Dünyanın En Güzel 25 Sarayı

0
1071

Dünya üzerinde öyle harika yerler var ki, Asya’sından Avrupa’sında ve çok daha fazlasında… Mimarisi ayrı, sanatı ve tarihi apayrı değerli olan. Sadece modern yapılardan bahsetmiyoruz elbette, eski yapılar var bizlere miras kalan. Yüzyıllardır varlığını korumuş, bazen yangın veya deprem felaketine uğramış, yıkılmış, restore edilmiş, ama asla ve asla ruhunu kaybetmemiş. Bu yazımızda sizlere dünyadaki en güzel sarayları ve neden en iyileri olduklarını anlatacağız. Eminiz ki aralarında hiç bilmediğiniz kaleler, şatolar, saraylar ve daha niceleriyle alakalı detaylar çıkacak ve çok şaşıracaksınız, bir o kadar da gezmek isteyeceksiniz. Haydi, sırt çantamızı kapıp bir an önce gezmek istediğimiz sarayı bulalım!

Dünyanın En Güzel Sarayları

1Schönbrunn Sarayı, Viyana, Avusturya

İşte Avrupa’nın en güzel saraylarından sadece bir tanesi! UNESCO Dünya Miras Listesi’nde bulunan Schönbrunn Sarayı ve Bahçesi ülkenin en önemli kültürel anıtlarını barındırmasıyla en çok turist çeken noktalardan biri. Bahçenin Privy Garden isimli dünyanın en eski hayvanat bahçesine sahip olması da önemli ayrı bir nokta tabi ki. Gittiğiniz zaman İmparatorluk Evleri tüm ihtişamıyla sizleri bekliyor olacak, bunun dışında Schönbrunn Ahırları, Schönbrunn Saray Tiyatrosu, Saray Şapeli ve Çocuk Müzesi de cabası! “Eee bu kadar anlattın, nasıl gideceğiz?” derseniz de şehir merkezinden 40 dakikalık yürüyüşle, Westbahnhof’tan 15 dakikalık, Meidling’den 30 dakikalık tren yolculuğu ile,  otobüs hattıyla, metroyla veya tramvayla gidebilirsiniz.

2Pena Ulusal Sarayı, Sintra, Portekiz

App_indir_banner_mobil

Romantizm tarzında inşa edilmiş en eski Avrupa kalesi olma unvanına sahip Pena Ulusal Sarayı (Palácio Nacional da Pena), mimarisini 1842 yılında Kral Ferdinand II’ye borçludur. 1755 tarihindeki Büyük Lizbon Depremi’nde ağır hasar gören bir manastır üzerine inşa edilmiş ve orijinal kırmızı ve sarı renkleriyle restore edilmiş bu saray günümüzde Portekiz’in en çok ziyaret edilen anıtlarından biri. UNESCO Dünya Miras Listesi ve Portekiz’in 7 Harikası listelerinden payını alan Pena Ulusal Sarayı, Sintra Dağları’nın tepesinde yer alıyor ve Lizbon’dan kolayca görülebiliyor. Sintra’yı ziyaret etmek için Lizbon’dan 40 dakikalık bir yolculuk ve sonrasında bir mini-tren tecrübesi yeterli.

3Mysore Sarayı, Hindistan

“Dehşete Asla!” Yaygın olarak “Saraylar Şehri” olarak anılan Mysore, Hindistan’ın birkaç tarihi sarayından en ünlüsüdür. Eylül ve ekim aylarında Dasara Festivali’nde on binden fazla ampulle aydınlatılarak görkemli bir manzara sunan Mysore Sarayı, zamanında üst üste aldığı darbelerden sonra son kez 1912 yılında restore edildi ve bugünkü halini aldı. Tac Mahal’den sonra en çok ziyaretçi ağırlayan bu saray Hint ve İslam motiflerinden izler taşıyor. Sarayın krallık mottosu ise mimariye yansımasıyla dikkat çekiyor; dehşete asla!

