Münih’te Gezilecek Yerler ve Seyahat Rehberi

0
9480

Almanya’nın güneyindeki Bavyera (Almanca Bayern, İngilizce Bavaria) eyaletinde yer alan Münih (Almanca München), ülkenin en büyük üçüncü şehri. Resmen 1175 yılında kurulan şehir, Isar Nehri’nin kıyısında yer alıyor. 1506 yılından beri Bavyera eyaletinin başkenti olduğundan mükemmel bir mimariye ve etkileyici anıtlara sahip. Kültürel turizm için oldukça davetkar olan bu kenti gezmek isteyenler için bu yazıyı hem rehber olarak hazırladım, hem de görülmesi gereken en önemli yerlerden bahsettim. Almanya’ya gitmek için nasıl vize alınacağını Berlin Seyahat Rehberi başlıklı yazımda detaylı biçimde anlattığımdan burada yeniden koymayacağım, o yazımdan bakabilirsiniz.

Münih’te İklim, Münih’e Ne Zaman Gidilir?

Münih Almanya’nın güneyinde yer alsa da Alp Dağları’na yakın olması sebebiyle soğuk bir iklimi var. Yaz aylarında bile sıcaklık nadiren 20 dereceyi geçiyor. Geziniz için Mayıs ile Eylül ayları arasında kalan süreyi, genel olarak yaz tatilini seçmenizi öneririm. Bu aylarda bile ülkemizden baharlık giysilerinizi götürmekte fayda var.

Kış aylarında kar, diğer aylarda ise yağmur seyahatinizin tadını kaçırabilir. Meraklıları için Oktoberfest Ekim ayında gitme nedeni olabilir, tabii şehrin normalde olduğundan da fazla biçimde kalabalık olacağını aklınızdan çıkarmayın. Almanların Oktoberfest’e şortla katılması da sizi yanıltmasın, hava sıcaklığı 10 derece civarında oluyor. Soğuk havaya hazır olacak biçimde kalın ve koruyucu giysilerinizin olduğu bir bavul hazırlayın.

Münih’e Ulaşım: Münih’e Nasıl Gidilir?

App_indir_banner_mobil

Münih Uluslararası Havalimanı, eski başbakan Franz Josef Strauss’un adını taşısa da genelde kısaca Münih Havalimanı diye anılıyor. Havalimanı ile kent merkezi arasında ulaşım S-Bahn ile sağlanıyor. Trenler 15 dakikada bir kalkıyor ve 45 dakikada merkez istasyona varıyor, bilet 11 Euro. S1 hattı kentin kuzey ve batısına, S8 ise doğusuna gidiyor ama ikisinin de son durağı Münih merkez istasyonu olduğundan sizin için pek fark etmeyebilir. Kentten havalimanına giderken de hatlar aynı ama S1 trenine binerseniz arkadaki kompartımanları tercih edin, ön taraf yol üzerinde ayrılıyor ve havalimanına değil de yakındaki Freising kentine gidiyor, aman dikkat!

S-Bahn

Kent içinde ulaşım ise Berlin’dekiyle aynı: Banliyö treni S-Bahn, metro U-Bahn, tramvay ve otobüs seçenekleriniz var. Hepsinde MVV adındaki aynı kart kullanılıyor ve aktarma yapabiliyorsunuz. Duraklardan harita almak iyi bir fikir olacaktır. Bilet sistemi ise mesafeye göre dört bölgeye ayrılmış durumda ama tahminimce gezileriniz iç bölge ile sınırlı kalacaktır orada tek yolculuk 2.80 Euro tutuyor. Günlük sınırsız kullanım kartı ise 6.60 Euro ama Münih’te gezilecek yerler yakın olduğundan ihtiyacınız olmayabilir, hele ki oteliniz merkezdeyse.

Son olarak, Berlin’de olduğu gibi burada da Münich CityTourCard bulunuyor, günlük 10 Euro veya üç günlük 20 Euro karşılığında hem toplu taşıma kullanımı hem de müzelere girişte indirim sağlıyor. Değip değmeyeceği ne kadar çok toplu taşıma kullanacağınıza, kaç müzeye gireceğinize bağlı. Gitmeden önce bir hesap yapıp ona göre karar vermenizi öneririm.

