Assos Gezi Rehberi ve Görülecek Yerler

0
126

Behramkale, antik dönemdeki adıyla Assos, Edremit Körfezi’nin kuzey kıyısında bulunan bir cennet parçası. Zaten yerleşimin Kaz Dağları’nın eteklerine kurulduğunu ve denizin karşı yakasında Cunda Adası ve Ayvalık’ın bulunduğunu söylemem doğasının ne kadar güzel olduğunu tahmin etmenize yetecektir. Dağ ile denizin arasında bu tarihi şehirde ister körfezin serin sularında yüzebilir, ister dağların yeşil örtüsünün içinde kaybolabilir, ister antik yapıları gezip zamanda bir yolculuğa çıkabilirsiniz. Tabii en iyisi hepsini birden yapmak!

1Ne zaman gelmeli?

Edremit Körfezi’nin ağzında bulunması nedeniyle Assos biraz rüzgarlı bir yer ve deniz suyu da soğuk. Bu nedenle ben denize girmeyi sevenlerin Temmuz ve Ağustos aylarında gelmesini öneririm. Tabii bu ayların en önemli sıkıntısı ise yaz tatili nedeniyle ciddi bir turist akını olması. Özellikle hafta sonu baya bir kalabalık oluyor. Eğer izninizi ayarlayabilirseniz ben hafta içi gelmenizi tavsiye ederim, Temmuz ve Ağustos’ta kafa dinlemenin tek yolu bu açıkçası. Her yazımda yineliyorum; lütfen güneş kremi, şapka ve güneş gözlüğü kullanmayı ihmal etmeyin. Bunlar sadece aksesuar değil sağlığınız için çok önemli koruyucular.

Haziran başı ve Eylül sonu, yani hava hala sıcakken ama okullar açıldığından dolayı tatilci sayısı azalmışken gelmek; kalabalıktan kolayca bunalan kişiler için daha doğru bir tercih olacaktır. Ayrıca muhteşem doğası nedeniyle Nisan ve Mayıs ayları ile Ekim boyunca da buraya gelip denize girmeden harabeleri gezmek, Behramkale’den dalgaları seyretmek, tepelerde yürüyüşe çıkmak ve köpüren dalgaların karşısında leziz bir balık yemek oldukça keyifli bir tatil sunuyor. Ara sıra yağmur ihtimali olduğundan şemsiye ve yağmurluk getirmeniz, yürüyüşlere su geçirmeyen sağlam bir ayakkabı ile çıkmanız sizin için daha iyi olacaktır. Kış mevsimi ise yağışlı geçtiğinden dolayı biraz sıkıcı olabilir.

Aşağıdaki panelden otobüs ve uçak bileti sorgulayabilirsiniz.

2Ulaşım

Assos’a ulaşımın pek de kolay olmadığını söyleyebilirim. Zaten kentin tarihi dokusunu ve doğasını korumasını sağlayan şey de bu olmuş. Uçaktan vazgeçemeyenler Balıkesir’deki Koca Seyit Havalimanı’na (diğer adıyla Edremit Körfez Havalimanı) gelebilir. Yalnız buradan sonrası biraz sıkıntılı. Bazı havayolu firmalarının servis hizmeti oluyor, onları tercih etmenizi kesinlikle öneririm. Yoksa önce Balıkesir otogarına gidip oradan Behramkale minibüsüne binmeniz gerekecek, bu da epey iş. Tabii havalimanından araç kiralayabilirsiniz, o zaman kolayca Assos’a ulaşabilirsiniz.

Otobüs ile doğrudan ulaşmak da mümkün değil ne yazık ki. Buraya gelmek için kullanabileceğiniz en yakın otogar Çanakkale’ye bağlı Ayvacık ilçesinde yer alıyor. Zaten idari olarak Behram Köyü diye geçen Assos da bu ilçeye bağlı. Aslında Ayvacık, Assos’a yalnızca yirmi kilometre uzaklıkta yani buradan minibüse binip yarım saatte gelebilirsiniz.

Assos’un kendisi zaten büyük bir yer değil, dolayısıyla şehir içi ulaşım diye bir şeye gereksinim duymayacaksınız. Sadece Babakale Köyü’ne ve Akliman Plajı’na gitmek isteyenler için lazım olacaktır. Dolmuş var ama biraz zorlanabilirsiniz. Eğer tüm koyları gezmek istiyorsanız kendi özel aracınız ile gelmek iyi bir fikir olabilir. Buraya kadar gelmişken Kaz Dağları’nı da dolaşmak isteyenler için ise bence özel araba ile gelmeleri şart. Otobüs ve uçak bileti bakmak için obilet.com‘u kullanabilirsiniz.

