolu olduğundan kent hiç de küçük sayılmaz, bu yüzden kenti yürüyerek gezmeniz pek mümkün değil. Eğer önceden bir gezi planı yapmayıp rastgele dolaşmanız da şehirde zikzak çizmenize ve hali hazırda yıpratıcı olan ulaşımda daha da bunalmanıza neden olacaktır. Onun için ben tren istasyonundan başlayan ve otobüsle saat yönünde kabaca bir çember çizen bir gezi planı hazırladım. Otobüs hatlarını ve duraklarını da yazmaya çalıştım. Elbette bazı noktaları atlayarak ya da tüm bu listeyi saatin tersi yönünde giderek dolaşmanız da mümkün. Ana istasyona indiğinizde bir kent haritası almanızı kesinlikle öneririm. Ayrıca yine ana istasyonda günlük sınırsız otobüs kartı almanızı da tavsiye ederim, üç biniş fiyatına denk geldiğinden hesaplı oluyor.

Başlamadan önce son bir not: Japonya’da trafik İngiltere’de olduğu gibi soldan akıyor. Otobüsü yolun ters tarafında beklemeyin!

Kyoto Gezilecek Yerler

Honganji Tapınakları

Kyoto tren istasyonunda indiğinizde karşınıza çok sayıda otobüsün bulunduğu ana durak çıkacak. Sonu gelmez gibi görünen sıralardan ve çok sayıda otobüsten kolayca tanırsınız zaten. Hemen durakların arkasında ise Kyoto Tower bulunuyor, gözden kaçırmanız mümkün değil. Her gün sabah 9 ile akşam 9 arası ziyaret edebileceğiniz bu kuleden 770 yen karşılığı Kyoto’ya yukarıdan bakabilirsiniz. Tüm bunları size yol tarifi olsun diye anlattım çünkü kuleyi geçtikten sonra aynı yönde biraz daha yürürseniz Higashi Honganji Tapınağı’na ulaşabilirsiniz, uzun bir yol değil ve tüm gün otobüsten bunalacağınız için biraz olsun yürümek iyi gelecektir.

Japonca’da Higashi doğu, Nishi ise batı anlamına geliyor ve burada iki tapınak yer alıyor. Bu tapınak kompleksi budizm mezheplerinden Jodo-shinshu’nun ana merkezi. İki tapınak da her gün açık ve giriş ücretsiz ki bu Kyoto için nadir bir durum. Higashi Honganji Tapınağı’na girişler kış aylarında 06:20 ile 16:30 arası iken diğer mevsimler 05:50 ile 17:30 arasında. Nishi Honganji Tapınağı ise her gün 05:30’da açılıyor, kış aylarında 17:00, yaz aylarında 18:00, baharlarda ise 17:30’da kapanıyor (Tapınaklar güne epey erken başlıyorlar!).

Higashi Honganji Tapınağı 1602 yılında yapılmış. Dünyadaki en büyük ahşap yapı olduğu iddia ediliyor. Tapınağın doğu tarafında Shoseien adında güzel bir bahçe bulunuyor, Kikoku bahçesi olarak da geçiyor. Uğranabilir ama giriş ücreti 500 yen. Her gün sabah 9:00’da açılıyor, kapanış ise kışın 16:00 diğer mevsimler 17:00.

Batı yönünde beş dakikalık yürüme mesafesinde Nishi Honganji Tapınağı yer alıyor. İçinde en eskisi 1400 yıllık olmak üzere birçok heykel bulunuyor. Ülkenin meşhur iç savaş dönemi olan Sengoku Jidai sırasında, Japonların hala saygıyla andığı “Japonya’yı Birleştiren Üç Kişi” arasından ilk kişi olan Oda Nobunaga tarafından, rahiplerin siyasete karışmasına ceza olarak yıkılmış, hemen ardından “Japonya’yı Birleştiren Üç Kişi” listesinde ikinci olan Toyotomi Hideyoshi tarafından yeniden yaptırılmış. Daha sonra da yangın çıkan binanın kendisi birçok kez yeniden inşa edilmiş, son hali 1760’dan kalma.