Münih’te Konaklama: Münih’te Nerede Kalınır?

Münih’in sokakları başlı başına eser niteliğinde. Kent merkezinde (yani “eskişehir” anlamına gelen Altstadt bölgesinde) konaklamak ve sokaklarda dolaşmak size en güzel deneyimi sunacaktır ama fiyatlar cep yakabiliyor, gitmeden önce otel rezervasyonu seçeneklerinizi ve airbnb ihtimallerini iyice bir araştırın derim. Özellikle Oktoberfest sırasında gitmek isteyenler yer bulmakta zorlanabilir, hazırlığınızı ne kadar erken yaparsanız o kadar iyi. Merkez istasyon Hauptbahnhof ile Altstadt arasında çok sayıda otel mevcut ve makul fiyatlı olanlar var. Böylece ister yürüyerek eski kenti, ister toplu taşıma ile biraz uzakta olan Dachau veya Nymphenburg gibi noktaları kolayca gezebilirsiniz. Münih otelleri için linke tıklayıp sorgulama yapabilirsiniz.

ucakbileti_sorgula (1)

Münih’te Gezilecek Yerler

Marienplatz

Özellikle Marienplatz kesinlikle görmeniz gereken bir yer (tüm yazı boyunca göreceğiniz “platz” ekinin meydan, “kirche” ekinin “kilise” ve “schloss” ekinin de saray anlamına geldiğini şimdiden belirteyim). Münih’in tarihi merkezi tam olarak burası.

Peterskirche

Peterskirche

Kentteki en eski kilise olan Peterskirche burada bulunuyor. Daha şehrin kendisi kurulmadan önce bile bu kilise ile manastır aynı noktada bulunuyormuş.

Neues Rathaus

Neues Rathaus

Peterskirche’nin hemen çaprazında yer alan Neues Rathaus yani Yeni Yönetim Binası’nın ise adına aldanmayın, inşaatına 1867 yılında başlandığından pek de yeni sayılmaz! Turist danışma merkezi de bu binanın zemin katında yer alıyor. 85 metre yükseklikteki kulesine çıkıp Münih’in güzel mimarisini bir de yukarıdan seyretmek mümkün, tavsiye ederim. Burada bir de Glockenspiel denen bir nevi müzik aleti bulunuyor ve günde üç defa (sabah 11, öğlen 12 ve akşam 5) çalıyor. Turist kalabalığı arasında fırsat bulabilirseniz siz de videoya alabilirsiniz. Marienplatz’ın doğu tarafında ise Eski Yönetim Binası yani Altes Rathaus bulunuyor.

Frauenkirche

Frauenkirche

Marienplatz’ın hemen yanında yer alan Frauenkirche için Münih’in simgesi denilebilir. Turist kafilelerini izleyerek kolayca ulaşabilirsiniz zaten aralarında bir sokak var hatta çatısını görmeniz de mümkün. Almanya’nın kuzeyinde Protestan mezhebi güçlü olsa da Bavyera eyaleti Katolik inancına bağlılığını korumasıyla meşhur. Yirmi bin kişilik bu katedral de hala ayin için kullanılıyor. İkinci Dünya Savaşı sırasında oldukça hasar görmüş olsa da hala turistlerin büyük ilgisini çektiği kesin. Herkesin girişteki merdivenleri fotoğrafladığını göreceksiniz, şaşırmayın. Burada şekli ayağa benzeyen siyah bir leke var. Yerel efsaneye göre şeytanın burada dikilip kiliseye baktığı için ayak izinin kaldığı söyleniyor, bu nedenle o kadar ilgi görüyor.