4Versay Sarayı, Paris, Fransa

Aynalar Galerisi, Şapel, bahçe… Barok sanatının hakim olduğu bu Fransız mimarisinde sanatı koklamamak elde değil! Sadece Aynalar Galerisi ve Şapel yok elbette, saraylıların dairelerinden tapınma yerlerine, bakanların bürolarından kabul ve eğlence yerlerine kadar o kadar çok yer var ki Versay Sarayı içinde… En önemli iki yer olarak en başta da bahsettiğimiz Aynalar Galerisi I. Dünya Savaşı sonrası anlaşmanın imzalandığı salon olmasıyla, Şapel ise iç mekan göz önünde bulundurulduğunda çağının en başarılı örneği sayılmasıyla önem taşıyor. Eiffel Kulesi’nden kalkan ekspres otobüsle veya Versay’a tren yoluyla bu örneği canlı canlı görebilirsiniz.

ucakbileti_sorgula (1)

5Yasak Şehir, Pekin, Çin

Pekin’in tam kalbinde bulunan Yasak Şehir, 500 yıl kadar bir süreç boyunca imparator ve hizmetlilerini ağırlamış 8.700’den fazla odaya sahip bir saray. UNESCO Dünya Miras Listesi’nden de nasibini alan Yasak Şehir dünyadaki en geniş saray olarak karşımıza çıkıyor. Krallık rengi olarak belirlenen yeşil sıkça kullanılmış ve çatıların köşelerinde numaralı belirteçler kullanılmış. Bu belirteçler içinde yaşayan insanların önemine göre numara almış, örneğin 9 numara en üstü yani kralı anlatıyor. Çevresinde krallık bahçeleri barındıran Yasak Şehir her bir noktasında görenleri kendine hayran etmeyi başarıyor.

6Yazlık Saray, Pekin, Çin

UNESCO Dünya Miras Listesi’nden bir saray daha; “Çin peyzaj bahçesi tasarımının bir başyapıtı” lakabıyla Yazlık Saray (Summer Palace). Pekin’in şehir merkezine 15 kilometre uzaklıkta olan bu saray, isminden anlaşılacağı üzere Çin’in emperyalist hükümdarları tarafından yaz aylarında “Yasak Şehir”den kaçarak inzivaya çekilmek amaçlı kullanılıyordu. Çardaklar, salonlar, saraylar, tapınaklar ve köprüler gibi yapay detayların adeta bir harmoni içinde olduğu doğal tepeler ve açık suların estetik uyumuna hayran kalacaksınız. Hatta gördükten sonra “inzivaya çekilecek kadar varmış” diye iç geçireceksiniz!

7Kışlık Saray, St. Petersburg, Rusya

Eee, Yaz Sarayı olur da Kış Sarayı olmaz mı hiç? Sıradaki sarayımız soğukluğuyla meşhur Rusya’dan geliyor. Dostoyevski’nin “Dünyanın en sakin şehri” dediği bu güzel şehirden toplamda iki sarayı konuk ettik listemizde. Dünyanın en eski ve en büyük müzelerinden olan ve içinde en çok tablo koleksiyonu bulundurmasıyla Guinness Rekorlar Kitabı’na giren Ermitaj (Hermitage) Müzesi, Kışlık Saray sınırlarında bulunuyor. Sadece fotoğraflarına bakarken bile görkemli duruşuna aşık olunan bu sarayın en az dışı kadar içi de büyüleyici. Sanat, kültür ve mimari bir arada olsun diyorsanız adresiniz belli!

St. Petersburg ve Hermitage Müzesi hakkında daha fazla bilgi için St. Petersburg Seyahat Rehberi yazımıza göz atabilirsiniz.

8Topkapı Sarayı, İstanbul, Türkiye

Asın bayrakları! İstanbul Tarihi Yarımada’da bulunan ve Osmanlı İmparatorluğu’nun yaklaşık 400 yılında devletin idari merkezi olan Topkapı Sarayı, 1985 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’nde de yerini aldı. Saray Fatih Sultan Mehmet’in 1453 yılında İstanbul’u, o dönemki ismiyle Konstantinopolis’i, aldıktan sonra emretmesiyle inşa edildi. Bab-ı Hümayun (Saltanat Kapısı), 1. Avlu (Alay Meydanı), Babüsselam, Saray-ı Hümayun ve İç Saray bölümlerinden oluşan saray günümüzde müze olarak hizmet veriyor. Salı günleri hariç her gün ziyaret edebileceğiniz Topkapı Sarayı Müzesi’ne giriş ücreti Harem bölümü hariç 40 TL, ayrıca Harem ve Zülüflü Baltacılar Koğuşu’nu görmek isterseniz giriş ücreti 25 TL.

