Roma Seyahat Rehberi

1
456

Önceki yazımda Roma’da görmeniz gereken en önemli yerlerden bahsetmiştim. Bu yazımı ise vize ve ulaşım gibi Roma yolculuğunuz hakkında bilmeniz gerekenler hakkında kaleme aldım.

Roma’ya gitmek için birkaç sebep

Bu yazıyı okuduğunuza göre Roma’ya gitmeyi düşündüğünüzü tahmin etmek zor değil. Yine de vize almak beni her zaman yıldırmış bir süreç ve açıkçası aşağıdaki vize bölümünü yazarken bile içim sıkıldı. Bu nedenle öncesinde sizi Roma’ya gitmek için daha da heyecanlandıracak birkaç öneri ile yazıya başlamak istedim ki tüm engelleri aşmanız için güç kazanın.

Öncellikle size mükemmel bir dizi önereceğim. Adı üzerinde: “Rome”. Sezar’ın yükselişini, düşüşünü ve ardından yaşananları anlatan bu olağanüstü diziyi izlemenizi mutlaka tavsiye ederim. Adeta tarihi dizi nedir, nasıl yapılır diye ders niteliğinde; tarihi dizilerin altın standardı olduğu rahatlıkla söylenebilir. Diziyi seyrederken Antik Roma sokaklarını adım adım gezecek, kültürünü bire bir olarak yaşayacaksınız, emin olun. Böylece Roma’ya ulaşıp Forum’da gezinirken gözünüzün önünde canlanacak birçok sahne olacak. Yüksek tempolu dizinin tek kötü yanı ise sadece 22 bölüm olması. İnsan 220 bölüm olsun da tüm Roma tarihi bu kadar kaliteli bir yapımda izleyeyim istiyor. Oyuncu kadrosu da göz kamaştırıcı: Trainspotting’in Tommy’si Kevin McKidd ve Üç Silahşörler’in Porthos’u Ray Stevenson, tüm önemli olayları bize göstermek için senaryonun yerleştirdiği, meşhur 13. lejyondan iki asker. Tarihi karakterlerden Marcus Antonius’u Altered Carbon’un Laurens Bancroft’u James Purefoy, Cicero’yu Darkest Hour’un Admiral Ramsay’i David Bamber, Brutus’un annesi (ve Sezar’ın metresi) ise Birdman’in Tabitha’sı Lindsay Duncan canlandırıyor. 2005 yılının Game of Thrones’u olduğunu söyleyebileceğim yapımda sonradan yolu Game of Thrones setine düşmüş üç oyuncu da bulunuyor: Ellaria Sand’i canlandıran Indira Varma, Edmure Tully rolündeki Tobias Menzies ve hepsinden önemlisi, Mance Rayder olarak izlediğimiz Ciaran Hinds burada da başka bir karizmatik lider: Sezar’ın ta kendisi!

App_indir_banner_mobil

Rome’un yanında sönük kalsa da önerebileceğim bir diğer dizi The Borgias. Özellikle İspanyol Merdivenleri’nin yanındaki Borghese Villa’ya gidince bu diziyi mutlaka anarsınız çünkü onların evi. Rome’a kıyasla daha yakın tarihi (1500 civarı) anlatan dizinin başrolünde Papa Alexander Borgia’yı canlandıran Jeremy Irons var. O kadar entrikacı bir aile düşünün ki Macchiavelli’ye Prens adlı eserini yazması için ilham vermişler. Düşük tempolu olsa da bir göz atılabilir.

Roma’da Geçen Filmler

Son olarak size kronolojik olarak Roma sokaklarındaki değişimi seyredebileceğiniz 4 film önereceğim.

Ladri di Bicicleta (Bisiklet Hırsızları)

ucakbileti_sorgula (1)

Roma’da geçen filmler arasında en duygulandırıcı olan şüphesiz ki 1948 yapımı olan bu siyah-beyaz drama. En iyi yabancı film dalında Oscar sahibi olduğunu da belirteyim. Çalınan bisikleti ararken 2. Dünya Savaşı’ndan çıkalı pek olmamış Roma’nın sokaklarında bir oradan bir oraya koşturacaksınız. Şimdi turist dolu olan mekanları boş görmek için tek şansınız.