Odeonsplatz

Marienplatz’ın biraz kuzeyinde, yürüme mesafesinde yer alan Odeonsplatz da diğer önemli merkez sayılır. Burada Münih’in üç önemli anıtı bulunuyor:

Residenz

1385’te kale olarak inşa edilen bu bina daha sonra şimdiki haline çevrilerek yönetim merkezi olarak kullanılmış. İçinde Antik Mısır’dan getirilmiş sanat eserlerinin sergilendiği bir müze de mevcut (Karolinepatz’daki müzeden farklı).

Feldherrnhalle

Yapımı 1844’te tamamlanan bu binada Bavyeralı önemli iki askeri liderin heykeli bulunuyor. İsminin anlamı da Mareşaller Salonu demek ama bir salon değil, loca. Loca sözcüğünü biz daha çok tiyatro ve statlar için kullansak da özellikle İtalyan mimarisinde veranda gibi kullanılan, kemerli ve üstü kapalı alan demek. Zaten Floransa’da yer alan ve içinde muhteşem heykellerin bulunduğu Loggia dei Lanzi örnek alınarak yapılmış ve her zaman olduğu gibi taklitler aslını yaşatmış. Yine de Münih’teyken görün tabii.

otobusbileti_sorgula2

Theatinerkirche

Frauenkirche ile yarışan bir kilise. Yapımı neredeyse otuz yıl sürmüş ve İtalyan mimarlar tarafından inşa edilmiş. Girişi ise neredeyse yüz yıl sonra eklenmiş. Nymphenburg Sarayı’nı da inşa ettiren Kral Ferdinand ve eşi Henriette Adelaide tarafından, ilk oğulları Max Emanuel’in doğumu nedeniyle şükranlarını sunmak için inşa ettirilmiş.

Siegestor

Ludwigstrasse’yi takip ederek kuzeye ilerlemeyi sürdürürseniz ulaşacağınız Siegestor ise kentte yer alan en önemli abide. Bence biraz Brandenburg kapısına benziyor. Üç kemerden oluşan bu zafer takının tepesinde dört aslanın çektiği bir araba yer alıyor. İkinci Dünya Savaşı’nda aldığı hasarı hala görebiliyorsunuz.

Bavyera Heykeli

Merkeze biraz uzak olduğundan tramvayla gidip Theresienhöhe durağında inerek ulaşmanızı önerdiğim Bavyera Heykeli de turistlerin ilgi gösterdiği bir diğer abide. Oktoberfest sırasında 20 metrelik bu heykel çevresinde mahşeri bir kalabalık oluyor. Avrupa’daki birçok yerleşim gibi Bavyera da bir kadın bedeninde simgeleştirilmiş. Yanında Ruhmeshalle denen ve Dorik sütunlar arasında ünlü Bavyeralıların heykellerini görebileceğiniz bir anıt yer alıyor. Yolun karşısındaki Bavariapark ise biraz temiz hava almak için ideal.

Karolinenplatz’da yer alan siyah dikilitaş ise 1833 yılında Bavyera Ordusu’nun şerefine yapılmış. Odeonsplatz ile Antik eserlerin sergilendiği iki müzenin bulunduğu Königsplatz arasında kalıyor ve Briennerstrasse boyunca yürümek zevkli. Bir uğramanızı öneririm.

Merkez istasyon olan Hauptbahnhof ile Marienplatz arasında yürürseniz denk geleceğiniz, Neuhauserstrasse ile Ettstrasse’nin kesiştiği yerde bulunan Michaeliskirche de kentteki en önemli kiliselerden biri. Wittelsbach Hanedanı’ndan hükümdarların mezarları burada bulunuyor. Barok mimarisinin başarılı örneklerinden biri olan kilisenin tarihi dört asırdan daha eski. Zaten yolunuzun düşeceğini tahmin ediyorum, görmeden geçmeyin.

Maximilianeum

Maximilianeum

Isar Nehri’nin hemen karşı kıyısında, bir parkın içerisinde bulunan Maximilianeum da görmek isteyeceğiniz bir bina. Saray olarak inşa edilmiş ve halen de Bavyera Eyalet Parlamentosu’na ev sahipliği yapıyor.