9Elhamra Sarayı, Granada, İspanya

otobusbileti_sorgula2

Granada denince akla Endülüs Bölgesi, Endülüs denince akla Arap mimarisi geliyor. Bu sarayı gezdikten sonrasında aklınıza direkt Elhamra gelecek! İslam sanatının 1001 gece masalı gibi yansıdığı Elhamra Sarayı’nın ihtişamı UNESCO Dünya Miras Listesi tarafından da kanıtlanmış tabi ki. Sütunlardan kapı ve pencerelere kadar öyle estetik bir dekorasyon sağlanmış ki, her bir detayı en ince ayrıntısına kadar anlamak için gitmeden önce sarayla ilgili araştırma yapıp sarayı gezerken de kitabeyi dikkatlice okumak şart. Bu gizemli yere Granada’dan kalkan minibüs ve otobüslerle çok kolay ulaşılabiliyor, peki siz avlulardan bahçelere giderken bir yandan da rüya aleminde gezinmek için daha ne bekliyorsunuz?

10Potala Sarayı, Lhasa, Çin

Listemizin 10. sırasında Tibet Özerk Bölgesi’nden Potala Sarayı’na yer verdik. Kiremit ve beyaz renkli olmak üzere iki bölümden oluşan ve bir tepe üzerine kurulu olan sarayın yerel adı “Rutunzi”, “dağların birleşme noktası” anlamına geliyor. Bu güzelliği UNESCO da fark etmiş ve kendisine Dünya Mirası Listesi’nde yer vermiş, iki bölümüne de tabi ki. Zamanında Dalay Lama’nın da beyaz bölümünü kullandığı sarayda beyaz kısım dini liderlerin kullandığı bölüm, kırmızı olan ise kralların kullandığı bölüm olarak karşımıza çıkıyor.

11Chambord Şatosu, Chambord, Fransa

Chambord Şatosu (Chateau de Chambord), diğer bir adıyla Chambord Sarayı; sarmal merdivenleri, teras şeklindeki çatısı, Avrupa’da bulunan parklardan etrafı çevrili en büyük olan parkı ile UNESCO Dünya Mirası Listesi’ni hak etmiş başka bir saray. Versay Sarayı’ndan sonra Fransa’nın en çok turist çeken şatosu Fransız Rönesans’ının bir başyapıtı olarak karşımızda. Kuşbakışı görünümünden tutun da üst üste inşa edilmiş iki sarmal merdivenlere kadar her bir detay ziyaretçisinin hayatını “Chambord Şatosu’nu gördükten önce” ve “Chambord Şatosu’nu gördükten sonra” şeklinde ikiye ayırıyor.

12Büyük Saray, Bangkok, Tayland

Geldik güzel Bangkok’un merkezi güzel Grand Palace’ına. Tayland’ın en popüler yerlerinden biri olan bu saray tek bir bina yerine bahçeler, çimler ve avluları sarmalayan salonlar, çardaklar ve binalardan oluşuyor. Günümüzde halen resmi törenler için kullanılan Büyük Saray’ın binaları halka kapalı olsa bile ziyaretçiler içeriye göz atabiliyor. Özellikle en kutsal tapınaklardan biri, orijinal ismi Emerald Buddha olan Zümrüt Buda Tapınağı, klasik Tay mimarisinden izler taşıyor. Etkileyici tapınaklara ve yapılara sahip Büyük Saray’a gittiğinizde neden hala kraliyet tarafından kullanıldığını anlayacaksınız.

13Prag Kalesi, Prag, Çek Cumhuriyeti

“Dünyanın En Büyük Antik Kalesi” seçilmesiyle Guinness Rekorlar Kitabı’na ismini altın harflerle yazdıran Prag Kalesi aynı zamanda dünyanın en büyük kalelerinden biri olma özelliğini de taşıyor. St. Vitus Katedrali en önemli binası olan Prag Kalesi’ne tramvay veya metroyla çok rahat bir şekilde ulaşılabiliyor. Şüphesiz kendisi Prag’a en çok yakışan kale, şayet zamanında sıkça yapılan restorasyonlara rağmen gotik stili hala ayakta duruyor. Eee gotik şehir Prag’ın havasına da en iyi bu kadar uyum sağlayabilirdi değil mi?

