Üsküdar’daki Gezilecek Yerler

0
656
Üsküdarda Gezilecek Yerler

Üsküdar, eski adıyla Scutari, tarih boyunca İstanbul Boğazı’nın Asya tarafındaki en büyük yerleşim birimi olmuş. Bir dönem Anadolu Selçukluları’nın hakimiyetinde bulunan bölgenin İstanbul’dan ayrı bir şehir olarak görüldüğünü söylemek dahi yanlış olmaz. Osmanlı devrinde de İstanbul’un dört kadılığından birinin merkezi burası olmuş (diğerleri Galata, Eyüp ve doğrudan ‘İstanbul’ diye adlandırılan Sarayburnu kadılıkları). Bu yazımda burada görmeniz gereken önemli mekanları listeledim.

Gezilecek Yerler

Kız Kulesi

İstanbul’un simgelerinden biri olan Kız Kulesi; kartpostallarda, turistik reklamlarda ve dizilerle filmlerin geçiş sahnelerinde olmazsa olmaz görüntülerden bir tanesi. İstanbul’a gelen herkesin mutlaka görmek isteyeceği bu ufak ama şık kulenin çevresi de oldukça kalabalık. Tam karşısında, Boğaz kenarında yer alan çay bahçesi de manzaranın tadını çıkarmak isteyenlerle dolu. Ulaşmak için tavsiyem, Üsküdar Vapur İskelesi veya Üsküdar Marmaray Durağı’nda (ikisi birbirine oldukça yakın zaten) indikten sonra Boğaz kıyısından güneye doğru keyifli bir yürüyüş yapmanız. On dakikadan kısa sürüyor ama güzel havalarda bir yandan güneş teninizi ısıtıp öte yandan Boğaz’dan gelen esinti ile rahatlarken emin olun daha uzun sürmesini isteyeceksiniz.

Salacak’ta bulunan Kız Kulesi’nin tarihi konusunda çeşitli iddialar var ve bunlardan en eskisi milattan önce dördüncü yüzyıla dek uzanıyor. Elbette tarih içerisinde birçok kez yıkılmış ve aynı yere taş olsun, ahşap olsun tekrar tekrar kule inşa edilmiş. Bu kadar eski olunca tabii kulenin geçmişi birçok efsane ile iç içe geçmiş durumda. Örneğin Bizans kaynaklarında kulenin adı Leandros Kulesi olarak geçiyor çünkü bu isimde bir gencin kulede yaşayan bir rahibeye aşık olduğu ve bir gece onunla buluşmak için kuleye yüzmeye çalışırken boğulduğu rivayet ediliyor. Türkçedeki Kızkulesi isminin ise Üsküdar tekfurunun Battal Gazi’ye aşık olan kızını iki sevgili kavuşmasın diye buraya kapattığı ancak gazinin kayıkla kuleye ulaşıp onu kaçırdığı şeklinde özetleyebileceğim öyküden geldiği düşünülüyor. Son olarak, denizin ortasındaki her yapı ile illa ki bağdaştırılan, aynısı Mersin’in Erdemli ilçesindeki Kızkalesi için de anlatılan şu meşhur masal var ki işte bir Bizans İmparatoru’na falcısı kızının yılan sokmasından öleceğini söylemiş, o da kızını yılanlardan korumak için denizin ortasındaki bu binaya yerleştirmiş ama bir sepete saklanan yılan gelip öldürmüş şeklinde.

Bir tarihçi gözüyle baktığımda bu romantik anlatıların hepsinin veya herhangi birinin gerçek olma ihtimalinin epey düşük olduğunu söyleyebilirim. Hem Boğaz’a hem de Marmara’ya hakim bir konumda olan Kızkulesi, tarih boyunca Boğaz’a giren gemilere yol gösteren bir deniz feneri ve Boğaz ticaretini denetlemek için önemli bir gümrük noktası olmuş. Bunun için inşa edildiğini ve defalarca yıkılmasına rağmen de bu yüzden onarıldığını tahmin etmek zor değil. Bence bu durum da kulenin güzelliğinden bir şey eksiltmiyor, siz de ziyaret ettiğinizde bana hak vereceksiniz.

2000 yılında restore edilip turistik amaçlı kullanılması için özel bir şirkete kiralanan Kızkulesi bugün şahane manzarası olan bir restoran olarak kahvaltı dahil gün boyu hizmet veriyor. Tabii ziyaret etmeniz için yemek yemeniz şart değil, hemen kıyıdan bilet alıp motorla kuleye gelerek gezebiliyorsunuz. Giriş ücreti motor dahil 20 TL, öğrencilere ve 60 yaşının üzerindekilere 10 TL. Her gün 09:00 ile 19:00 arası açık.