Nymphenburg Sarayı

Ayrıca Nymphenburg Sarayı da görmeniz gereken şahane bir yer. Aynı adı taşıyan bölgede yer alıyor. Eskiden Bavyera Kraliyet Hanedanı tarafından yazlık saray olarak kullanılmış. Yapıldığı dönemde, yani 1664’te İtalya’nın kuzeyindeki Savoy Hanedanı’ndan gelen kraliçenin etkisiyle İtalyan bir mimara yaptırıldığından daha çok Alplerin güneyindeki saraylara benziyor. Halka açık, ziyaret edilebiliyor. İçerisinden birkaç ayrı müze yer alıyor. Devasa bahçesi ise keyifli bir yürüyüş sunuyor. Merkeze biraz uzak olduğundan yürümeye kalkışmanızı hiç tavsiye etmem, aynı isimli durağa giden otobüs ve tramvay bulunuyor. Zaten bahçede yürürken yorulacaksınız. Sabah dokuzda açılıyor ve yaz aylarında altıda, kış aylarında dörtte kapanıyor.

Schleissheim Sarayı

S1 treniyle ulaşabileceğiniz Schleissheim Sarayı ise Oberschleissheim bölgesinde bulunuyor. Yapımı 1726 yılında tamamlanan bina bu amaçla inşa edilse de asla saray olarak kullanılmamış. Nymphenburg’un aksine burada da Fransız mimarisinin etkilerini gözlemlemek mümkün. 980 kişiyi ağırlayabilen koca biergarten ile ünlü.

Dachau

Münih’in dışında yer alan Dachau bölgesinde yer alan toplama kampı ise Münih tarihinin, hatta genel olarak insanlık tarihinin en üzücü dönemlerinden birinin unutulmamasını sağlıyor. Merkezin dışında ama S-bahn ile Dachau merkeze gidip sonra 726 nolu otobüsle ulaşabiliyorsunuz, yol yarım saatten birazcık daha uzun sürüyor. Yürek burkan bir yer, üzülmeye hazır olun. Zaten Münih tarihsel anlamda Nazi hareketinin başladığı şehir ve Hitler yönetiminin kalelerinden biri olduğundan tarihin bu acı döneminde önemli bir rolü var.

Englischergarten

Englischer Garten München

Schwabing bölgesinde bulunan Englischergarten ise inanılmaz büyüklükte bir park ve eğer yukarıda saydığım muhteşem binaları gezip bitirdikten sonra zamanınız kalırsa güneşli havada güzel bir dinlenme fırsatı sunuyor. İçindeki yapay dalga havuzunda sörf yapanlar bile var ki denize bu kadar uzak bir yerde sörf izlemek gerçekten değişik bir deneyim.

Asamkirche

Sendlinger Strasse’de yer alan Asamkirche ise ilginç bir hikayeye sahip olmasıyla dikkat çekiyor. 1746’da inşa edilen kilise, Asam biraderler tarafından şahsi kiliseleri olarak inşa edilmiş ve bir süre halka kapalı tutulmuş. Sonra kent ahalisinin ısrarı üzerine herkesin kiliseden faydalanmasına izin verilmiş. Barok mimarisine sahip ve gördüğünüze değebilir.

Münih’teki Müzeler

Münih müze açısından da çok zengin bir yer ve büyük kısmı birbirine oldukça yakın:

Glyptothek

Königsplatz’da karşılıklı olarak yer alan ve Antik Yunan-Roma-Etrüsk eserleri sergilenen Glyptothek ile Staatliche Antikensammlungen bana en fazla hitap eden yerler oldu. Giriş ücretinin sadece 3 Euro olması da cabası. Pazartesi hariç her gün sabah on ile akşam beş arası ziyaret edebilir, Perşembe günleri ek olarak sekize kadar kalabilirsiniz.

Staatliches Museum Agyptischer Kunst

Hemen Glyptothek’in yan kısmında, Karolinenplatz’da bulunan Staatliches Museum Agyptischer Kunst ise Antik Mısır’dan eserler barındırıyor. Pazartesi kapalı, diğer günler 10:00-18:00 arası ziyaret edebilirsiniz. Salı günleri ise 20:00’a kadar açık kalıyor. Giriş ücreti 5 Euro ama Pazar günleri sadece 1 Euro karşılığında girebiliyorsunuz.

