Beykoz ve Kuzguncuk’ta Gezilecek Yerler

0
1857
Beykoz Kuzguncuk Gezilecek Yerler

Boğaz’ın Anadolu Yakası’nda , kuzeyde kalan Beykoz İstanbul’un sakin kısımlarından birini oluşturuyor. Hem Boğaz kenarında hoş sahil alanları, hem de iç kısımlarda ormanlar mevcut. Bu yazımda Beykoz ve Kuzguncuk’ta gezilip görülecek yerleri anlatmaya çalışacağım.

Beykoz’da Gezilecek Yerler

Hidiv Kasrı

Hemen Çubuklu İskelesi’nin yanında bulunan Hidiv Kasrı, İstanbul’da yer alan en güzel binalardan biri.

Çeyrek daire şeklindeki mimarisi gerçekten çok ilginç, böyle başka bir yapı gördüğümü hatırlamıyorum açıkçası. Üstelik ağaçlarla çevrili olması da benim gözümdeki değerini daha da yükseltiyor.

App_indir_banner_mobil

1907 yılında tamamlanan köşk, Mısır’ın olağanüstü yetkilerle donatılmış ve unvanını nesilden nesile aktaran son valisi (yani “Hidivi”) olan Abbas Hilmi Paşa tarafından yaptırılmış.

Mimarı İtalyan Delfo Seminati, zaten binanın tarzı da İtalya kıyılarındaki yazlık sarayları andırıyor.

ucakbileti_sorgula (1)

Mısır’ı resmen Osmanlı’dan koparan İngilizler burada krallık kurup başlarına kendilerine yakın bir ismi geçirince Abbas Hilmi Paşa ömrünü İsviçre’de sürgünde geçirmiş ama en azından ailesi otuz yıl boyunca bu güzel köşkte yaşayabilmiş.

Zaman içerisinde bakımsız kalan kasır 1996 yılında restore edilmiş ve o zamandan beri de İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından sosyal tesis olarak kullanılıyor. Hem açık büfe kahvaltı hem de yemek servis ediliyor, tabii binanın kendisi başlı başına ziyaret sebebi.

Kuleli Müzesi

Boğaz’ın kenarında yer alan bu beyaz bina, asimetrik yapısı ve iki görkemli kulesi ile Avrupa Yakası’nın kıyısından Boğaz’ı seyredenlerin her zaman dikkatini çekmiş bir yapı.

Bizans döneminde burada koruluk ve içerisinde bir manastır bulunuyormuş. Bu manastır Yavuz Sultan Selim zamanından itibaren Yeniçeri kışlası olarak kullanılmış. Daha sonra ise manastırın arazisi birçok padişah tarafından kah köşk, kah mescit inşa edilerek değerlendirilmiş.

Sultan İkinci Mahmut devrinde Yeniçeri Ocağı kaldırılınca buraya yeni ordu için ahşaptan bir kışla inşa edilse de yanarak yıkılmış.

Sultan Abdülmecit zamanında bir kez daha inşa edilen bina, Kırım Savaşı’nda Rusya karşısında Osmanlı ile ittifak kuran İngiliz ve Fransız kuvvetleri tarafından kullanılmış, hatta hayatını yitiren askerler de hemen arkasında yer alan mezarlığa defnedilmiş.

Kırım Savaşı’nın ardından bir kez daha yanan bina, nihayet 1871 yılında Sultan 2. Abdülhamit’in emriyle günümüzde hala görülen şekliyle inşa edilmiş ve etkileyici kuleleri nedeniyle Kuleli Kışla olarak isimlendirilmiş.

Daha sonra ise askeri lise olarak kullanıldığından Kuleli Askeri Lisesi diye anılmaya başlanmış.

Günümüzde müzeye çevrilmiş durumda. Özellikle Boğaz’dan görünümü hem gündüz, hem de gece ışıklandırılmış haliyle etkileyici.