3Konaklama

Çadırda uyuyabilenler için camping alanları doğayla iç içe bir tatil imkanı sunuyor. Özellikle Sokakağzı Koyu’ndaki camping alanını tercih edebilirsiniz ama Assos’u gezmek için arabayla gelmeniz gerekecektir. Hemen Assos civarında da çok sayıda kamp alanı var, genellikle Kadırga Plajı civarında bulunuyorlar. Buradan kısa bir yürüyüşle Assos Örenyeri ve Behramkale’yi gezmek mümkün olduğundan tercih edebilirsiniz ama daha kalabalık tabii. Bunlar dışında çok sayıda pansiyon ve irili ufaklı oteller de mevcut. Lüks, beş yıldızlı bir konaklama beklemeyin. Denize girmeyi sevenler, sahilde şezlongu olan otel veya pansiyonları tercih ederlerse elbette daha rahat ederler.

4Görülecek Yerler

Assos’ta benim gibi tarih meraklıların en fazla seveceği yer elbette Assos Örenyeri. Burada yer alan Athena Tapınağı’ndan geriye sadece birkaç sütun kalmış olsa da Anadolu’da bulunan Dor usulü inşa edilmiş tek tapınak olması onu özel kılıyor. Ayrıca Assos kenti eskiden lahitleri ile de meşhurmuş, bölgede çıkarılan volkanik taş nedeniyle naaş, normalden daha hızlı toprağa karışırmış ve eski çağlarda insanlar bunu ölümden sonraki hayata daha kolay bir yolculuk yapmak olarak yorumladıklarından Assos Lahitleri’ne talep epey yüksekmiş. Bu ticaret sayesinde epey gelişen Assos’ta bizzat Aristoteles’in Akademi adı verilen okullarından birini kurup üç yıl boyunca eğitim verdiği oldukça yaygın bir söylence ama ne kadar yüksek bir ihtimal olsa da su götürmez kesin bir kanıt yok. Ayrıca antik kentin içerisinde deniz manzaralı bir de amfitiyatro bulunuyor, insanlar bu güzel manzara varken sahnede olup bitene nasıl odaklanıyormuş bilemedim. Giriş ücreti 10 TL ama Müzekart sahipleri ücretsiz olarak gezebiliyor. 15 Nisan ile 2 Ekim arasında 08:30 – 21:30 saatlerinde açık ki özellikle akşam bu kadar geç saate dek gezilebilmesini takdir ettim. 3 Ekim ile 14 Nisan arasında ise 08:00 – 17:00 saatlerinde ziyaret edebilirsiniz. Haftanın her günü açık. Akşam vakti gelirseniz Athena Tapınağı’nın sütunları arasında güneşin batışını seyretmenin büyüleyici bir deneyim olduğunu söyleyebilirim, insan acaba kasten mi tapınağı bu konuma inşa ettiklerini merak etmiyor değil!

assos limanı

Antik Liman eskiden Assos kentinin oldukça hareketli olan ticari limanıymış. Küçük görünebilir ama eskiden gemilerin de şimdiki kadar büyük olmadığını aklınızdan çıkarmayın. Şimdi sadece turistik bir işletme var tabii, iskeleler gemilere yükleme yapmak için değil tatilciler tarafından denize balıklama atlamak için kullanılıyor. İskeleler civarındaki kafe ve restoranlardan bir şey alırsanız şezlong kullanabiliyorsunuz. Denizin dibi taş olduğundan muhteşem bir berraklığa sahip. Ne var ki Edremit Körfezi’nin ağzında bulunduğunuz için Assos’ta deniz biraz soğuk diyebilirim, elbette bunda bir Adanalı olarak benim epey sıcak denizlere alışık olmamın da etkisi vardır. Bir dalıp çıkmanın insanı iyiden iyiye serinlettiği kesin!

assos kadırga koyu

Kadırga Koyu hemen Antik Liman’ın yanında yer alıyor. Eskiden burada Osmanlı Donanması’nın en önemli ve en çok kullanılan gemi tipi olan kadırgalar yanaşıp erzak ve özellikle su tedariki yaptığı için bu şekilde isimlendirilmiş. Kadırgalar hızlı ve savaşta etkili gemiler olmalarına rağmen içme suyu almak için iki günde bir kıyıya çıkmak zorunda kalırlarmış, bu yüzden Akdeniz’de çok kullanışlı olsalar da asla okyanusa açılamamışlar. Kadırga Koyu günümüzde ise “Turist Koyu” veya “Yüzücü Koyu” diye adlandırılsa daha doğru olur. Burası bölgenin halk plajı, hiçbir ücret ödemeden gelip yüzebiliyorsunuz. Şezlong ve şemsiye için ise buradaki kafelerden bir şey yiyip içmeniz veya kira ücreti ödemeniz gerekiyor. Bu durumdan dolayı Antik Liman’a kıyasla biraz daha kalabalık tabii. İyi yanı ise daha uzun bir kumsalı bulunduğundan kalabalığı o kadar hissetmemeniz.

