Hatay ve İskenderun Gezi Rehberi

0
253

Ülkemizin en güneydeki ili olan Hatay, büyük ve tarihi bir yerleşim olan merkez ilçesi Antakya’nın ismiyle de anılabiliyor. Büyük İskender tarafından kurulan ve onun ismini taşıyan İskenderun ile kendine has bir kültüre sahip olan Samandağ da önemli ilçeler. Bu yazımda hepsini detaylı biçimde anlatacağım.

Hatay Hakkında

Hatay’ı önemli kılan bir nokta, bağımsız bir ülke iken sonradan ülkemize katılma kararı alması. Aslında bu sürecin çok güzel bir hikayesi var ama yazıyı fazla uzatmamak adına çok ayrıntıya girmeden kısaca bahsedeceğim. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Fransa himayesinde kurulan Suriye’de özerk bir sancak olarak teşkil edilen Hatay, Türk nüfusun çoğunlukta olması nedeniyle Halep ve Şam’ın başta olduğu diğer bölgeler ile tam bir bütünlük oluşturamıyor ve başkent ile hep sıkıntı yaşıyor. Zaten Türkiye tarafında da Hatay’ı yeniden vatan sınırlarına dahil etme yönünde yoğun bir istek var. Özellikle Atatürk bu konuda söz veriyor ve ömrünün son yıllarında bu durum en fazla önem verdiği mesele oluyor. Hastalığına rağmen Adana ve Mersin gezilerine çıkarak hem nabız yokluyor, hem halkı bu konuda bilinçlendiriyor, hem de sınıra yerleşmiş Türk kuvvetlerini denetliyor. Uluslararası diplomaside verilen çabaların da neticesinde 1938 yılında Hatay Sancağı ilk olarak Suriye’den ayrılıp kendi meclisine sahip, bayrağı neredeyse bizimkiyle tıpatıp aynı olan bağımsız bir cumhuriyet halini alıyor. Ardından Türk Silahlı Kuvvetleri, bölgede güvenliği sağlamak için Hatay’a yerleşiyor ve halk tarafından büyük bir coşkuyla karşılanıyor. Sonunda yapılan referandumun ardından 1939 yılında resmen Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ili oluyor. Hepsini daha detaylı biçimde okumanızı öneririm. Biz ise artık yola koyulalım:

Hatay’a Nasıl Gidilir

Hatay’ın kendi havalimanı mevcut, şehir merkezine de çok uzak sayılmaz. Tabii otobüs ile gelmek de yurt içi yolculuklarda her zaman için geçerli bir seçenek. Siz de obilet.com üzerinden hem uçak hem otobüs bileti bakıp kendinize uygun olana karar verebilirsiniz. Havaalanına indiğinizde Havaş’ın işlettiği otobüsler ile şehir merkezine ulaşabilirsiniz.

Aşağdıkaki panelden otobüs ve uçak bileti sorgulayabilirsiniz.

Daha önce Adana ve Mersin yazılarımda da belirttiğim üzere, ülkemizde gezerken özel aracınızı kullanmanız da özellikle ilçeleri gezerken rahat etmenizi sağlayacaktır. Alternatif olarak kent merkezinden araç kiralayabilirsiniz, böylece İskenderun ve Samandağ’ı gezmeniz daha kolay olur. Eğer uçak veya otobüs ile gelecekseniz de bu ilçelere otobüs ile gidebilirsiniz.

Kent içi ulaşım ise kolay. Zaten turistik noktalar merkezde yoğunlaştığından pek ihtiyaç duymamanız bile mümkün. Gerektiğinde ise dolmuş veya otobüs tercih edebilirsiniz.

İklim

Aynı Adana ve Mersin gibi Hatay da Türkiye’nin en sıcak illerinden biri. Yazın gidecek olanlar sıcaktan bunalabilir, kışlar ise yağışlı geçiyor. Burada kültür ve yemek turizmi, deniz turizmine göre daha fazla ön plana çıktığı için bence en ideal mevsim ilkbaharda gitmek. Yazlık, ince giysiler tercih edebilirsiniz. Sonbaharda veya kış aylarında gidecek olanlar yağmurluk ve şemsiye götürmeyi kesinlikle ihmal etmemeli. Yaz aylarında ise şapka, güneş gözlüğü, güneş kremi ve açık ayakkabı şart.