14Windsor Kalesi, Windsor, İngiltere

Birisi size gelip de “Tarih boyunca içinde en uzun süre ikamet edilmiş saray hangisidir?” diye sorarsa ve cevabını bilmiyorsanız, endişelenmeyin! Cevap bu maddede gizli. Sadece bu da değil, kale içinde dünyanın en ünlü oyuncak bebek evi olan Kraliçe Mary’nin oyuncak evi bile var! Rembrandt’dan Rubens’e kadar birçok sanatçının eserini barındırması da cabası! Kraliyet ailesinin neden hala orada yaşadığını Londra’dan turlar veya Heathrow Havaalanı’ndan direkt ulaşım yoluyla keşfedebilirsiniz.

15Hofburg, Viyana, Avusturya

Günümüzde Avusturya Cumhurbaşkanı’na ev sahipliği yapan Hofburg, Viyana’nın merkezinde bulunan bir saray. Schönbrunn Sarayı’nın yazlık evi hizmeti gibi Hofburg da kışlık evi olarak hizmet veriyor. İspanya’nın La Sagrada Familia’sı gibi bir türlü tamamlanamayan Heldenplatz Meydanı (Kahramanlar Meydanı) Hofburg ile karşı karşıya kalıyor. Osmanlı Devleti’nin iki kere kuşatmasına rağmen bir türlü düşürülemeyen Hofburg Sarayı’nda Latince “Bütün Dünya’nın Egemenliği Avusturya’ya Aittir” yazıyor. Yürüyerek bile ulaşabileceğiniz UNESCO Dünya Miras Listesi’nden bu saraya otobüs, tren, metro veya tramvayla gidebilirsiniz.

16Umaid Bhawan Sarayı, Rajasthan, Hindistan

Dünyanın en eşsiz konutlarından biri olan Umaid Bhawan Sarayı, bir kısmının müze olmasıyla biliniyor, çünkü bu müze 2016 yılında TripAdvisor tarafından “Dünyanın En İyi Oteli” ödülünü aldı! Rönesans ve Art Deco tasarımından ve İngiliz ile Moğol tarzlarından esintiler taşıyan bu kendine has sarayda öğleden sonra çayınızı yudumlarken bir yandan da bahçe teraslarında Jodhpur manzarasının tadını çıkaracaksınız. Burayı gördükten ve Jiva Spa Hint güzellik bakımlarını tecrübe ettikten sonra “Tac Mahal mi Umaid Bhawan mı güzel?” ikilemine düşebilirsiniz, bizden söylemesi!

17Palazzo Pitti, Floransa, İtalya

Pitti Sarayı, Rönesans kokularının uzaktan bile alınacağı kadar değerli bir saray. Bu sadece Floransa’nın havasını almasından değil elbette, Pitti Sarayı barındırdığı Uffizi Galerisi dahil 20 müze ve galeriyle de Floransa’nın en büyük müze kompleksi olarak karşımızda. Sadece içindeki Polo Museale Fiorentino’da bile 250.000 sanat eseri bulunuyor. İçindeki galerilerin anası olarak sayılan Palatine Galerisi barok stili ve sahip olduğu 28 odayla sarayın en çok merak edilen noktalarından sadece birisi. Leonardo Da Vinci’nin hayatını araştırmayı sevenlerin sıklıkla duyduğu isimler Palazzo Pitti’nin bugünlere gelmesinde büyük önem taşıyor. Daha ne bekliyorsunuz? Sanat dolu bir gün sizi bekliyor!

18Neuschwanstein Şatosu, Füssen, Almanya

Disneyland hayranlarını görelim! Çocuk ruhumuzu her daim sıcacık hissettiren Disneyland’ın yaratılmasında Walt Disney’e ilham veren şato işte tam da bu şato! Önündeki yeşil sahayla göllerin buluşmasında yeşil ile mavinin uyumuna tanıklık edecek ve panoramik bir manzaraya sahip olacaksınız. Bavyera Kralı II. Ludwig’in isteğiyle inşasına başlanan, bu şato dışında başka 3 kalenin (Linderhof, Herrenchiemsee, Falkenstein) inşaatını daha istediği için gereksiz harcama yapan kralın hapsedildiği Berg Kalesi’nde ölmesiyle bir türlü tamamlanmış halini göremediği Neuschwanstein Şatosu’na gitmek için yapmanız gereken şey Münih’ten Füssen’e trenle geçtikten sonra indiğiniz yerden Swangau otobüslerine binip 10 dakikalık bir yolculuk yapmak. Gotik kuleleriyle peri masalında hissetmeye hazır olun, şayet sisli bulutların üzerinde gibi hissedeceksiniz!