Tabii tapınaklara günün başında değil sonunda uğramanız da mümkün. Buradan direk tren istasyonuna yürüyebilirsiniz. Yalnız tapınakların kapanma saati konusunda epey hassas olduğu aklınızda bulunsun, biz daha içeri bakarken kepenkleri suratımıza indirdiler. O yüzden ben sabah gitmenizi öneririm, zaten en erken açılan yer burası ve giriş ücretsiz olduğu için diğer yerlerin aksine sıra da olmuyor.

Toji (ya da To-ji) Tapınağı

Aslında bu tapınak da istasyona sadece on dakikalık yürüme mesafesinde. Eğer Honganji Tapınakları’nı sabah ziyaret ettiyseniz ve Toji Tapınağı’nı görmek istiyorsanız bence en iyi tercih akşam buraya gelip öyle istasyona geçmek ya da tam tersini yapıp sabah Toji, akşam Honganji ziyaret etmek. İkisini de sabah yapmak isteyenlere ise önerim Kyoto İstasyonu’na geri yürümeleri, ara yollarda ulaşım baya karışık. İstasyonun önünden açık turuncu renkli Kintetsu hattına bindiniz mi iki dakikada Toji’ye varıyorsunuz, tabii on dakikada yürümek hale geçerli.

Aşağıdaki panelden otobüs ve uçak bileti sorgulayabilirsiniz.

Japonya’daki en yüksek pagodaya (Budistlerin dini yapılarına verdikleri isim) sahip olmasıyla ünlü olan bu tapınağa giriş 500 yen. Her gün 08:00 ile 17:00 arası açık. Ayrıca her ayın 21’inde içeride pazar kuruluyor. Toji sözcüğünün anlamı doğu tapınağı, artık kullanımda olmayan batı tapınağı Saiji ile birlikte eskiden Kyoto’nun kutsal girişini oluşturuyorlarmış. Ayrıca Budizm’in Shingon mezhebinin en önemli ikinci tapınağı olarak görülüyor. Eski yapılar yandığı için 1486 yılında inşa edilmiş yeni hallerini gezebiliyorsunuz.

Nijo Kalesi

Toji’den buraya gelmek için 71 nolu otobüse binmeniz gerekiyor. Toji’yi atlayacak olanlar ise Kyoto ana istasyonundan 9 nolu otobüse veya Honganji Tapınakları’nın önünden 26 nolu otobüse binerek ulaşabilirler.

Dört asırlık bu kale, Tokyo hakkındaki yazımda uzunca bahsettiğim Shogun Tokugawa Ieyasu tarafından inşa ettirilmiş. Ülkenin idaresini o zamanlar adı Edo olan şimdiki Tokyo’ya taşısa da imparator Kyoto’da oturduğundan resmi başkent burasıydı ve kaledeki gücü sayesinde imparatoru baskı altında tutan Tokugawa da Japonya’yı bu sayede kendi yönetiyordu. Torunu ise kaleyi daha da büyütmüş ve beş katlı bir şato kondurmuş ama sonradan yanmış. Meiji döneminde Shogun idaresi son bulsa da kaleye saray olarak kullanılmak üzere imparator tarafından el konulmuş.

İki kat koruma surunu aşarak girdiğiniz kalenin ilgi çekici kısmı içeride yer alan Ninomaru Sarayı. Kalenin koridorları, içeri izinsizce girecek insanlara karşı güvenlik önlemi olsun diye özellikle her basıldığında ses çıkaracak zeminle döşenmiş, bu yüzden “bülbül koridorları” deniyor. İçerisi ise Japon filmlerinden aşina olabileceğiniz biçimde ama daha zarif ve süslü olarak döşenmiş: Kayan kapılar ve zemini minder kaplı odalardan oluşuyor. Ayrıca sarayın içinde görülmeye değer bir bahçe de bulunuyor.