Yeme – İçme

Söz konusu yemek olduğunda Hatay kesinlikle ülkemizin en dikkat çekici illerinden biri. Türkiye’de genellikle Kuzey Ege bu açıdan ünlüdür ama aslında Hatay’da da zeytin yetiştiriciliği gelişmiştir, zeytinyağı da mükemmeldir. Ben de Ankara’daki evimde hep Hatay’dan gelen zeytinyağını kullanıyorum. Aynı şey nar ekşisi için de geçerli, salatalara mükemmel bir lezzet veriyor. Dönüş yolunda alıp evinizde kullanmak da isteyebilirsiniz.

Hatay’ın lezzetlerini tek tek incelemeden önce belirtmem gereken bir diğer nokta ise buradaki misafirperver kültür. Hatay restoranları konuk ağırlamada benzersizdir. Oturup menü istediğinizde yanıt olarak “siz canınız ne istiyorsa onu söyleyin, biz bir şekilde buluruz, yaparız, getiririz” dedikleri bile olur. Dolayısıyla aşağıda anlatacağım lezzetleri her restoranda bulabilirsiniz. Antakya, İskenderun, Samandağ ve Harbiye bölgelerinin her biri hem tat hem sunum olarak birbiriyle yarışır, vaktiniz olursa ve midenizde yer kalırsa hepsini deneyin derim!

hatay künefe (2)

Aslında sıcak yemeklerle başlardım ama mevzu Hatay olunca hepinizin aklına ilk olarak Künefe geldiğini biliyorum. Künefenin özelliği kadayıfın arasına koyan tuzsuz dil peyniridir, bu peynir türü Hatay’da üretilir. İki kat tel kadayıfın arasına tereyağı ile birlikte peynir konur ve şerbetin içerisinde kızartılır. Antep fıstığı ve kaymak ile servis edilmesi ise tercihe bağlıdır.

İçli köfteye Antakya’da oruk denir. Dışı bulgur, içi kıymadan oluşur. Kıymaya soğan ve yapan kişiye göre maydanoz, ceviz gibi ek tatlar konulabilir. Kızartılarak yenilir. Bazen oval biçimli, bazen de ince bir daire şeklinde yapılır.

hatay tepsi kebabı

Tepsi Kebabı ise Hatay’ın en meşhur ana öğünü. Bol baharatlı bir kıyma ile hazırlanır ve tepsiye yayılarak ince olacak biçimde şekillendirildikten sonra fırında pişirilir. Kağıt Kebabı olarak da anılıyor. Yanında Kepse Pilavı yenebilir. Yasemin pirinciyle yapılan bu pilavın içinde çeşni olarak sebzeler ve türlü türlü baharat bulunur. Öncesinde Ekşi Aşı Çorbası içmek de şart!

kaytaz böreği

Yalan Dünya dizisini izleyenlere oldukça tanıdık gelecek olan Kaytaz Böreği de bir hayli meşhur. İçinde et, domates ve soğan bulunuyor. Nar ekşisi de ekleniyor. Tepside değil de iki üç lokmalık parçalar halinde hazırlanıyor. Dövme, nohut, soğan, ceviz, biber ve kimyonun dövüp ezilerek ete eklenmesiyle hazırlanan Aşür de burada çok sevilen lezzetlerden.

Katıklı Ekmek ise ara öğün olarak atıştırılan bir yiyecek. Ekmek üzerine kekikli biber ezmesi sürülüyor, sade peynirlisi, ıspanaklısı veya çökeleklisi de bulunuyor. Adana Lezzetleri adlı yazımda da bahsettiğim çökelek, baharatla karıştırılarak hazırlanan ve Çukurova Bölgesi’nin her köşesinde epey sevilen bir peynir türü. Sürk olarak da adlandırılabiliyor ama aslında o ayrıdır, çökeleğe biber ve tuz eklenerek yapılır. Daha çok kahvaltılarda tüketilen Zahter ise pideye sürülerek yeniyor, ara öğün olarak da sıcacık pide ile yenebilir.

humus

Hatay’da mezeler de hem çeşitli hem lezzetli olur. Doğu Akdeniz’deki her ulusun kendine ait gördüğü, esasen tüm coğrafyanın ortak lezzeti olan Humus burada çok güzel yapılır. Patlıcan ve biber içeren Babaganuş, tahin ve sarımsak eklenmiş yoğurtla yapılan Taratur (veya Tarator), dağlardan toplanan taze kekikle yapılan Kekik Salatası mutlaka tatmanız gereken lezzetler.