Kanlıca

otobusbileti_sorgula2

İstanbul’un en hoş noktalarından biri olan Kanlıca, oturup yoğurt yeme geleneği bulunan birkaç kahvehaneye ev sahipliği yapan şirin bir iskeleye sahip.

İstanbulluların da özellikle güzel havalarda uğradığı bu noktada bir yoğurt yemeden memlekete dönmemek birçok turist için olmazsa olmaz.

Yalılarla bezeli bir kıyı şeridine sahip olduğundan vapurla sahili seyrede seyrede gelmenizi öneririm, böylece ulaşım da çok kolay oluyor.

Halil Ethem Paşa Yalısı

Özellikle Halil Ethem Paşa Yalısı görülmeye değer, ki Osmanlı döneminin en ünlü sanatçılarından Osman Hamdi Bey de burada büyümüştür.

Kardeş Payı dizisini izleyenler ise semtin iç kısımları gezmeleri halinde birçok tanıdık sokak görecek.

Mihrabad Korusu

Yine Kanlıca’da yer alan Mihrabad Korusu da İstanbul’un günden güne azalan yeşil alanlarından biri, Özdemir Asaf’ın şiirinde geçmesi ise buraya ayrı bir değer katıyor. Ayrıca Yahya Kemal Beyatlı’nın da çok sevdiği ve sık sık vakit geçirdiği bir yermiş.

Kavacık ve Bülbülderesi

Yakındaki Kavacık semti ve Bülbülderesi de özgün dokularını koruyan, vakti bol gezginlerin uğradığına pişman olmayacağı noktalar.

Bir de buraya şahsi bir not düşeyim, Kanlıca İskelesi’nde, hemen yoğurtçuların arkasında yer alan Sahaf Hakan Abi’den tüm romanlarımı imzalı olarak satın alabilirsiniz.

Anadolu Hisarı

Güzelce Hisarı da denen bu kale 1395 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından inşa ettirilmiş (Osmanlı’nın dördüncü hükümdarı olan sultanın hayatını merak edenler Feveran adlı romanımı okuyabilirler).

Göksu Deresi’nin ağzında yer alan hisar, altmış yıl sonra Fatih Sultan Mehmet Rumeli Hisarı’nı yaptırana dek Osmanlı kuvvetlerinin Boğaz geçişlerini denetlemesinde en önemli merkez olmuş.

Fatih aynı zamanda bu hisarı da sağlamlaştırarak Ortodoks inancına sahip Rus kuvvetlerinin İstanbul’a Karadeniz üzerinden yardım göndermesine engel olmuş.

Önce Rumeli Hisarı’nın inşa edilmesinin, daha sonra Karadeniz’in bir Türk gölü haline gelmesiyle birlikte kuzeyden saldırı gelme ihtimali kalmamasının etkisiyle önemini yitirmiş. Bu nedenle tarih boyunca bakımsız kalan Anadolu Hisarı, inşa edildiği tarihte de karşı kıyıdaki kardeşine göre daha küçükmüş zaten. Yine de tarihimizde önemli yeri olan bu hisarı bir kez görmekte fayda var diye düşünüyorum. Etrafının yerleşim yeri olması ve önünü kapatan yalılar da Rumeli Hisarı kadar heybetli görünmemesinde önemli bir etken.

Anadolu Hisarı’na ve Göksu’ya gelmenin en kolay yolu ise vapura binerek aynı isimli iskeleye gelmek.

Göksu ve Küçüksu

Göksu

Anadolu Hisarı’nın hemen yanından akan Göksu Deresi, eskiden hem bölgenin su ihtiyacını karşılamakta kullanılırmış hem de özellikle Lale Devri’nden itibaren Osmanlı’nın kalburüstü eşrafının çalgılı sandal sefalarına ev sahipliği yapmış. Bunun izlerine Osmanlı’nın son döneminden kalma romanlarda ve tablolarda, bir de dönemi anlatan filmlerde yakalamanız mümkün.