Salı günleri kapalı olan kaleyi diğer günler 09:00-17:00 arası gezebilirsiniz ancak son giriş saat 16:00’da. İç saray da 16:00’da kapanıyor. Giriş ücreti 600 yen.

Kinkakuji Tapınağı

Nijo Kalesi’nden 12 nolu otobüs ile ulaşabiliyorsunuz (zaten Kyoto’da en çok kullanacağınız iki hat 9 ve 12 olacak). Bunu ve bir alttaki Daitokuji Tapınağı’nı atlayıp doğrudan kaleden saraya yürümek de mümkün.

Göl kıyısında yer alan bu altın renkli bina, Kyoto’da yaşayan eski Shogun ailesi Ashikaga tarafından dinlenmek için inşa edilse de daha sonra Shogun idaresi Tokugawa klanına geçince Budist tapınağı haline gelmiş. Japonya tarihinin en önemli dönemlerinden olan bu mücadele Kyoto tanıtım yazısına sığmaz ama meraklısı araştırabilir. Japon halkı bu dönemi ülkenin birleşmesi olarak görüyor ve Tokugawa Ieyasu yukarıda bahsettiğim “Japonya’yı Birleştiren Üç Kişi” arasında sonuncu kişi olarak hala büyük saygı görüyor.

Altı asırlık bir yapı olsa da görebileceğiniz hali 1950 yılında cinnet geçiren bir rahip tarafından yakıldıktan sonra yeniden inşa edilmiş. Zaten daha öncesinde de iç savaş sırasında iki kez yıkılmış. Göl ve yeşil alanın oldukça huzur verici olduğunu söyleyebilirim, insan Shogun’ın neden burayı seçtiğini anlıyor. Her gün sabah 9 ile akşam 5 arası açık, giriş 400 yen.

Daitokuji Tapınağı

Kinkakuji Tapınağı’nın önünden bineceğiniz 12 nolu otobüsle ulaşabilirsiniz. Çok meraklısı değilseniz bu iki tapınağı atlamanız da mümkün.

Büyük Erdemin Zen Tapınağı olarak da adlandırılan bu tapınak kompleksi Rinzai mezhebinin merkezlerinden. Çin tipi kapısı Karamon ile meşhur. Orman içinde, yemyeşil bir yer. Yukarıda bahsettiğim Oda Nobunaga’nın mezarı da bu tapınak kompleksinin içinde yer alıyor, kendisi bu tapınaktaki çay ritüellerini pek severmiş. Esasen yedi asır önce kurulsa da yeniden inşa edildiği için içerideki yapılar en fazla üç asırlık. İçeride irili ufaklı birçok bina var ancak çoğuna giremiyorsunuz, dışarıdan bakmanıza müsaade ediyorlar. Girilebilen binalardan Daisenin ve Ryogenin meşhur, ikisinin de ünlü Zen bahçeleri var. Bu iki tapınak da her gün açık ancak Daisenin için 400, Ryogenin için 350 yen ödemeniz gerekiyor (ayrı ayrı, yani toplamda 750 yen). İkisi de 09:00’da açılıyor, 16:30’da kapanıyor.

İmparatorluk Sarayı

Eğer Daitoku-ji Tapınağı’na gittiyseniz 9 veya 12 nolu otobüslerle ulaşabilirsiniz. Nijo Kalesi’ne pek uzak olmayan saraya direk kaleden de aynı numaralı (9 veya 12) otobüslerin karşı hattıyla ulaşabileceğiniz gibi (otobüsler Kyoto ana istasyonu merkez olmak üzere çember çiziyor) Kyoto sokaklarını görmek ve belki gözünüze hoş gelen bir yere oturup öğle yemeği atıştırmak için kaleden saraya yürüyerek de ulaşabilirsiniz. Kuzeydoğu yönündeki caddeyi boydan boya yürüdüğünüzde saraya ulaşıyorsunuz, kaybolmanız mümkün değil ama tüm gün gezmenin etkisiyle ayaklarınız ağrıyabilir.