19Petergof Sarayı, St. Petersburg, Rusya

Süslü, otantik, doğal… Bu sıralanmış saraylar ve bahçeler bütününü ifade edebilecek en temel 3 sıfatı söyledik bile. Rusya’nın Versay’ı sayılan “çeşmelerin başkenti” Petergof Sarayı UNESCO tarafından da Dünya Mirası Listesi’ne eklenmiş. Bize de artık mirasa sahip çıkmak düşer! Petergof Büyük Sarayı dışında Aşağı Bahçe, Yukarı Bahçe, yerde bulunan dama taşları gibi siyah beyaz taşlarıyla Samson Çeşmesi, Monplaisir Sarayı, Marli Sarayı ve Ermitaj Köşkü’nü de barındıran bu saray kompleksinin inşasına Büyük Kuzey Savaşı sırasında Kotlin Adası’ndaki Kronstadt kasabasından dönüşte iniş yapılacak bir yer olması amacıyla başlanmış. Şehir merkezinden kalkan metroyla veya hava alanından otobüslerle ulaşım mümkün. Versay Sarayı örnek alınarak eklenen yeni sarayları ve bahçeleri görünce “iyi ki de örnek alınmış” dememek elde değil!

20Himeji Kalesi, Himeji, Japonya

Beyaz dış cephesi ve uçan bir kuşa benzetilmesiyle “Beyaz Egret Kalesi” veya “Beyaz Heron Kalesi” isimleriyle anılan Himeji Kalesi, prototipik Japon kale mimarisinin en güzel örneği olarak kabul ediliyor. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yerini alan bu kale Japonya’nın en büyük ve en çok ziyaret edilen kalesi olarak ün taşıyor. Aynı zamanda Matsumoto Kalesi ve Kumamoto Kalesi ile birlikte ülkenin üç ana kalesini oluşturuyor. Stratejik mimarisi ve zarif estetiğiyle öyle bir mütevazı tasarıma sahip ki, baktığında insana yumuşak ve hafif hissettiriyor. Tokyo’dan lokal trenle veya Himeji İstasyonu’ndan Shinki otobüsüyle ulaşabilirsiniz. Eğer gitmeyi düşünüyorsanız yıl içinde yapılan festival ve organizasyonları önceden bir inceleyin deriz, ayrıca nisan ve mayıs aylarında giderseniz renk cümbüşünü yakalama fırsatına sahip olursunuz, biz söylemiş olalım da!

21Hawa Mahal, Jaipur, Hindistan

“Rüzgarlar Sarayı” veya “Esinti Sarayı” da diyebilirsiniz bu kırmızı-pembe saraya. Jaipur Şehir Sarayı’nın hemen yanı başına yer alan Hawa Mahal, kovan görünümündeki beş katlı dış cephesiyle bambaşka bir anlama sahip aslında. Kafes tasarımının asıl amacı “purdah”ın katı kuralları gereği yüzlerini kapatmadan dışarı çıkamayan kraliyetteki kadınların günlük hayatı ve caddede kutlanan festivalleri görebilmelerini sağlamaktı. Lakaplarını da sıcak yaz havalarına rağmen içeri serin hava girmesini sağlayan mimarisinden (Venturi etkisi – doktor esintisi) dolayı almış. “Biraz da biz serinleyelim yahu!” diyenler için söylüyoruz, Jaipur’a direkt uçuş yok ancak Delhi, Mumbai, Londra, Bangkok ve Dublin’den aktarmalı uçabilirsiniz.