Biraz güneyinde kalan Küçüksu Deresi ise adına uygun biçimde daha cılız. Sadece birine gidecekseniz Göksu’yu öneririm. Ufak tur tekneleri de geziler düzenliyor. Belki Osmanlı zamanındaki kadar hoş değil ama hala İstanbul’un ortasında nehir sefası sürebilmek oldukça güzel!

Yaz mevsiminde gidecek olan gezginler için not düşeyim, İstanbul’un her yerinden denize girilen eski günlerden ufak bir hatıra olan Küçüksu Plajı da burada bulunuyor. Giriş ücretsiz ama şemsiye ve şezlong kiralanabiliyor. Boğaz kenarında adeta güney sahillerinde gibi hissetmek güzel olsa da Boğaz’ın sularının epey soğuk olduğunu belirteyim.

Küçüksu Kasrı

Göksu Deresi ile Küçüksu Deresi arasında bulunan Küçüksu Kasrı ise benim nazarımda İstanbul’daki en güzel binalar listesinin her zaman tepesinde yer alıyor. Göksu Kasrı olarak da anılıyor. Zaten iki derenin denize döküldüğü alanın ortasında yer alıyor.

Boğaz’ın kenarında adeta tek başına duran bu iki katlı, kübik biçimli, hafiften Dolmabahçe’yi andıran binanın bu kadar etkileyici görünmesinin bence en büyük nedeni çevresinin boş olması. Böylece kalabalığın arasında kaybolmuyor. Beyaz çitleri de sanki koca bir kasır değil de banliyöde şirin bir müstakil evmiş havası yaratıyor. Lale Devri’nin hemen ardından, Sultan 1. Mahmut tarafından 1751 yılında yaptırılmış (Yazılarımda çok geçen, Yeniçeri Ocağı’na son veren 2. Mahmut ile karıştırmayın ama o da kasrı tamir ettirmiş).

Günümüzde müze olarak kullanılan köşke aynı isimli iskeleden ulaşabilirsiniz. Zaten Anadolu Hisarı’nın da hemen güneyinde yer alıyor. Pazartesi günleri kapalı olan kasrı, diğer her gün 09:00 ile 17:00 arası gezebilirsiniz. Giriş 20 TL, Müzekart sahiplerine 10 TL ve öğrencilere 5 TL.

Beykoz

Milattan önce 700 civarından beri yaşam olan Beykoz semti, günümüzdeki adına Yıldırım Beyazıt zamanında kavuşmuş.

Kos sözcüğü Farsça’da köy anlamına geldiğinden semtin isminin de beylerin oturduğu köy anlamına geldiği düşünülüyor. İstanbul’un sakin, dingin, insana huzur veren semtlerinden biri olan Beykoz hala beylere layık bir yerleşim yeri gibi görünüyor.

Beykoz Mecidiye Kasrı

Pembeye çalan dış cephesi ile Beykoz Mecidiye Kasrı, bu semtin güzelliğine yakışan bir bina. Kübik ve dairesel hatların bir araya geçtiği zarif bir tasarımı var.

Ziyaret ücreti sadece 5 TL, üstelik Müzekart sahiplerine ücretsiz. Pazartesi ve Perşembe günleri kapalı, diğer günler 09:00 ile 17:00 arası ziyaret edebilirsiniz.

Yalnız ulaşım için ya özel aracınızla gelmeniz ya da 15 nolu otobüslerle ulaşacağınız Yalıköy durağından biraz yürümeniz gerekiyor. Beykoz İskelesi’nden yürümek de mümkün.

Beykoz Korusu

Burada yer alan Beykoz Korusu da güzel bir durak.

Sultan Abdülaziz’in yakın dostu olan ve hatta vezirliğe kadar yükselen Abraham Paşa tarafından düzenlenmiş. Koruda bulunan yapay şelalede bulunan yunuslar da şık bir detay.

15 nolu otobüslerle veya Üsküdar-Beykoz dolmuşuyla gelip Koru durağında inerek ulaşabilirsiniz. İçindeki sosyal tesisler 08:30 ile 23:00 arası kahvaltı ve yemek sunuyor.