Hatırı sayılır bir kısmı İstanbul’da geçen üç James Bond filminden biri olan “The World is not Enough – Dünya Yetmez” filminde de Kız Kulesi’nin önemli bir yer tuttuğunu hatırlatayım ( https://www.imdb.com/title/tt0143145/ ). Filmden Türkiye’de Çekilen Yabancı Dizi ve Filmler yazımızda da bahsetmiştik.

Çamlıca Tepesi

Adeta tüm İstanbul’u seyredebileceğiniz bu tepenin manzarasını tarif etmek mümkün değil. Panoramik olan İstanbul Boğazı’nı, Anadolu Yakası’nın neredeyse hepsini ve Avrupa Yakası’nın da büyük bir kısmını seyredebiliyorsunuz. Bundan daha iyi görüntüleri ne usta yönetmenlerin filmlerinde, ne de değme İstanbul belgeselinde bulabilirsiniz; benden söylemesi!

İstanbul’a yolunuz düştüğünde mutlaka gitmenizi önerdiğim Çamlıca Tepesi, hem yüksek konumu hem de her an turistlerle dolu olması nedeniyle ulaşım açısından biraz sıkıntılı. Özel aracınızla gelirseniz park yeri bulmakta zorlanabilirsiniz. Toplu taşıma ile gitmek isteyenler ise Kısıklı Metro Durağı’nda inip Abdipaşa’dan geçen 9, 11 veya 14 nolu otobüslerden birine binebilirler. Sonra ufak bir yürüyüş sizi bekliyor. Bence karşılaşacağınız manzara tüm bu zorluklara değiyor. Aynı 9 veya 11 nolu otobüslere Üsküdar Vapur İskelesi’nden de kısa bir yürüyüşle ulaşabilirsiniz. Hemen Mihrimah Sultan Camii’nin arkasından kalkıyorlar.

Aşağıdaki panelden otobüs ve uçak bileti sorgulayabilirsiniz.

Parka girişler ücretsiz. İçeride belediyenin sosyal tesisleri bulunuyor. Burada kahvaltı ve yemek servisi var, ayrıca sadece çay, kahve ve tatlı sunan iki tesis daha var. Gelirken yorulanların sadece gözü değil midesi de doyacak yani!

Mihrimah Sultan Camii

Hemen Üsküdar İskelesi’nin karşısında yer alan bu cami bir Mimar Sinan eseri. Güzel olduğunu belirtmek için başka söze de gerek yok sanırım. Mihrimah Sultan’a aşık olduğu, hatta evlenmek için Kanuni Sultan Süleyman’dan ricada bulunduğu ama sevdiğine kavuşamadığı yönünde rivayetler var. İstanbul’da yine Mimar Sinan tarafından yapılıp Mihrimah Sultan’ın adı verilmiş ikinci bir caminin ise Edirnekapı’da bulunması da rivayetlerin ateşini harlıyor, hatta bahar gündönümü olan 21 Mart tarihinde birinde güneş batarken diğerinde ay doğduğuna dair bir efsane bile var (Mihrimah, “güneş ve ay” anlamına geliyor; hatta efsane biraz daha ileri gidip 21 Mart’ın Mihrimah Sultan’ın doğumgünü olduğuna da iddia ediyor ama Osmanlı’da Hicri takvim kullanıldığını, doğumgünü kutlama geleneği olmadığını ve kutlansa bile Hicri takvime göre kutlanacağı için her sene 21 Mart’a denk gelmeyeceğini de unutmamakta fayda var).

Efsaneler bir yana, Mihrimah Sultan Camii bir ziyaretinizi hak ediyor. 1548 yılında tamamlanan yapı o zamanlar geniş bir külliyenin parçası olsa da şimdi sadece bir kısmı kalmış. Tek şerefeli iki minaresi bulunan camiyi dönemin yapılarından ayıran bir özellik ise giriş kısmı olmadan kendinizi doğrudan kubbenin altında bulmanız. İçerideki desenler ise dantel işlemesini çağrıştırıyor. Mermerlerinin de çarpıcı olduğunu belirteyim.

Beylerbeyi Sarayı

Kuşkusuz Boğaz kenarındaki en güzel yapılardan biri olan Beylerbeyi Sarayı, ister Avrupa Yakası’ndan bakan, ister vapurdayken kıyıyı seyreden herkesin mutlaka gözüne çarpan şahane bir bina. Bana Dolmabahçe ile Çırağan saraylarını anımsattı. Yapımı 1863 ile 1865 yılları arasında süren bu saray, Sultan Abdülaziz’in emriyle Osmanlı’nın önemli mimarlarından Sarkis Balyan tarafından yapılmış.