Arabası olanlar veya yürümesine güvenenler kıyıdan batıya doğru biraz ilerleyerek Yeşil Liman’a ulaşabilir. Burasının farkı herhangi bir işletme olmaması. Dolayısıyla araba ile gelenlere şemsiye getirmelerini öneririm. İşletme olmaması doğal kalmasını sağlasa da zorlukları da olmuyor değil sonuçta.

Araba ile yarım saatlik mesafede olan Akliman Koyu ise ince kumdan sahili ve sığ denizi ile Akdeniz kumsallarını anımsattı bana. Yolu göze alırsanız tercih edebilirsiniz. Güneyinde yer alan Babakale Köyü ise tüplü dalış veya şnorkel sevenler için de iyi bir adres. Ayrıca zıpkınla balık avlamak isteyenlerin katılabileceği tekne turları da var. Babakale Köyünün merkezinde birkaç motel mevcut, ayrıca buraya adını veren kaleyi de görebilirsiniz. Açıkçası kale beklediğimden daha büyüktü ve oldukça iyi korunmuştu. Ayrıca burası, yani Bababurnu, Asya kıtasının en batı noktası olma özelliğine de sahip.

Ayrıca bölgede çok sayıda ufak koy daha var: Sivrice Koyu, Sokakağzı Koyu ve Koruoba Plajı bunlardan birkaçı. Tatiliniz uzunsa değişiklik olsun diye gidebilirsiniz. Hepsinde pansiyonlar, butik oteller, şezlong ve şemsiye kiralayabileceğiniz tesisler var. Ayrıca Sokakağzı Koyu’nda camping alanı da bulunuyor.

assos antik

Behramkale, bir diğer adıyla Behram Kalesi, tepenin üzerinde dikiliyor ve körfeze girip çıkan tekneleri gözlüyor. Osmanlılar döneminde yerleşim merkezi limandan biraz uzaklaşıp kuzeyde, tepelik alanda kalan bu bölgeye doğru kaymış. Körfezdeki hareketliliği gözetlemek ve yönetimi sık sık el değiştirerek kah Bizans, kah Ceneviz veya Venedik, kah korsanların yönetimine geçen Midilli Adası’ndan gelebilecek saldırılara karşı bölgeyi korumak için Osmanlı idaresi tarafından eskiden kalma ufak bir hisarın genişletilmesiyle yapılmış. Ne yazık ki şimdi kaleden ve surlarından geriye sadece üç burç kalmış, biri benim sevdiğim gibi silindir şeklinde diğer ikisi ise prizmatik. Dolayısıyla kale anlamında görülecek fazla bir şey kalmamış ama buradan körfez manzarası inanılmaz.

assos cami ve köy

Hüdavendigar Camii ise kalenin burçları ile birlikte bölgedeki ikinci Osmanlı eseri. Adını Osmanlı Devleti’nin üçüncü hakanı olan Birinci Murat’tan alıyor, onun zamanında yapılmış ve burada Antik Roma yönetiminin olduğu zamandan kalma kapıdan inşaat için faydalanılmış. Hüdavendigar Murat Han aynı zamanda buradaki Tuzla Çayı üzerine bir köprü de yaptırmış. Etkileyici bir yaşamöyküsü olan Birinci Murat’ın hayatını ben de “Hüdavendigar” adlı kitabımda romanlaştırmıştım. Merak edenlere duyurulur!

assos amfitiyatro

Yukarıda bahsettiğim Akliman Koyu’nun biraz daha kuzeyinde ise şimdi Gülpınar denilen Chryse Antik Kenti bulunuyor. Homeros’un İlyada Destanı’nda da ismi geçen bu kentte sonradan Yunanlılar tarafından sahiplenilse de kız kardeşi Artemis ile birlikte kökeni Anadolu olan güneş, şifa ve sanat tanrısı Apollon’a adanmış bir tapınak bulunuyor. Ayrıca Roma döneminden kalma bir hamam da mevcut. Araba ile kuzeyden (yani İstanbul’dan) gelecek olanlara geliş veya dönüş rotası üzerinde uğramalarını öneririm. Resmi adı Apollon Smintheus Örenyeri olan harabelerde tapınaktan geriye kalan İyon stili sütunları görebilirsiniz. Giriş ücreti 5 TL, Müzekart geçerli. 15 Nisan ile 2 Ekim arasında sabah sekiz ile akşam sekiz, diğer aylarda ise sabah sekiz ile akşam beş arası açık. Her gün ziyaret edilebiliyor. Burada geçen Smintheus lakabı, bazı antik dönem yazarları tarafından farelerle ilişkilendirilmiş olsa da buna karşı çıkan görüşler de mevcut ve bu adlandırmanın kökeni net olarak bilinmiyor.