Tablo sevenler ise her biri ayrı döneme adanmış üç farklı müze içeren Pinakotheken’den çok memnun kalacaktır, Rönesans’tan bugüne birçok resim sergileniyor. Üçü yan yana, Glyptothek’in çaprazında yer alıyor. Pazartesi hariç her gün sabah on ile akşam altı arası ziyaret edebilir, Perşembe günleri sekize kadar kalabilirsiniz. Eski eserlerin sergilendiği müze 5 Euro iken daha yakın tarihli eserlerin olduğu müze ile çağdaş eserlerin sergilendiği müze ayrı ayrı 9 Euro maalesef. Çağdaş sanat için bir diğer adres olarak yine aynı sokakta bulunan Brandhorst Müzesi de tercih edilebilir ama ben klasikten yanayım. Gün ve saatleri aynı, giriş 7 Euro.

Meraklıları ise kentin azıcık dışında yer alan BMW Müzesi’ni çok sevebilir, malum Münih BMW yani Bayerische Motoren Werke’nin merkezi. BMW Müzesi Pazartesi hariç her gün 10:00 ile 18:00 arası açık. Giriş 2 Euro. Ulaşmak için metronun U3 hattıyla 15 dakika civarında bir yolculuk yeterli, durak Olimpiazentrum (çünkü meşhur Olimpiyat Stadı da burada. Neden meşhur derseniz şehrin adını taşıyan, Steven Spielberg’in yönettiği; oyuncu kadrosunda Eric Bana, Daniel Craig, Einstein rolünden tanıyabileceğiniz usta aktör Geoffrey Rush ve Game of Thrones’un Mance Rayder’ı Ciaran Hinds’in yer aldığı 5 dalda Oskar adayı 2005 filmini öneririm: https://www.imdb.com/title/tt0408306/ ).

Isar Nehri’nin ortasında bir adada bulunmasıyla bana Berlin’deki Müze Adası’nı anımsatan Deutsches Museum ise adıyla biraz yanıltıyor çünkü Alman tarihi üstüne değil de teknolojiye adanmış bir bilim müzesi (gerçi Almanya’nın yakın tarihi ile teknolojinin iç içe geçmiş olduğu söylenebilir ama ben hep “daha eski” tarihe ilgi duymuşumdur). Her gün sabah dokuz ile akşam beş arası açık olduğundan gezmek için pazartesiyi tercih etmenizi öneririm çünkü diğer tüm müzeler Pazartesi kapalı olduğundan buraya ayırabilirsiniz. Giriş 10 Euro.

Münchner Stadtmuseum, yani Münih Şehir Müzesi 1888’de kurulmuş ve binasının üçgen hatlı ilginç bir müzesi var. İçinde birkaç farklı sergi bulunuyor ve Münih kültürünün farklı yönlerinden bir seçki sunuyor. Yemek kültüründen tutun eğlence kültürüne kadar genel olarak şehirlilerin yaşamına dair ayrıntılı bölümler bulunuyor müzede. Hareketli bölümler de ayrı bir eğlence katıyor müze gezme macerasına. Pazartesi kapalı, diğer günler 10:00-18:00 arası açık. Giriş 4 Euro. Peterskirche’in yanından Oberanger sokağına girin hemen Rindermarkt’ın arkasında kalıyor.

Oyuncak müzesi olan Spielzeugmuseum da Marienplatz’da yer alıyor ve her gün 09:30 ile 17:30 arası açık. Pazartesi günü diğer müzeler kapalı olduğundan uğrayabilirsiniz, antika oyuncaklar ilginç. Oyuncak meraklılarının bayılacağı bir müze, içinde binlerce oyuncak bulunuyor. Giriş 4 Euro. Heiliggeistkirche’in çaprazında bulunuyor, bu kiliseyi de görmek isteyebilirsiniz. Münih’te gezilecek yerleri listeledik, Almanya’yı ziyaret edecekseniz muhakkak Berlin’de Gezilecek Yerler yazıma da göz atın!