Boğaz’ın çok güzel bir köşesinde yer aldığı için Bizans döneminden beri kah saray, kah bahçe olarak kullanılan bu arazide daha önce bulunan köşklerden biri, Sultan 4. Murat’ın doğduğu ev olması nedeniyle önem taşıyor. Günümüzdeki kagir yapıdan evvel burada 2. Mahmut tarafından yaptırılan ahşap saray ise yandığı için geriye bir şey kalmamış. Aslında ahşaptan inşa edilmiş bir saray görmek isterdim, çok farklı olacağı kesin!

Sarayın iç dekorasyonu da dışı kadar muhteşem. Saray için seçtiği konumdan da anlaşılabileceği üzere denizi çok seven Sultan Abdülaziz için her yer denizi andıracak biçimde dekore edilmiş. Özellikle tavanlar ve mavi gövdeli sütunlar insana huzur veriyor. Ayrıca sarayın zemin katında suyu denizden çekilen bir havuz bulunuyor. Bu kadar güzel olması nedeniyle Sultan Abdülaziz’in vefatının ardından da yabancı konukları ağırlamakta kullanılmış. Avusturya ve Macaristan İmparatoru Franz Joseph ve İran Şahı Rıza Pehlevi gibi yakın tarihin önemli isimleri burada misafir edilmiş. Ayrıca Sultan 2. Abdülhamit de tahttan indirildikten sonra vefatına dek burada yaşamış.

Saray kompleksi içerisinde ayrıca Sultan 2. Mahmut tarafından yaptırılmış Mermer Köşk, Sarı Köşk ve Ahır Köşk de yer alıyor. İlki, adından da anlayabileceğiniz üzere, mermer döşemeleri ve oval şeklindeki havuzuyla dikkat çekiyor. Sarı Köşk ise içindeki deniz resimleriyle ana binayı andırıyor. Ahır Köşk de adına uygun biçimde at figürleri ile bezenmiş.

Pazartesi ve Perşembe günleri kapalı olan saray, diğer günler sabah dokuzda açılıyor. Kasım ile Mart ayları arasında 16:30, Nisan ile Ekim ayları arasında ise 17:00’de kapanıyor. Giriş ücreti 40 TL ancak Müzekart sahiplerine 20 TL ve daha da güzeli öğrencilere 10 TL. Ulaşmak için 15 nolu otobüsleri kullanabilirsiniz, köprünün ayağına çok yakın.

Selimiye Kışlası ve Florence Nightingale Müzesi

Aslında burada yer alan ilk Osmanlı binası Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmış bir saray. Ne var ki ondan 220 yıl sonra, pek kullanılmayan bu sarayın yerine Sultan 3. Selim tarafından bir kışla inşa edilmiş ve ondan dolayı Selimiye olarak anılmış. Osmanlı Devleti’nde yenilik hareketleri açısından önemli bir yeri olan ve işe ilk olarak her yeniliğe karşı gelen Yeniçeri Ocağı’nın yerine geçecek bir askeri kuvvet oluşturmaya çalışarak başlayan 3. Selim, Nizam-ı Cedid yani Yeni Düzen ismini verdiği orduyu buradaki ahşap kışlaya yerleştirmiş. Daha çok Avrupa Yakası’nda konuşlanmış olan Yeniçerilerin dikkatinden biraz uzak bir yeri seçmesinin de kasıtlı olduğunu tahmin ediyorum.

Maalesef işler Sultan 3. Selim’in tasarladığı gibi gitmemiş. Nizam-ı Cedid Ordusu, Akka Kuşatması sırasında ünlü komutanlardan Napolyon Bonapart’a hayatının ilk yenilgisini tattırarak tarihe geçecek bir başarı elde etmiş olsa da, yenilik hareketleri ile çıkarları zedelenen birtakım saray eşrafı ile işbirliği yapıp ayaklanan Yeniçeriler sarayı basarak sultanı devirmiş ve yerine Dördüncü Mustafa’yı padişah ilan etmiş. Varlıkları için tehdit olarak gördükleri Nizam-ı Cedit Ordusu’nu dağıtarak Selimiye Kışlası’nı da yakmışlar.

İsyanı bastırıp padişah olan ve yenilik hareketlerine devam eden Sultan 2. Mahmut ise buraya kışlayı yeniden yaptırmış. Üstelik bu sefer yenilik hareketinin kalıcı olacağını vurgulamak istercesine ahşap değil taştan inşa edilmiş. Daha sonra oğlu Sultan Abdülmecit de kışlanın dört köşesine yedi katlı birer kule eklemiş.