Film hakkında daha detaylı bilgi için:

http://www.imdb.com/title/tt0040522/?ref_=nv_sr_1

La Dolce Vita (Tatlı Hayat)

Fellini’nin bu meşhur, çok çok meşhur filmi Roma denilince akla gelen ilk eser. Bir yazar ile birlikte 1960 yılının Roma’sını köşe bucak dolanıyorsunuz. Oscar’da en iyi yönetmen ve en iyi senaryo ödüllerini kaçırsa da Cannes’da Altın Palmiye sahibi. Bisiklet Hırsızları’nın ardından izlerseniz Roma’nın 12 yılda nasıl canlandığını görmek ayrı güzel. Turistler hala seyrek ama İtalyanlar şehrin tadını çıkarmaya başlamış.

Film hakkında daha detaylı bilgi için:

http://www.imdb.com/title/tt0053779/?ref_=nv_sr_1

The Talented Mr Ripley (Yetenekli Bay Ripley)

Roma yıllar içerisinde turistler tarafından işgal edilirken Roma’yı anlatan filmler de Hollywood’un eline düşüyor. 1999 yapımı olan bu film Patricia Highsmith’in romanından beyazperdeye aktarılmış. 5 Oscar adaylığından eli boş dönse de Matt Damon, Jude Law, Gwyneth Paltrow ve Cate Blanchett’ten oluşan kadrosu olağanüstü. Roma’nın kalabalık meydanlarının 20 yıl önceki hali de şimdikinden pek farklı değil.

Film hakkında daha detaylı bilgi için:

http://www.imdb.com/title/tt0134119/?ref_=nv_sr_1

When in Rome (Aşk Çeşmesi)

otobusbileti_sorgula2

Adından da anlayabileceğiniz üzere 2010 yapımı bu Mark Steven Johnson filminin merkezinde Trevi Çeşmesi ve para atıp aşk dileme muhabbeti yer alıyor. Kendine has mizahıyla, bir yandan da çekimleriyle Roma sokakların son hali ekranınıza yansıyor. Kristen Bell, Joshua Duhamel ve Danny DeVito başrollerde yer alsa da benim favorilerim Will Arnett, Dax Shepard, Kristen Schaal ve Bobby Moynihan tabii ki.

http://www.imdb.com/title/tt1185416/?ref_=nv_sr_1

Vize Süreci

Gücünüzü topladıysanız artık nasıl vize alacağınızdan bahsedelim. İtalya için Schengen Vizesi almanız gerekiyor. Tabii yeşil pasaportunuz varsa (ya da İtalya’ya resmi görev için gidip gri pasaport alabiliyorsanız) hiç bunlarla uğraşmayacaksınız, oh! Sizi direk alttaki Ulaşım bölümüne alalım.

Benim gibi bordo pasaport taşıyanlar ise turistik vizeye başvurmak zorunda. Ücret 60 Euro + parmak izi vermek için 29 Euro, son beş yıl içerisinde başka bir ülkeden (veya İtalya’dan tabii) Schengen vizesi aldıysanız parmak iziniz zaten kayıtlı olduğundan ikinci kısma gerek kalmıyor. Turistik vize başvuruları doğrudan İtalyan Konsolosluğuna yapılmıyor, onun yerine İtalya ile anlaşması bulunan resmi bir acenteye dosyanızı teslim ediyorsunuz ve parmak izi kaydınızı da burada alıyorlar. Türkiye’deki acentelere ulaşmak isterseniz aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz:

https://idata.com.tr/

Normalde mülakat yapılmıyor ama hususi olarak sizi çağırıp görüşme hakları hala mevcut, merak etmeyin çok nadiren yaşanıyor. Şu linkten

http://www.italyankonsoloslugu.com/asset/25/italya-schengen-vize-basvuru-formu.pdf

ulaşıp çıktısını alarak dolduracağınız vize başvuru formu ile birlikte pasaportunuzu, en geç üç ay önce çekilmiş biyometrik fotoğrafınızı, son üç aylık banka hesap özetiniz (minimum 5000 lira bakiye bulunması isteniyor), maaş bordronuz (ya da öğrenci belgeniz) ve varsa tapu, ruhsat gibi varlıklarınızı belgeleyerek acenteye teslim etmeniz gerekiyor. Tabii nüfus cüzdanı fotokopiniz ve ikametgahınızla aile üyelerinizi gösteren tam vukuatlı nüfus kayıt örneği de (bu sonuncuyu e-devlet üzerinden alabiliyorsunuz).