Kyoto’ya ilk saray MS 794 yılında yapılsa da Japonya’da gücü ele geçirmek isteyenler tarafından defalarca saldırıya uğradığından birçok kez yanmış ve yıkılmış. Şu an ziyaret edilen saray 1855 yılında yapılmış yani oldukça yeni. İç kısım halk ziyaretine kapalı, sadece bahçeyi ücretsiz olarak gezebiliyorsunuz. Kentin tam ortasında yer aldığından yolunuz mutlaka düşecek zaten. Pazartesi günleri kapalı olduğu aklınızda bulunsun, Pazartesi resmi tatil ise Salı kapanıyor. Sabahları giriş 09:00, kapanış saati ise ilkbahar ve yaz 17:00, kışın 16:00, sonbaharda ise 16:30.  Meraklılar biraz daha kuzeydoğuya yürüyüp Kawai Mabedi’ni de görebilir.

Kiyomizudera Tapınağı

Yazının bu noktasında artık tahmin edebileceğiniz üzere 12 nolu otobüs ile saraydan buraya gelmeniz mümkün, ayrıca 201 ve 202 nolu hatlar da geçiyor. Yalnız otobüs durağı tapınağın kendisine oldukça uzak. Otowa Tepesi’nin üzerinde yer alan bu tapınağı ziyaret etmek için yokuş yukarı epey yürümeniz gerekecek fakat yol üzerinde bulunan hediyelik eşya dükkanlarına uğrayıp biraz soluklanabilirsiniz.

MS 780 yılında merhamet tanrıçası Kannon için kurulan tapınağın şu anki binası 1633 yılında inşa edilmiş ve tanrıçanın heykelleri ile dolu. Japonya’nın en eski Budist mezheplerinden Hosso’ya bağlı. Kentin adeta kuşbakışı manzarasını görmek için ideal bir nokta. Kiyomizudera’nın sözcük anlamı ise Saf Su Tapınağı, çünkü burada kutsal addedilen bir şelale var. Japonlar ve turistler hala bu şelalenin suyundan içiyor ve uzun ömür, başarı ve aşk getireceğine inanıyor. Epey bir sıra var ve insanlar Japonya’da genel olarak alışacağınız nezaket havasından uzaklaşabiliyor.

Tapınak kompleksinin içinde bulunan Jishu Mabedi ise aşk tanrısına adanmış ve birbirine on sekiz metre uzakta bulunan taşların birinden diğerine gözünüz kapalı olarak yürüyebilirseniz aşk bulma konusunda şansınızın açılacağı rivayet ediliyor. Gözleriniz kapalıyken sizi tutup yönlendirecek birinden yardım alabilirsiniz ancak bu aşkı bulmak için de yardıma ihtiyaç duyacağınız anlamına geliyormuş. Böyle şeylere meraklıysanız göz atarsınız ama ben ne şelaleden su içmekle ne de burasıyla ilgilendim açıkçası.

Tapınak içinde ayrıca biri iki, diğeri üç katlı olmak üzere bir çift pagoda yer alıyor. Ayrıca Buda’nın annesine adanmış, zemheri karanlık bir salon da var. İsteyen ek ücretle gezebiliyor. Tapınak kompleksine giriş de 400 yen, her gün sabah altıdan akşam altıya dek açık.

Kyoto Ulusal Müzesi

Kiyomizudera Tapınağı’ndan geri otobüs durağına geri yürüdüğünüzde zaten müzeye beş dakika mesafeye geliyorsunuz. Otobüsle uğraşmayıp güney yönünde azıcık yürümenizi öneririm. Aşağıdaki tapınak da hemen müzenin yanında, ikisini birlikte gezebilirsiniz, sonra da otobüsle istasyona! Okurken öyle gelmeyebilir, “Ne istasyonu ya, daha gezelim!” diyebilirsiniz ama emin olun gezinizin bu noktasında epey yorulmuş olacaksınız.