Osmanlı ile İngilizlerin Rusya karşısında ittifak kurduğu Kırım Savaşı sırasında kışla İngiliz Silahlı Kuvvetleri’ne tahsis edilmiş ve özellikle Kırım’dan yaralı olarak getirilen askerler için kullanılmış. İşte tarihteki belki de en meşhur hemşire olan Florence Nightingale de kışlaya bu şekilde ulaşmış. Fedakarca çalışması nedeniyle oldukça ünlenen Florence, daha sonra İngiltere’ye döndüğünde de ilk hemşirelik okulunu açmış ve birçok tıbbi bakım kitabı kaleme almış. Hatta nasıl ki tıp doktorları Hipokrat Yemini ediyorsa hemşireler de Nightingale Andı içiyorlar. Savaş sırasındaki hizmetleri nedeniyle hem İngiltere’den Royal Red Cross, hem de Osmanlı Devleti tarafından Liyakat Nişanı ile ödüllendirilmiş. Onun çalıştığı kuzeybatı kulesi hala Florence Nightingale Müzesi olarak bırakılmış. Güneydoğu kulesi ise Selimiye Askeri Ortaokulu Müzesi olarak hizmet veriyor.

Bu iki müze de Birinci Ordu Komutanlığı’na bağlı olduğundan sadece iki gün önceden rezervasyon yaparak gezilebiliyor. İlgilenenler 0216 343 73 10 üzerinden ulaşabilirler. Girişler her gün sabah 10:00 ile 17:00 arası ücretsiz olarak yapılabiliyor. Üsküdar’dan 12 nolu otobüslerle ulaşabilirsiniz.

Velidebağ Korusu ve Adile Sultan Kasrı

Üsküdar ilçesinin iç kısımlarında yer alan bu koru ve içindeki köşk, yazıda bahsettiğim diğer noktalar kadar meşhur olmasalar da gördüğünüze değecek yerler. Daha doğrusu epey meşhur bir yer ama ismi bilinmiyor!

Sultan Abdülaziz’in emri ile kardeşi Adile Sultan için Mimar Sarkis Balyan tarafından 1853 yılında yapılan köşk, görür görmez size oldukça tanıdık gelecek. Ön cephesi ile, iki yandan girilen merdivenleriyle gözünüz bir yerden ısıracak. Evet, doğru bildiniz, burası Hababam Sınıfı filmlerinin çekildiği yer. Rıfat Ilgaz’ın tiyatro oyunlarından Ertem Eğilmez’in filmleştirdiği Hababam Sınıfı serisi Münir Özkul, Adile Naşit, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Tarık Akan gibi muhteşem oyuncuları bir araya getirmesi ve çağının ilerisindeki eleştirel mizahıyla kültürümüzün temel taşlarından biri konumuna gelmiş durumda. Tiyatro oyunu da, kitapları da ayrı güzel.

Kasrın bir odası Hababam Sınıfı Müzesi olarak ziyaret edilebiliyor, ücret sadece 2 TL ve her gün açık. Hababam sınıfının çekildiği sınıfta filmin sahnelerini adeta yaşayacaksınız. Güdük Necmi’nin içinden çıktığı soba hala yerinde duruyor. Köşk, geçmişte bir süre gerçekten okul olarak kullanılmış, cumhuriyetin ilanının ardından kamulaştırılınca Kandilli Kız Lisesi olarak değerlendirilmiş.

Validebağ ismi ise buraya ilk bağ köşkünü yaptıran kişi olan Sultan 3. Selim’in annesi Mihrişah Sultan’dan geliyor. Üsküdar İskelesi’nden Acıbadem otobüsüyle ulaşabilirsiniz.

Abdülmecit Efendi Köşkü

İstanbul’daki birçok güzel binada parmağı olan Mısır Hidivlerinden (yani sadrazama denk yetkilere ve protokol konumuna sahip olan, makamı nesilden nesile aktarılan üst düzey vali) İsmail Paşa’nın yaptırdığı bu köşk Üsküdar’a bağlı Nakkaştepe’de bulunuyor. Üsküdar İskelesi’nden Emniyet Mahallesi otobüsüne binip İcadiye’de inerek ulaşabilirsiniz.

Köşkün adı, Sultan 2. Abdülhamit’in yeğeni olan ve uzun süre burada ikamet eden Halife Abdülmecit Efendi’den geliyor. İçeri girdiğinizde duvarlar inanılmaz çinilerle kaplı, diğer kısımlar da boş değil motiflerle bezeli. Dış cephede ve üzerinize doğru uzanan geniş çatının altında da Türk motifleri yer alıyor, hoş bir mimarisi var. Hem içeride hem dışarıda bulunan ince sütunlar da oldukça estetik.