Tatlı denince akla ilk olarak künefe gelse de lokmayı andıran Müşebbek de bir kez denemenizi önerdiğim bir tat. Peynirli İrmik Helvası ise adıyla müstesna ve çok otantik sayılmaz ama lezzetli olduğu kesin. Kömbe ise daha çok çayın yanında tüketilen mükemmel bir kurabiye çeşidi. Üstü susam kaplı olur, ununda ise kendine has baharatı bulunur. Köpük Helvası ise kömbe veya Mersin Gezi Rehberi adlı yazımda bahsettiğim kerebiç ile birlikte tüketiliyor. Balkabağı Reçeli de Hataylılar tarafından tatlı olarak tüketilir. Kirece yatırıldığından dışı sert, içi yumuşacık olur. Affan Kahvesi’ndeki Haytalı ise bizim Adana’daki Bici Bici tatlısının lüks versiyonu: Muhallebi üzerine gül suyu ve dondurma eklenerek servis ediliyor.

Son olarak değinmek isterim ki Tükiye’nin her yerinde sos eklenerek bol malzeme ile servis edilen döner Hatay Usulü veya İskenderun Usulü diye geçer. Aslında bu sosun kaynağı için Lübnan’da çok meşhur olan Şavurma gösterilebilir ama onlar içine döner koymuyor, sos da birebir aynı değil. Elbette Hatay’da çok sayıda döner büfesi var ama zaten öğrencilik hayatı boyunca bolca yediğinizi tahmin ettiğim döner dürüm, yukarıda saydığım lezzetlere kıyasla pek özel sayılmaz. Her şeyi denedikten sonra bir de Hatay Usulü döneri kaynağında yiyeyim derseniz tercih edebilirsiniz.

Antakya

İpek Yolu başta olmak üzere doğudan karayoluyla gelen ticaretin Akdeniz’e açılmasında çok önemli bir durak olan Antakya, eski çağların en önemli kentleri arasında yer alıyor. Kentin içinden akan Asi Nehri (Orontes) bu şehrin can damarı. Milattan önce 293 yılında Büyük İskender’in generallerinden Selekos tarafından yeni imparatorluğunun başkenti olması amacıyla bu nokta özenle seçilmiş ve şehir kurulmuş. Kente isim olarak da babasının adından gelen “Antiocheia” verilmiş, hala da bu ismi taşıyor (biz de aynı sözcüğü Türkçe olarak söyleyip Antakya diyoruz). O dönemde şehre çok sayıda Yahudi göçü olmuş ve halen de burada yaşayanlar var. Hristiyanlığın ilk yıllarında da bu inancın dört büyük merkezinden biri olmuş, hatta Hristiyan sözcüğünün ilk olarak burada kullanıldığı kabul ediliyor. İlk Haçlı seferinde ele geçirilmesi de Avrupa çapında kutlanmış ve burada Antakya Krallığı kurulmuş. Dolayısıyla hem Ortodoks hem de Katolik mezheplerine bağlı Hristiyanlar kentte yaşıyor. Yazının başında belirttiğim üzere nüfusun çoğunluğunu ise Türkler oluşturuyor. Bulunduğu konumdan dolayı Arap nüfus da çok ve Sünni, Alevi, Nusayri mezheplerinden Müslümanlar var. Yani Antakya her inancın, her milletin, her kültürün bir arada yaşadığı müthiş bir hoşgörü kenti ve bu özelliğiyle dünya çapında üne sahip.

Gezilecek Yerler

st pierre kilisesi

St. Pierre Kilisesi kentteki hem kültür hem de inanç turizminin merkezini oluşturuyor. Hristiyanlar için hac ibadetinde önemli bir durak. Habib-i Neccar Dağı’nın eteklerinde bir mağarada yer alan bu kilise dünyanın ilk mağara kilisesi olma özelliğine sahip. Hz. İsa’nın havarilerinden Aziz Petrus (yani St. Pierre) buraya gelip kiliseyi kurduğunda oraya gelen inançlılara Hristiyan diyerek ilk kez bu sözcüğü kullanmış, üstelik o sırada Hristiyanlar arasında mezhep bölünmeleri henüz yokmuş. İçinde eski mozaikler bulunan kilisenin ön yüzü sonradan Haçlılar tarafından eklenmiş.

st pierre kilise

Ayrıca Aziz Petrus’un heykeli, Hristiyanların kutsiyet atfettiği bir su kaynağı ve Roma İmparatorluğu’nda henüz Hristiyanlık yasak iken cemaatin ani baskınlarda kaçmak için kullandığı tünel görülebiliyor. Giriş ücreti 15 TL ama Müzekart geçerli. Her gün açık olan kilise, 15 Nisan ile 2 Ekim arasında 08:30 – 19:00, 3 Ekim ile 14 Nisan arasında ise 08:30 – 17:00 arasında ziyaret edilebiliyor. Çıktığınızda az ileride yer alan, dağa oyulmuş insan suretini de görmeyi ihmal etmeyin. Bulmak kolay olmayabiliyor, en iyi yol turist kafilesi varsa çaktırmadan onları takip etmek!