Münih’te Yeme İçme: Münih’te Nerede Yenir?

Pek de gelişmiş olmayan Alman mutfağında başı sosis (wurst) ve pretzel (brezn) çeker, Bavyera bölgesinde popüler olan sosis türü Weisswurst yani beyaz sosis ise kuzu etinden yapılması nedeniyle cazip bir seçenek. Pretzel ise bir türlü ısınamadığım bir yiyecek ama gelmişken illa ki tadına bakacaksınız. Hamur işi içeren çorbalar da bölgenin yemeklerinden. Şnitzel, kızarmış tavuk ve Knödel dedikleri bir nevi mantı da Bavyeralıların en sevdiği lezzetler arasında. Bira olarak buğday birası tercih ediliyor bu bölgede. Tatlı olarak ise uzunca bir isme sahip bir pasta olan Prinzeregentorte’yi denemenizi öneririm. Peki nerede diye sorduğunuzu duyar gibiyim:

Augustiner

Bu restoranın en büyük artısı merkezi konumu, Marienplatz’ın arkasında, Münzstrasse üzerinde yer alıyor. Atmosferi de yemekleri de gerçekten Bavyera deneyimi sunuyor. Yalnız kişi başı 25-30 Euro civarı bir hesaptan aşağısına kurtulmanız zor.

Andechser

Yine Marienplatz’da bulunan bu restoran da yemekleri olsun, ortamı olsun, fiyatları olsun her açıdan Augustiner’e çok benziyor. Tam da Frauenkirche’in karşısında. Bu iki mekan da epey turistik olduğundan artık hangisinde yer bulabilirseniz onu tercih edebilirsiniz.

Fraunhofer

Marienplatz’da olmayan bir restoran önermek istedim, belki oteliniz bu civardadır ve Bavyera mutfağını tatmak istiyorsunuzdur. Aynı isimli sokakta yer alıyor ve yine aynı isimli metro durağı ile ulaşabiliyorsunuz. Burası da yukarıda saydığım iki restorana benziyor ve tipik Alman yemekleri servis ediyor.

Atzinger

Önereceğim son Bavyera restoranı da burası. Fraunhofer, Marienplatz’ın güneyinde kalıyordu; Atzinger ise kuzeyinde bulunuyor. Bölgedeyseniz tercih edebilirsiniz. Açıkçası önerdiğim bu dört restoran arasında ne fiyat ne de performans açısından dikkat çekici bir fark var. Otelinize hangisi yakınsa, hangisi gözünüze hoş gelirse ilk ona gidip Bavyera mutfağının size hitap edip etmediğini görebilirsiniz. Beğenirseniz diğerlerine de girersiniz, beğenmezseniz her zaman dönerci veya hamburgerci seçenekleriniz mevcut.

World Coffee

Tam olarak Neues Rathaus ile Peterskirche arasında bulunan bu kafe ise kütüphaneyi andıran bir tasarıma sahip olması nedeniyle çok hoşuma gitti. Kahvelerinin özel bir yanı yok ama olabilecek en merkezi noktada bulunması ile oturup biraz dinlenmek için birebir.

Cafe Luitpold

1888’de kurulan bu kafe ise Odeonsplatz’da yer alıyor, yani yeterince yakın ama Marienplatz’dan azıcık uzaklaşıp bir hava değişimi yaşamak için de uygun. Ünlü yazar Thomas Mann’ın sık sık uğradığı bir kafe olması da ilginç kılıyor.

Münih’te Geceler

Gündüzleri belki daha bile dolu oluyor ama gece de tercih edebileceğiniz bir mekan Hofbräuhaus adlı birahane. Devlet tarafından işletiliyor ve aynı anda iki binden fazla konuğu ağırlayabiliyor. Turistlerin ilgisi o kadar yoğun ki buna rağmen yer bulmakta zorlanabilirsiniz.