Çağlar Boyu Aydınlatma Isıtma Koleksiyonu Müzesi

Yine Beykoz’da yer alan Çağlar Boyu Aydınlatma Isıtma Koleksiyonu Müzesi de alanında faaliyet gösteren tek müze olması nedeniyle ilginç.

Adı üzerinde, içinde uzun bir zaman aralığını kapsayan çok sayıda avize, şamdan ve ısıtma gereçleri sergileniyor.

Meraklılar 135G otobüsüyle Değirmen Sokak durağından ulaşabilir.

Ne yazık ki ben bu satırları yazarken devir aşamasında ve ziyaretçi kabul etmiyor ama belki siz okurken açılmış olur, http://www.aydinlatmaveisitmaaraclarimuzesi.com/ adresine bir göz atın derim.

Anadolu Kavağı

Boğaz kıyısında olsa da sanki Ege’de ufak bir sahil beldesiymiş gibi görünen Anadolu Kavağı, deniz kenarındaki ağaçlar arasındaki ufak restoranlarda keyifli bir yemek yiyebileceğiniz bir adres.

Yalnız aklınızda bulunsun, buranın güzelliğini herkes bildiğinden özellikle hafta sonları tıklım tıklım dolu oluyor. Turistik açıdan dikkat çekene değin oldukça sakin bir balıkçı köyü olduğundan bu kalabalığı ağırlamakta biraz zorlanıyor.

Vapurla veya 15 nolu otobüslerle ulaşabilirsiniz. Burada uzun süre geçirmek isteyeceğinizi tahmin ediyorum, o yüzden gezi planınızı ona göre yapın.

Yoros Kalesi

Tepede bulunan sekiz yüz yıllık Yoros Kalesi’ne ulaşmak ise biraz zor ama hem tepeden Boğaz manzarasını seyretmek hem de bu sapa konumu nedeniyle az çok korunmuş kaleyi görmek için değiyor.

Deniz ticareti yollarını korumak isteyen Cenevizliler tarafından inşa edilmiş.

Toplu taşıma ile gelmek epey zor, özel aracınız varsa uğramanızı öneririm.

Yuşa Tepesi

İç kısımda yer alan Yuşa Tepesi, İngilizcesi ile Joshua’s Hill ise her inançtan turistlerin uğradığı önemli bir adres. 15A otobüsüyle aynı isimli durakta inip birkaç dakikalık yürüyüşle ulaşabiliyorsunuz. Manzarası da muhteşem.

Fethi Paşa Korusu ve Kuzguncuk

Özellikle içindeki erguvan ağaçlarıyla dikkat çeken Fethi Paşa Korusu, nispeten yüksek olmasının etkisiyle şahane bir manzara da sunuyor. Boğaz’ın üzerinden güneşin batışını seyretmek, hele ki erguvan ağaçlarının renklendiği o kısa ama muhteşem döneme denk gelirseniz, asla unutmayacağınız bir hatıra olacak.

Acıkanlar için burada yer alan aynı isimli köşkte bir sosyal tesis de bulunuyor, her gün 08:30 ile 23:00 arası hizmet veriyor.

15 nolu otobüslerle gelip hemen korunun önündeki Paşalimanı durağında inebilirsiniz. Bu yazıda sık sık okuduğunuz 15 nolu otobüsler için Kuzguncuk dahil olmak üzere bölgedeki ulaşımın can damarı diyebilirim.

Fethi Paşa’nın Osmanlı tarihine en önemli katkıları ise Sultanahmet Meydanı’ndaki ilk arkeolojik kazıları, üstelik 1847 gibi çok erken bir tarihte başlatacak kadar öngörülü olması ve Aya İrini Kilisesi’ni müze haline getirmesi.

Korunun yer aldığı Kuzguncuk semti de sokaklarında kaybolabileceğiniz, İstanbul’un eski mozaiğini hala canlı tutan, cumbalı ahşap evlerinin fotoğrafını çekmeden duramayacağınız, insanı etkileyen bir bölge.