Ayrıca seyahat sigortanızı, otel rezervasyonunuzu, uçak biletinizi (ya da gemi, tren vs nasıl ulaşacaksanız onun bileti) de belgeleriyle teslim etmeniz ve bir de şuna benzer dilekçe yazıp imzalayarak başvuru dosyanıza eklemeniz lazım:

http://www.italyankonsoloslugu.com/asset/25/İtalya-turistik-dilekce.pdf

Başvuru sonucunuz ise iki hafta içerisinde belli oluyor. Artık Roma’ya doğru yola çıkabiliriz!

Ulaşım

Roma’da iki havalimanı bulunsa da Türkiye’den kalkan uçaklar esas havalimanı olan Fiumicino’ya, takdir ettiğim resmi adıyla Leonardo da Vinci Uluslararası Havalimanı’na uçuyor, istediğiniz tarih için obilet.com üzerinden uygun fiyata bilet bulabilirsiniz.

Havalimanı şehir merkezine biraz uzak ne yazık ki. Ekspres tren olan RV ile 45 dakika içerisinde Roma’nın ünlü merkez istasyonu Termini’ye varabilirsiniz. REG kodlu tren ise bölgesel tren olduğundan 10 farklı durağı var ve yolculuk 1 saat sürüyor dolayısıyla tavsiye etmem.

Termini Roma’nın tarihi istasyonu ve şehir içi ulaşım için de önemli bir merkez. Roma Metrosu’nun A ve B hatlarına içeriden ulaşabileceğiniz gibi istasyonun tam karşısında da otobüs durağı bulunuyor. Böylece havalimanından otelinize kolayca ulaşabilirsiniz.

Roma’da Ne Yenir?

Amerikalıların bir sözü vardır: “Roma’dayken Romalı gibi yaşayacaksın.” Tamam da nasıl? Güne kahvaltıyla başlayalım, ardından sizi İtalyan mutfağının cüzdan delmeyen, bütçe bitirmeyen birkaç örneğine yönlendireyim.

Otellerde kahvaltı satın almanızı pek önermiyorum. Genelde önceden paketlenmiş bir kruvasan, bir paket marmelat ve makine kahvesinden ibaret oluyor. Onun yerine dışarı çıkıp Roma’nın muhteşem kafelerinden birinde bir Romalı gibi espresso içmeniz Roma’dayken Romalı gibi yaşamanın olmazsa olmazı. Zaten Roma’da caffe diyerek sipariş verirseniz direk espresso getiriyorlar. Sert bulanlar caffe latte veya cappuccino tercih edebilir. Yanında esasen bir Fransız lezzeti olan kruvasan ya da tuzlu ve İtalya’ya özgü bir alternatif için Pizza Bianca tercih edebilirsiniz, adı sizi yanıltmasın domates sosu içermiyor ve sade pideye benziyor. Bir Türk için bunun kahvaltı bile sayılmayacağını biliyorum ama ne yazık ki Avrupalıları kahvaltı alışkanlığı olmadığından ülkemizdeki gibi sabah ziyafetleri bulmak zor.

Peki kahveyi nerede içmeli? Emin olun gezinizde ziyaret edeceğiniz her bölgede leziz bir kahveye kolayca ulaşabilirsiniz. İtalyanlar bu konuda genel olarak süper olduğundan herhangi bir kafeye çekinmeden girebilirsiniz. Ben kaçırmamanız gereken en iyi yerleri kısaca belirteyim:

Tazza d’Oro: Pantheon’un hemen yanında bulunan bu ufak mekan dünyanın en ünlü kahvecilerinden biri. 2. Dünya Savaşı’nın hemen ardından, 1946 yılında hizmete girmiş ve o gün bugündür herkesi güne enerjik başlatıyor. Muhteşem Pantheon’un gölgesinde şahane bir keyif durağı.