Festivalleri de ihmal etmeyelim: 200 yıldır düzenlenen Oktoberfest de Münih’i turizm haritasında canlı tutan önemli bir olay. Theresienwiese bölgesindeki dev çadırlarda 7 milyon insan sabahtan akşama dek litrelik bardaklarda bira içip kızartma yiyor. Benzer biçimde 1 Mayıs’ta da Maibaumaufstellen adında bir festival düzenleniyor ama onun Alman olmayan herhangi birine hitap edeceğini sanmam, oldukça folklorik bir hadise. Oktoberfest’te ise dünyanın her yerinden insanlarla tanışabilirsiniz (ama büyük kısmı, belki hepsi, sarhoş olacağından pek bir şey anlamayabilirsiniz). Ufak bir not daha düşeyim, ben gece hayatı kısmına koymuş olsam da Oktoberfest çadırları gece yarısından önce polis tarafından kapatılıyor (karşı koymaya çalışmayın polizei sert tavrıyla meşhur) dolayısıyla “akşamüstü eğlencesi” demek daha doğru olabilir.

Wirtshaus zum Strabinger

Birbirine benzer yerler önerdiğimin farkındayım ama Alman mutfağı çok da farklı çeşit sunmuyor maalesef. Burası da önerdiğim yemek yerlerine benzeyen Bavyera tipi bir restoran/birahane olsa da gece 1’e kadar servis vermesiyle ilginizi çekebilecek şık bir yer.

Schumann’s

Odeonsplatz’da bulunan bu bar ise kokteyl alanında Münih’in en ünlü noktası. Merkezi konumu da cabası. Eğer tavsiye ettiğim gibi Altstadt’ta bir yerde konaklarsanız gece vakti rahatça dönebilirsiniz. Neredeyse yirmi yıllık olan bu mekanın fiyatları da ünü kadar yüksek, ona göre gidin.

089 Bar

Adı bar olsa da aslında bir club. Altstadt’a nispeten yakın, Maximilianplatz’da bulunuyor. Münih’in en popüler diskosu. Bavyera kültürüne özgü herhangi bir yanı olmasa da tatildeyken geç saate kadar dans etmek isteyenlere hitap edebilir.

Münih’te Alışveriş

Brienner Caddesi

Briennerstrasse de boydan boya yürümekten keyif alacağınız, kendinizi geçmişe doğru bir yolculuğa doğru çıkmış gibi hissedeceğiniz bir cadde. Burada kaliteli mağazalar da yer alıyor. Benzer biçimde, Maximilianstrasse ile Residenzstrasse de Odeonsplatz’ın diğer tarafında yer alıyor ve burada da çok lüks mağazalar var. Tabii hepsi bütçeyi oldukça zorlayan yerler.

Marienplatz ile Karlsplatz arasında kalan ve trafiğe kapalı olan cadde de bizdeki İstiklal Caddesi’ni andırıyor. Hem cadde hem de ona bağlı ara sokaklar restoranlar ve mağazalarla dolu ama aynı zamanda da tıka basa biçimde turistle dolu. Münih dünyanın en güvenli kentlerinden biri olsa da bu curcunada çantanıza falan dikkat etmenizi öneririm. Ayrıca illa birileri omzunuza çarpıyor veya ayağınıza basıyor, benden söylemesi.

Müzeleri olsun, tarihi binaları olsun gezmeye doyamadığım bir şehir Münih. Gezinizden sizin de en az benim kadar keyif almanız dileğiyle…

 

Adana’da doğan yazar, Ankara Fen Lisesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. ODTÜ Enformatik Enstitüsü’nde Bilişsel Bilimler Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Yazın hayatına kaleme aldığı öykülerle başlamış ve öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanmıştır. Yazarın yayımlanmış 9 adet kitabı bulunmaktadır. Çok bilmenin tek yolunun hem çok okumak hem de çok gezmek olduğunu düşünüp ikisini de bol bol yaptığından gezdiği yerleri anlatan seyahat yazıları yazmaya başlamıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here