22Eilean Donan Kalesi, Dornie, İskoçya

Üç körfezin birleştiği yerde bir ada üzerine kurulu Eilean Donan Kalesi anakaraya bağlı taştan bir köprüyle, yüksek taş duvarlarıyla, ahşap tavanlarıyla ve dolambaçlı merdivenleriyle adeta bir romantizm kalesi! Bu daha önce de fark edilmiş olacak ki bu kale birçok filmde ve televizyon programında yer aldı. 13. yüzyılın başlarında Vikinglere karşı bir savunma için inşa edilen kalenin bulunduğu ada nüfusu 2001 yılında sadece bir kişi, 2011 yılında ise sıfır ada sakini olarak belirlendi. Kim bilir, belki de gittiğinizde manzaraya öyle hayran kalacaksınız ki bundan sonra ada sizlere ev sahipliği yapacak!

23Blarney Kalesi, Cork, İrlanda

Sıradaki kale doğasıyla baş döndüren İrlanda’dan geliyor. Kendine has doğallığıyla ön planda olan bu ülkenin kalesine de minyatür gibi küçük ve şirin bir yapı yakışırdı değil mi? 1200’lü yıllardan kalmış kalenin tepesinde Blarney Taşı olarak bilinen Eloquence Taşı yatıyor. Ziyaretçi turistler adete uyarak selamlama hediyesini vermek için baş aşağı sarkıp bu taşı öpüyor. Çevresindeki geniş bahçeler ve doğal taşlarla kaplı yollarıyla (yollarda zehirli bitkiler de bulunuyor) Blarney Kalesi ve İskoç baronyal tarzındaki konak, Blarney Evi, sizi baştan çıkaracak.

24Kronborg Kalesi, Helsingor, Danimarka

Shakespeare’in Hamlet’ini hepimiz biliyoruz, ama nasıl? “Olmak ya da olmamak, işte bütün mesele bu.” Bu mu sadece? Hayır! Hamlet’te geçen yerin Elsinore ismiyle ölümsüzleştirildiği Kronborg Kuzey Avrupa’nın en önemli Rönesans kalelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Bu ünü UNESCO Dünya Miras Listesi’nde bulunmasıyla da taçlandırılmış tabi ki. Kopenhag’dan trenle kolay ulaşılabilen bu kale Danimarka ve İsveç arasında 4 km genişliğe sahip dar boğazın ucunda bulunuyor. 1580li yıllarda tiyatro sahnesi olarak, 1700lerden 1900lere kadar hapishane olarak ve askeri amaçlarla da kullanılmış bu çok amaçlı kalede William Shakespeare’in ölümünün 200. yılında Hamlet sahnelenmiş, izleyiciler kadar şanslı olabilseydik keşke!

25Chillon Şatosu, Veytaux, İsviçre

Montrö’ye sadece 3 km mesafede bulunan Château de Chillon İsviçre’nin en çok turist akınına uğrayan tarihi anıtı olarak belirlenmiş. Chillon’ın sonraki tarihi Savoy Dönemi, Bernese Dönemi ve Vaudois Dönemi olmak üzere üç ana dönemden etkilenmiş. Cenevre Gölü’nün kıyısında olmasından kaynaklı muhteşem bir manzaraya sahip olması, turist çekmesini sağlayan başka bir etken. Sırtını Alp Dağlarına yaslayan ve oldukça stratejik önem taşıyan kaleye ulaşım için tren istasyonundan 45 dakikalık bir yürüyüş gerekiyor. Nisan ve eylül ayları arası birçok sanatsal etkinliğin yapıldığı bu kaleye gitmeden önce mutlaka resmi sitesinden bir ajandasını inceleyin deriz!

Elbette koskoca dünyamızın tüm güzel saraylarını yazabilmemiz mümkün değil, ancak elimizden geldiğince “en”leri belirleyerek yazdık. Kimisinde dünya savaşlarına dair anlaşmalar imzalanmış, kimisi kuşatılarak alınmış, kimisi de hiç kuşatılmadan direkt toprak paylaşımıyla elde edilmiş. Öyle ya da böyle, bir şekilde bugünlere gelmişler ve hepsi de geçmişten izler taşıyor. Her biri incelenmeye ve görmeye değer. Belki de bu değerlerimizi günümüzde hala değerli kılan da geçmişten getirdikleri havadır, kim bilir? Bazıları otele dönüştürülmüş olsa da bu saraylarda konaklamak neredeyse imkansız, ancak ziyaret etmek bile bambaşka bir vizyon katıyor insana. Peki, biz çok konuştuk, sıra sizde. Sizin favoriniz hangisi?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here