Sant Eustachio: Yine Pantheon civarındaki bu kafeden Roma’da gezilecek yerleri anlattığım yazımda bahsetmiştim. 1938 yılında kurulan kafede espressonuz odun ateşinde pişirilecek. Tahmin edebileceğiniz üzere Tazza d’Oro ile aralarında tatlı bir rekabet var. İkisi de mükemmel, ben ayrı günlerde veya aynı gün bir sabah bir akşam olacak şekilde bu iki özel kafeye de şans vermenizi kesinlikle öneriyorum.

Rosati: Neptün Çeşmesi’ni ziyarete gittiğiniz gün burada bir kahve içmeden olmaz. Hemen Populo meydanında yer alan kafe 1920lere dayanıyor. Kahvenizi Meryem Ana Heykeli’nin önünde fotoğraf çeken turistlere bakıp “Ben de bu kadar komik mi görünüyorum acaba? Yok canım…” diye düşünerek yudumlayabilirsiniz.

Caffe Greco: İspanyol Merdivenleri’nin hemen başında yer alan bu kafe, 250 yıllık tarihinde Byron ve Keats gibi çok önemli iki şairi ağırlamış. Belki siz de oradayken ilham alırsınız da birkaç satır yazarsınız, kim bilir?

Domiziano: Roma’nın en canlı meydanlarından Piazza Navona’da, tam da Bernini’nin Dört Nehir Çeşmesi’nin karşısında yer alan bu kafenin fiyatları biraz tuzlu olsa da konumu gerçekten özel. Acıktıysanız pizza da var.

Yemeklere geçecek olursak, elbette Roma’da sayısız İtalyan restoranı bulunuyor ve hepsi de lezzetli pizza ve makarna servis ediyor. Unutmamanız gereken şey turistik bir restoranda akşam yemeğinin size pahalıya patlayabileceği. Pantheon’un yanındaki şık Da Fortunata olsun, Campo de Fiori’deki esnaf lokantası görünümlü Ditirambo olsun kişi başı 35 Euro civarı masrafa gireceğiniz yerler. Bütçenizde yer varsa ikisini de rahatlıkla önerebilirim. Vatikan civarında, Tiber Nehri’nin Roma yakasında kalan Supplizio ise İtalya dışında pek bilinmeyen bir lezzet olan domates soslu ve mozzarella dolgulu pirinç köftesi “suppli” ile meşhur. Trevi Çeşmesi’nden yürüyebileceğiniz Colline Emiliane de spesiyal makarna çeşitleri ile ünlü.

Daha ucuz bir seçenek olarak, Vatikan Müzesi’ndeki yorucu gezinizin ardından Pizzarium’un ilginç pizzalarını deneyebilirsiniz. Paket alıp etraftaki banklarda yemeniz gerekiyor ama patatesli böreği andıran özgün patatesli pizzaları için değiyor. Campo Fiori’de yer alan Forno da benzer biçimde pizza servis ediyor.

“Peki ya tatlı?” dediğinizi duyar gibiyim. Tiramisu ve Cannoli yemeden Roma’dan dönmeyi aklınızdan bile geçirmeyin! Tabii özellikle yazın gidenler sıcaktan bunalıp bolca gelato da yiyecek. İşte hepsi için birkaç tavsiye:

Tiramisu: İki güzel alternatif mevcut. İlki, Colosseum yakınlarında bulunan, odun fırınında pişirilmiş çıtır pizzalar satan Luzzi. Diğer ise Trastevere’de yer alan Da Enzo ama Trastevere’yi gezerken tatlı hakkımızı cannoliden yana kullanacağız.

Cannoli: The Godfather serisini izlemiş olanlara da tanıdık gelecektir. Esasen Sicilya’ya ait olan bu lezzeti nerede bulsam tüketirim. Roma’da bulabileceğin en iyi örneği şehrin eski mahallelerinden Trastevere’de yer alan Pasticeria Trastevere. Bu güzel mahallenin sokaklarında dolaştıktan sonra mutlaka uğrayın.

Gelato: Campo de Fiori’de şubesi bulunan Fatamorgana geziniz sırasında rastlayacağınız, kalabalık ama beklediğinize değen bir seçenek. Alternatifi ise bir sokak yanda bulabileceğiniz Carapina. İtalya’nın en meşhur dondurmacısı olan Claudio Torce’nin de birçok yerde şubesi var, denk geldiğinizde kesinlikle deneyin. Zaten gelatonun o kadar farklı aroma çeşidi var ki her gün, hatta günde iki defa yeseniz yine de hepsini tatmanız zor.