Kaz Dağları’na doğru yol alanları henüz pek keşfedilmemiş rotalar bekliyor. Bunların başını ise Yeşilyurt, Adatepe ve Zeus Altarı çekiyor. Yeşilyurt ağaçların arasında yer alan sade bir köy. Yapılan ölçümlere göre dünyada havadaki oksijen oranının en yüksek olduğu ikinci yer olarak belirlenmiş. Dolayısıyla İstanbul ve Ankara’nın hava kirliliğinden kaçan insanların akın akın geldiği bir adres olmuş durumda. Siz de bir iki günlüğüne ciğerlerinizi temizlemek için gelebilirsiniz. Yine de söz buraya gelmişken söyleyeyim ki yakın zamanda özellikle telomerler üzerinde yapılan deneysel araştırmaların gösterdiği kadarıyla aslında havada oksijen yoğunluğunun yüksek olması hücrelerde oksidasyonu hızlandırarak erken yaşlanmaya neden olabiliyor. Hatta bir anti-aging yöntemi olarak düşük oksijenli (atmosferde bulunan yüzde 20 yerine yüzde 16 civarında) hava solumayı önerenler bile var. O yüzden Yeşilyurt’a gelip de doğasına hayran kaldıktan sonra neden tüm yıl burada yaşamıyoruz diye çok da hayıflanmayın bence!

İki Türk gezgin tarafından keşfedilen, bizzat restore ettikleri eski taş evler arasında yürüyebileceğiniz Adatepe oldukça etkileyici bir güzergah. Bir külah otlu dondurma alıp (aşağıda ayrıntılı biçimde bahsettim) bu eski sokaklarda yürüyerek geçmiş asırların havasını soluyabilirsiniz. Eski bir konak olan Hünnap Han artık otel olarak hizmet verdiğinden isteyenler gece de burada konaklayabilir. Burada yer alan Taş Mektep de adına uygun biçimde eskiden okul olarak hizmet vermiş olan, taş kullanılarak inşa edilmiş bir bina. Şimdi gönüllü düşünürlerin katıldığı bir felsefe okulu olarak kullanılıyor.

Buraya gelmişken kesinlikle uğramanız gereken yer ise Zeus Altarı. Antik Yunan mitolojisinde gök ile özdeşleştirilen Zeus’a uygun biçimde bir hayli yüksekte yer alan bu sunakta eskiden insanlar Zeus’a tapınma ayinleri düzenleyip kurban keserlermiş. Şimdi ise anlatılabileceğimin ötesinde bir güzelliğe sahip olan manzarası nedeniyle herkes fotoğraf çekiyor. Tüm körfezi, deniz kıyısına dizilmiş sıra sıra yerleşimleri görebiliyorsunuz. Athena’nın babası olan Zeus’un tapınağının (hatta mitolojiye göre Athena annesinin karnından değil de Zeus’un kafasını yarıp oradan çıkarak doğmuştur) Assos’ta kızına adanmış tapınaktan daha yüksek olduğu da gözümden kaçmadı değil hani!

5Alışveriş

Antik Liman ile Behramkale arasında kalan yolda, özellikle öğleden sonra çok sayıda tezgah açılıyor. Burada yöre insanı kendi yaptığı el işi hatıralık eşya satıyor. El yapımı kilim ve hatta halılar bile mevcut. Ayrıca Kaz Dağları’ndan toplanmış kekik ve bölgede üretilmiş zeytinyağı da alabilirsiniz.

6Yeme – İçme

Assos’ta yenecek şeylerin başında elbette balık geliyor. Özellikle bölgenin çipurası (çupra diye de yazılabiliyor) ve kılıç balığı meşhur. Yanında ise yörenin zeytinyağı ile yapılmış muhteşem mezeler eksik olmuyor tabii. Hatta üzerine tatlı olarak da zeytinyağında pişirilmiş ev yapımı baklava yiyebiliyorsunuz! Ege’de olduğunuzdan dolayı Türk Kahvesini Damla Sakızlı içme şansınız da oluyor.