hatay arkeoloji ve mozaik müzesi

Hatay Arkeoloji Müzesi (bazı yerlerde Antakya Arkeoloji Müzesi olarak geçiyor ama resmi adı bu) içindeki mozaikler ile dikkat çekiyor. Dünyadaki en geniş ikinci mozaik koleksiyonuna ve en kapsamlı üçüncü sikke koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Lahit ve mozaik sergisi de muazzam. Müzenin kuruluş tarihi ise Hatay Cumhuriyeti’ne kadar uzanıyor. Giriş ücreti 15 TL olan müzede Müzekart geçerli. Her sabah 08:30’da kapılarını açıyor ve 15 Nisan’dan 2 Ekim’e dek 19:00, 3 Ekim’den 14 Nisan’a dek 17:00’da kapanıyor.

habib-i neccar cami

Habib-i Neccar Camii ise tarihi bir yapı. Habib-i Neccar’ın türbesi de caminin içerisinde yer alıyor. Kendisi milattan sonra 40 (evet yanlış yazmadım, kırk) yılında yaşamış ve Hristiyanlığı kent ahalisine duyurmak için gönderilen elçileri putperestlerin linç girişiminden korumaya çalışmış ama o da öldürülmüş. Hz. İsa aynı zamanda İslam dininde de peygamber kabul edildiğinden Habib-i Neccar sadece Hristiyanların değil Müslümanların gözünde de şehit kabul ediliyor. Adı verilen cami de eskiden burada bulunan kilisenin yerine 1275 yılında inşa edilmiş, dolayısıyla oldukça eski. Yakındaki Habib-i Neccar Dağı’nın ismi de ondan geliyor. Dağa çıkmanız halinde Antakya şehrinin manzarası gözlerinizin önüne seriliyor.

Bir yıl boyunca Hatay Cumhuriyeti’ne meclis binası olarak hizmet veren yapı ise artık Gündüz Sineması olmuş. Kentte ayrıca Ortodoks Kilisesi, Katolik Kilisesi ve Havra da mevcut ama turistik özellikleriyle ön plana çıkmıyorlar, hala buranın halkı tarafından ibadet için kullanılıyorlar. Kurtuluş Caddesi üzerindeki evler de Antakya kültürünü yansıtıyor.

Asi Nehri karşı kıyısındaki Defne ise korunmuş doğası ile dikkat çekiyor. Harbiye’deki şelale de turistlerin muhakkak uğradığı bir nokta. Buradaki mükemmel restoranlarda kallavi bir öğle yemeği ile ziyafet çektikten sonra biraz yürüyüş yapmak bünyeye iyi geliyor! Tam tersini yapıp önce gezerek acıktıktan sonra akşam yemeği sofrasına oturmak da bir diğer seçenek.

Reyhanlı Yolu üzerinde bulunan Aççana Höyüğü, Antik Çağ’da bölgeye hakim olan Yamhad Krallığı’nın sarayından kalıntılara ev sahipliği yapıyor. Girişler ücretsiz. Her gün açık. Yaz döneminde 09:00 – 19:00, kış döneminde ise 08:00 – 17:00 arası gezebilirsiniz.

İskenderun

Büyük İskender’in hayatını adadığı tasarı her kültürden insanın bir arada yaşayacağı şehirlerden oluşan bir dünya devleti kurmak imiş. Bunun için ordusuyla bilinen dünyanın her köşesini ele geçirmiş ve neredeyse her konak noktasında kendi adını verdiği bir yerleşim kurmuş. Bazıları onun ölümünün ardından yıkılıp unutulmuş olsa da korunanlar da mevcut. Bunların en ünlüsü kuşkusuz olarak Mısır’daki İskenderiye. İskenderun da bu projenin bir parçası olarak kurulmuş. Üstelik bu civardaki Isus Çarpışması’nda Perslere karşı görkemli bir zafer kazanan Büyük İskender için bölgenin ayrı bir önemi de var. Ülkemizin büyük çaplı ilçelerinden biri olan İskenderun da hala adının hakkını veriyor.

İskenderun Deniz Müzesi, Türk Deniz Harp Akademisi’nin tarihinden eserler sergiliyor. Pazartesi ve Salı günleri kapalı olan müze diğer günlerde sabah dokuzdan akşam yediye değin ücretsiz olarak gezilebiliyor. İskenderun Katolik Katedrali de hala aktif olarak kullanılıyor ve içinde ayin düzenleniyor.