Roma’da Nerede Kalmalı – Ne Giymeli?

Dondurmadan bahsetmişken; Roma sıcak, çok sıcak. İnsan yağmur riskinden kaçınmak için Temmuz ve Ağustos’u tercih ediyor ama bu sefer de asla otuz derecenin altına düşmeyen sıcaklık insanı bunaltabiliyor. Haziran ya da Eylül, hatta programınız uygunsa Mayıs iyi seçenekler olabilir. Kış aylarında ise rüzgar ve yağış gününüzü mahvedebilir. Roma’nın iklimi tipik Akdeniz iklimi, gezilecek yerleri anlattığım yazımda da belirttiğim gibi kendinizi İzmir veya Antalya’ya gidiyor gibi düşünüp ona göre valiz hazırlayabilirsiniz. Bahsettiğim aylarda (Mayıs ve Eylül dahil) gidecekler kendi sağlıkları için mutlaka güneş kremi ve güneş gözlüğü götürmeli. Yaygın kanının aksine güneş gözlüğü sadece bir aksesuar değil, korneanızı UV ışığın zararlarından korumak ve katarakt olmamak için şart. Son bir not, Vatikan’ı gezerken omzu açık giysilere veya kısa şort ya da eteklere izin verilmiyor. Bir şal ya da kısa kollu tişört ile ince ama uzun bir şort veya etek götürün.

Ayakkabıya gelince, ben sandaletle gezdim çünkü spor ayakkabı ile ayağınız daha sabahın ilk saatlerinde terden sırılsıklam olacaktır. İyi hava alan, hafif bir spor ayakkabı ile şansınızı denemek mümkün olsa da ayak tabanınız çok hassas değilse en iyisi sandalet. Tabii yazın ortasında gitmeyecekler yağmur ihtimaline karşı su geçirmeyen bir çift ayakkabıyı da bavuluna koyup sabah otelden çıkmadan hava durumuna bakabilir.

Yazıyı oteller hakkında bir paragraf ile bitireceğim. Aslında otel tavsiyesi vermeyi pek sevmiyorum çünkü oldukça kişiye ve bütçeye özel bir durum, hatta son dönemlerde yükselen airbnb ve couch surfing seçenekleri ile olasılıklar daha da arttı. Genel birkaç önerim ise şu şekilde: Eğer uygun fiyatlı, yeni ve bakımlı bir bina istiyorsanız merkezi konumda bir otel bulmak imkansıza yakın. Neyse ki toplu taşıma İtalyanlardan beklemeyeceğiniz bir dakiklik ve konforla çalışıyor. Dolayısıyla keyfine düşkün olanlar yolda az bir miktar zaman kaybetmeyi göze alıp merkezi olmayan yeni otelleri yeğleyebilir. Tam anlamıyla Roma atmosferini yaşamak isteyenler ise Tiber Nehri’nin iki yakasındaki eski mahallelerde yer alan butik otellere yönelmeli. Odalarda kendinizi Romalı gibi hissedeceksiniz ve otelden çıkar çıkmaz yürüyerek her yere ulaşabileceksiniz.

Ayrıca:

Yazılarından da İtalya’nın Venedik,Floransa ve Torino şehirleri hakkında ulaşım, konaklama, yeme-içme gibi konularda bilgi alabilirsiniz.

 

Adana’da doğan yazar, Ankara Fen Lisesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. ODTÜ Enformatik Enstitüsü’nde Bilişsel Bilimler Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Yazın hayatına kaleme aldığı öykülerle başlamış ve öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanmıştır. Yazarın yayımlanmış 9 adet kitabı bulunmaktadır. Çok bilmenin tek yolunun hem çok okumak hem de çok gezmek olduğunu düşünüp ikisini de bol bol yaptığından gezdiği yerleri anlatan seyahat yazıları yazmaya başlamıştır.

1 Yorum

  1. Haftaya gideceğim için Roma yazılarını araştırırken buldum sitenizi. Okuduğum yazılar arasında şimdiye kadar okuduğum en düzgün yazı idi!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here