Kyoto Ulusal Müzesi 1897 yılında kurulmuş, epey köklü bir yer. Pazartesi hariç her gün açık olsa da pazartesi günü resmi tatilse salı kapalı oluyor. Giriş 520 yen, sabah 09:30’dan akşam 17:00’a dek açık ama haftasonu 20:00’a değin gezebilirsiniz. Her köşesinde ayrı bir tapınak olan Kyoto’da çoğu birbirine benzeyen Budist mimarisinden sıkılanlar kendilerini bu müzeye atabilirler. Eski Japon Sanatı’nın muhteşem örnekleri yer alıyor. Yalnız müze oldukça büyük, aralarda dinlenerek gezmenizi öneririm.

Sanjusangendo Tapınağı

Diğer adı Rengyoin ya da Rengeoin Tapınağı olan bu binaya 33 yüzlü tapınak da deniyor. Bunun sebebi ön yüzünün 33 ayrı nişe bölünmüş olarak inşa edilmesi. Merhamet tanrıçası Kannon’a adanmış olan tapınak, tanrıçanın 33 farklı görünümü olmasından dolayı bu şekilde tasarlanmış. Sekiz asırlık geçmişi olan yapının bahçesi bir dönem okçu eğitiminde de kullanılmış. İçeride Kannon’un üç buçuk metrelik dev bir heykeli de bulunuyor, çevresi ise yine tanrıçanın kendisini simgeleyen daha ufak heykellerle sarılı. Çevrede de başka ilahi varlıkların heykelleri yer alıyor, anlayacağınız tapınak başlı başına bir müze. 1164 yılında inşa edilse de diğer yerler gibi burası da yanıp yıkılmış ve daha sonra yeniden kurulmuş. Her gün açık, giriş 600 yen. Kış mevsiminde sabah dokuz ile akşam dört arası, diğer aylarda sabah sekizden akşam beşe kadar gezebilirsiniz.

Buradan istasyona giden dört farklı otobüs hattı mevcut: 4, 100, 206 ve 208 nolu otobüsler. Zaten istasyon son durak.

Döndük yine istasyona…

Bitirirken, Kyoto’yu gezmek isteyen herkese kolay gelsin diliyorum. Yazımın tonundan da belki anlamışsınızdır, benim için biraz hayal kırıklığı oldu. Kalabalık, her yerde sıra var ve Tokyo ile Osaka’nın aksine girişler ücretli, otobüsle ulaşım yıpratıcı ve tekrar tekrar belirtmem lazım ki kalabalık, kalabalık, kalabalık. Yani Tokyo’daki Shibuya’da buradan daha fazla insan var ama herkes düzenli biçimde yürüdüğü için sizi yormuyor ama burada gerçekten bunalıyorsunuz. Umarım siz daha az yorulur ve daha çok beğenirsiniz. Ufak bir notla yazıyı sonlandırayım: Kyoto’da birçok turist geleneksel Japon giysileriyle geziyor (Kimono ve parmak arası takunya gibi). Siz de böyle şeylere meraklıysanız, Osaka’dan uygun fiyata satın alabilir ve burada öyle dolaşıp farklı bir kültürü yaşamayı deneyebilirsiniz.

Adana’da doğan yazar, Ankara Fen Lisesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. ODTÜ Enformatik Enstitüsü’nde Bilişsel Bilimler Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Yazın hayatına kaleme aldığı öykülerle başlamış ve öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanmıştır. Yazarın yayımlanmış 9 adet kitabı bulunmaktadır. Çok bilmenin tek yolunun hem çok okumak hem de çok gezmek olduğunu düşünüp ikisini de bol bol yaptığından gezdiği yerleri anlatan seyahat yazıları yazmaya başlamıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here