Adatepe Köyü’nde ise buraya has ilginç bir yiyecek var ve mutlaka ama mutlaka denemenizi öneriyorum: Otlu Dondurma! Aklınıza yanlış şeyler gelmesin, Kaz Dağları’ndan toplanmış kekik ve lavanta ile yapılıyor. Köyün merkezinde kahvehanenin yanında yer alan dondurmacıdan alabilirsiniz.

7Gece Hayatı

Geldik Assos’un en zayıf noktasına! Burası sakin, doğayla iç içe bir yerleşim. Öyle club’a girip de son ses müzik dinlemeyi beklemeyin. Özellikle kamp alanlarında olmak üzere sahilde ateş yakıp çevresinde gitar çalan gençler elbette mevcut (benim çocukluğumdan beri insanların Akdeniz Akşamları çalmaktan vazgeçmemesi ise şaşırtıcı) ama onun dışında tek alternatifiniz denize karşı balık keyfinizi restoran kapanana kadar uzatmak diyebilirim. Eh, İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de yeterince disko var zaten; buraya gelmişken birkaç gece de kafanızı dinlersiniz artık!

8Dönüş

Yukarıda da bahsettiğim üzere, eskiden Truva (veya Troya) kültürünün hakim olduğu, sonra da Bergama (o dönemdeki adıyla Pergamon veya Pergamum) krallarının yönettiği bu coğrafya hem dopdolu bir geçmişe hem de şahane bir doğaya sahip. Dönüş yolunu biraz uzatıp Kaz Dağları Milli Parkı’na ve parkın köşesinde yer alan Hasanboğuldu piknik alanı ile Sutüven Şelalesi’ne uğramayı ihmal etmeyin bence. Burada geçen “tüvmek” fiili, eskiden sıçratmak anlamında kullanılıyormuş. Zaten bir şelale için en uygun isim de “su sıçratan” olur bence! Hasanboğuldu’nun ise trajik bir efsanesi var. Her efsane gibi bunun da merkezinde elbette aşk bulunuyor. “Ovalı” olan, yani çiftçilik yapan Hasan bir gün pazarda “obalı” olan yani Kaz Dağları’ndan bin yıldır eksik olmayan Yörükler arasından Emine ile tanışıyor ve iki genç birbirine aşık oluyor. Tabii kültür farkı nedeniyle aileler bu gençlerin yoluna taş koyuyor; illa insanlar gruplara bölünüp birbirlerini dışlayacak ya işte onlara göre de ovalının ovalıyla, obalının obalıyla evlenmesi gerekiyor. Hevesi kırılsın da vazgeçsin diye Emine’nin ailesi Hasan’a olmayacak bir işi şart koşuyor: Kendi ağırlığı kadar tuzla dolu çuvalı sırtında taşıyarak ovadan obaya dek çıkaracak. Bunun imkansızlığını ispat ederek ova ile obanın ne kadar uzak, dolayısıyla birbirinden ne kadar ayrı olduğunu kanıtlamaya çalışıyorlar yani. Eh nasıl adaşım kendini yaktıysa, Ferhat dağı deldiyse, Mecnun çöllere düştüyse gariban Hasan da tuz çuvalını sırtlanıp başlıyor yürümeye. Emine de onun yanında yürüyerek ona manevi açıdan destek olmaya çalışıyor. Ne var ki şimdi adını verdiği yerde Hasan Gökbüvet’e düşerek boğuluyor, Emine ise üzüntüsünden kendini bir çınar ağacının dalına asarak intihar ediyor. Zaten o çınara da hala Emine Çınarı deniyor. Bu efsane Sabahattin Ali tarafından öykü olarak kaleme alınmış ve ardından Hülya Avşar’ın Emine’yi canlandırdığı bir film bile çevrilmiş. Su o kadar soğuk ki Hasan yorgun olmasa bile burada boğulurdu diye düşünmeden edemiyor insan.

Yolunuz açık olması ve tatilinizin sizi hem dinlendirmesi hem de sayısız anıyla zenginleştirmesi dileklerimle…

Adana’da doğan yazar, Ankara Fen Lisesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. ODTÜ Enformatik Enstitüsü’nde Bilişsel Bilimler Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Yazın hayatına kaleme aldığı öykülerle başlamış ve öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanmıştır. Yazarın yayımlanmış 9 adet kitabı bulunmaktadır. Çok bilmenin tek yolunun hem çok okumak hem de çok gezmek olduğunu düşünüp ikisini de bol bol yaptığından gezdiği yerleri anlatan seyahat yazıları yazmaya başlamıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here