Tüm bunların etkisiyle Can Yücel başta olmak üzere birçok şairi de misafir etmiş, nice güzel şiire ilham vermiş. Şimdi ise sokaklar dizi setleriyle dolu ama bu da bir anıdır sonuçta!

Örneğin eski günlerin ünlü dizisi Perihan Abla’nın çekildiği sokağa onun ismi verilmiş. İcadiye Caddesi ise Ekmek Teknesi dizisini izleyenlere pek bir tanıdık gelecek.

İlk bakışta köşk sanacağınız, beyaz sade bir mimariye ve ahşaptan zarif işlemeleri olan bodur bir minareye sahip Üryanizade Camii ise deniz kenarında yer alıyor.

Tepede, ağaçların arasında yer alan Cemil Molla Köşkü’nün mimarisi ise bana karşı yakadaki Perili Köşk’ü anımsattı ama beyaz ve kulesi biraz tonton!

Çengelköy

Eskiden tarlalarla kaplı olan ve İstanbul’un (o zamanlar İstanbul denen yer Sarayburnu tabii) besin ihtiyacını karşılamakta önemli yer tutan Çengelköy’ün çileği ve badem denen salatalığı hala meşhur.

Çengelköy’ün adının ise çengel ile bir alakası yok, Singelköy’den geliyor. Singel, Bizans döneminde üst seviye din adamlarına verilen bir unvan ve eskiden burada yer alan manastırda oturup tarlalardaki üretimi denetliyormuş.

Semtteki en ilginç noktalardan biriyse karakolun önünde görebileceğiniz lahana heykeli! Lahanadan heykel mi olur demeyin, o zamanlar bölgenin en ünlü spor kulübünün simgesi olduğu için bu eser dikilmiş.

Sakin, hoş bir mahalle olan Çengelköy’ün sokaklarında da, Boğaz kenarında da gezmek oldukça keyifli.

Ufak balıkçı tekneleri hala kıyıya bağlı duruyor, çay bahçelerinde insanlar börek veya muhallebi yiyip güzel havanın tadını çıkarıyor. İnsan bir an için koca bir metropolde olduğunu unutabiliyor.

Son olarak, benim çocukluk yıllarımın en ünlü dizisi Süper Baba’nın da burada çekildiğini not düşeyim, izlemiş olanların zihninde “Bana bir masal anlat baba…” diye şarkısı başlamıştır bile!

Biraz daha gezi? Polonezköy, Şile ve Ağva

İstanbul’a Yakın Gezilecek Yerler Rehberi’nde de listelediğimiz Polonezköy, Şile ve Ağva da burada yer alan hoş, dinlendirici noktalar.

Blogumuzda yer alan İstanbula Yakın Gezilecek Yerler ve Ağva Gezi Rehberi yazılarında bu bölgeler hakkında detaylı bilgiye ulaşabilirsiniz. Özel aracı ve bolca zamanı bulunanlar iç kısımlardaki Cumhuriyet Köyü’ne giderek buradaki Cam Ocağı’nda cam yapımı atölyesine katılabilir veya Cam Müzesi’ni gezebilir. Benzer biçimde Riva Köyü de doğasıyla büyüleyici bir yer ve özellikle kampçıların tercih ettiği bir adres.

Keyifli bir tatil dileğiyle…

Adana’da doğan yazar, Ankara Fen Lisesi, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü mezunudur. ODTÜ Enformatik Enstitüsü’nde Bilişsel Bilimler Bölümü’nde doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Yazın hayatına kaleme aldığı öykülerle başlamış ve öyküleri çeşitli dergilerde yayımlanmıştır. Yazarın yayımlanmış 9 adet kitabı bulunmaktadır. Çok bilmenin tek yolunun hem çok okumak hem de çok gezmek olduğunu düşünüp ikisini de bol bol yaptığından gezdiği yerleri anlatan seyahat yazıları yazmaya başlamıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here