Günümüzde Koç Ailesi’nin sahip olduğu köşkte çeşitli sergiler de açılıyor, birine denk gelirseniz hem bu şahane binayı hem de sergiyi görebilirsiniz. Binaya girişler ücretsiz, sergiler de genellikle ücretsiz oluyor. Pazartesi ve Perşembe günleri, eğer özellikle bir sergi için açılmazsa kapalı. Diğer günlerde 09:00 ile 17:00 arası ziyaret edilebiliyor.

Yeni Valide Camii ve Külliyesi

Lale Devri’nin önemli padişahı 3. Ahmet’in annesi olan Emetullah Rabia Gülnuş Sultan için dönemin başmimarı Kayserili Mehmet Ağa tarafından inşa edilen bu heybetli yapı 1710 tarihinde tamamlanmış. Valide Sultan’ın türbesi de burada yer alıyor. Külliyenin içerisinde özellikle şadırvan dikkat çekici. Girişte yer alan metal kafesten kubbe de şaşırtıcı bir tasarım. Üsküdar Marmaray Durağı’nın hemen yanında yer aldığından ulaşım da çok kolay. Uğramadan geçmeyin.

Mehmet Naci Aköz Uçurtma Müzesi

Türünün dünyada nadir örneklerinden biri olan bu müze, Türkiye’deki tek uçurtma müzesi. O yüzden bir uğramak isteyebilirsiniz, özellikle siz de çocukluğunuzu dedenizle uçurtma uçurarak geçirdiyseniz. Uncular Caddesi’nde yer alan müze hafta içi 10:00 ile 17:00 arası açık ve giriş ücretsiz ancak gitmeden önce rezervasyon yaptırmak gerekiyor. Yeni Valide Külliyesi’nin iki sokak yanında bulunuyor, Marmaray durağından on dakikada yürüyebilirsiniz.

Bir kez daha son…

İstanbul’un gezi noktaları o kadar çok ki yaz yaz bitmiyor. Gördüğünüz üzere sadece Üsküdar ilçesi bile tek bir güne sığmayacak kadar büyük ve önemli eserler ile dolu. Örneğin uzun uzun bahsetmediğim Çinili Cami de Kösem Sultan tarafından yaptırılmış bir eser ve vakti olan gezginler rotalarına ekleyebilir, Mihrimah Camii’nin önünden kalkan 12 nolu otobüsle ulaşılıyor ve duvarları boydan boya çini ile kaplı olduğundan etkileyici.

Mimar Sinan’ın son eseri olan Atik Valide Camii (diğer adlarıyla Eski Valide Camii veya Valide-i Atik Camii) de bu mükemmel mimarın ustalığına yakışır biçimde hem heybeti hem de içindeki desenlerle hiçbir ziyaretçiyi geldiğine pişman etmiyor. Üstelik Osmanlı sarayının ünlü isimlerinden olan Nurbanu Sultan için yapılmış (2. Selim’in eşi ve 3. Murat’ın annesi, Muhteşem Yüzyıl dizisinde Merve Boluğur tarafından canlandırılmıştı). Caminin külliyesinde yer alan darüşşifa da özellikle 19. yüzyıldaki kolera salgınında İstanbul’a önemli hizmetlerde bulunmuş. Üsküdar İskelesi’nden Acıbadem otobüsüyle gelebilirsiniz.

Boğaz’a nazır ufak bir cami olan Şemsi Paşa Camii de bir Mimar Sinan eseri ve Boğaz kenarında yürüyüş yaparsanız karşınıza çıkacaktır. Siz siz olun İstanbul gezinizi uzun tutun ki birçok şaheseri es geçmek zorunda kalmayın. Bir sonraki yazımda, Anadolu Yakası’nda kalan önemli yerleri Beykoz’u merkez alarak anlatacağım, linkten görebilirsiniz, görüşmek üzere!

Adana’da doğan yazar, Ankara Fen Lisesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. ODTÜ Enformatik Enstitüsü’nde Bilişsel Bilimler Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Yazın hayatına kaleme aldığı öykülerle başlamış ve öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanmıştır. Yazarın yayımlanmış 9 adet kitabı bulunmaktadır. Çok bilmenin tek yolunun hem çok okumak hem de çok gezmek olduğunu düşünüp ikisini de bol bol yaptığından gezdiği yerleri anlatan seyahat yazıları yazmaya başlamıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here