Antakya’dan İskenderun’a giderken yol üzerinde görebileceğiniz Bakras Kalesi (Bagras diye de yazılabiliyor) ne yazık ki şimdi epey harap durumda. Özellikle Haçlı Şövalyeleri tarafından karargah olarak kullanılmış ve o zamanlar bu coğrafyaya hakim bir yapıymış.

Payas (yeni adıyla Yakacık) da buraya gelmişken görülmesi gereken tarihi bir yer. Sokollu Mehmet Paşa Külliyesi oldukça geniş. Ayrıca Payas Kalesi de iyi korunmuş.

Yine dağlarda bulunan Soğukoluk da serin olması sebebiyle yaz aylarında yayla olarak tercih ediliyor. Güzelyayla olarak da anılıyor. Orman muhteşem.

Denize girmek isteyenler ise hemen İskenderun’un güneyinde yer alan Arsuz Sahili’ne uğrayabilir. Uluçınar olarak da anılıyor.

Samandağ

Antakya şehrinin kurulmasından önce kısa bir süre için Selekos İmparatorluğu’nun başkenti olan Samandağ kendine has bir kültüre sahip. İsminin ise aslında saman ile bir ilgisi yok, özgün hali Semandağı ve Aziz Seman (St. Symeon) nedeniyle bu ismi taşıyor. Aynı azize adanmış olan St. Symeon Manastırı buraya gelen turistlerle dolup taşıyor.

beşikli mağara

İlçenin merkezinde yer alan Çevlik’in isminin de Selekos dönemindeki adı olan Selikya’dan geldiği tahmin ediliyor. Asi Nehri’nin Akdeniz’e kavuştuğu noktada bulunuyor. Kapıkuyu mevkiinde yer alan Seleukeia Pierria Antik Kenti her gün 8 TL karşılığında gezilebiliyor, üstelik Müzekart da geçerli. Sabah sekiz buçukta açılan kapılar 15 Nisan ile 2 Ekim arasında 19:00, 3 Ekim ile 14 Nisan arasında 17:00’da kapanıyor. Dor stili mabet ve kaya mezarları dikkat çekiyor. Ayrıca Beşikli Mağara da burada yer alıyor.

Vespasian – Titus Tüneli ise Doğu Akdeniz Bölgesi’ne çok önem vermiş olan iki önemli Roma İmparatoru’nun adını taşıyor. Ben burada çok rahat etmedim açıkçası, duvarlar sanki insanın üstüne üstüne geliyor. Hani filmlerde olur ya, kötü adam kahramanlara tuzak kurup bir odaya çeker sonra da önceden hazırlanmış duvarlar onu sıkıştırmaya başlar (sanırım Star Wars ve James Bond serilerinde vardı) işte ben de bir an için öyle hissettim. Zaten aslında su kanalı olarak inşa edilmiş, şimdi ise fotoğraf sanatına merak duyanların gözdesi.

Dünyanın en uzun ikinci kumsalı da Samandağ ilçesinde yer alıyor. Burası iki deniz kaplumbağası türü, Caretta caretta ve Chelonia Mydas için önemli bir yaşam alanı. Deniz kenarında Hızır Türbesi de bulunuyor.

İlçede yer alan Vakıflı Köyü de ülkemizde kalan son Ermeni Köyü olduğundan turistler ilgi gösteriyor. Benzer biçimde Hıdırbey Köyü ve Musa Ağacı da herkesin uğradığı bir nokta.

Biraz daha?

uzun çarşı caddesi

Gitmeden evvel Antakya’dan defne sabunu almayı unutmayın. Doğal olduğu için sağlıklı bir tercih, üstelik çok hoş kokuyor. Tarihi dokusuyla Uzun Çarşı Caddesi üzerinde alışveriş yapabilirsiniz. Yalnız güvenlik konusunda dikkatli olmanızı tavsiye ederim. Eskiden Hatay huzurlu, sakin bir kentti fakat malumunuz Suriye İç Savaşı nedeniyle kentin nüfus yapısı bir hayli değişti. Keyifli bir tatil dileklerimle…

 

Adana’da doğan yazar, Ankara Fen Lisesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. ODTÜ Enformatik Enstitüsü’nde Bilişsel Bilimler Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Yazın hayatına kaleme aldığı öykülerle başlamış ve öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanmıştır. Yazarın yayımlanmış 9 adet kitabı bulunmaktadır. Çok bilmenin tek yolunun hem çok okumak hem de çok gezmek olduğunu düşünüp ikisini de bol bol yaptığından gezdiği yerleri anlatan seyahat yazıları yazmaya başlamıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here