Tarihe Damgasını Vurmuş Kadınlar

0
509

Her yıl 8 Mart’ta tüm dünyada kutlanan, tam adıyla Dünya Emekçi Kadınlar Günü olan, kadınların ekonomik, siyasi, kültürel, hayatın her alanında var olması gerektiğine vurgu yapan bir gün.

8 Mart 1957 yılında New York şehrinde, daha insanca çalışma şartları için kırk bin dokuma işçisi kadının greve başlaması ile bu günün temelleri atılmış. Grevde polisin işçi kadınlara saldırması ile fabrikaya kitlenen kadınlar, çıkan yangında barikatları aşamadığı için orada can vermişler. 129 kadının can verdiği bu olaydan sonra düzenlenen cenaze törenine binlerce kişi katılmış.

Ülkemizde ilk 1921 tarihinde kutlanan Dünya Emekçi Kadınlar Günü, tarih 70’li yılları gösterdiğinde daha bir coşku ile kutlanmaya başlanmış. 

Hayatın her alanında üreten, aklıyla, vicdanıyla, sevgisi ve şefkatiyle, özgür ve özgün tavrı ile var olan bir birey olmaya devam ediyor kadınlar. Mustafa Kemal Atatürk’ün de sözleriyle “Şuna inanmak lazımdır ki, dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir.” diyoruz ve 8 Mart sebebi ile dünyaya yön veren bazı kadınların başarılarını bir kere daha inceliyoruz.

Safiye Ali

Safiye Ali, Türkiye’nin ilk kadın doktoru olarak karşımıza çıkıyor. Anne ve çocuk sağlığı üzerine önemli çalışmalar yapan Safiye Ali, Süt Damlası Bakımevleri ile de anılıyor.

Mesleki yaşantısının yanında İstanbul’da başlayan feminist harekete katılarak kadınların seçme ve seçilme hakkı için mücadele veren Safiye Ali’nin ailesi, Osmanlı Devleti’nde çeşitli hizmetleri ile tanınmış. 

İstanbul Amerikan Kız Koleji yıllarında tıp doktoru olmaya karar verir. Fakat tıp fakültesi o yıllarda henüz kadın öğrenci kabul etmiyormuş. I. Dünya Savaşı devam ederken dönemin Maarif Nazırı Ahmet Şükrü Bey’in de desteğiyle devlet bursu alarak Almanya’ya gitmiş ve hızlıca Almanca öğrenerek tıp derslerine başlamış. Bebeklerde iç pakimenenjit kanaması tezi ile mezun olup diplomasını almış.

1923 yılında Türkiye’nin ilk kadın doktoru ünvanını elinde tutarak eşi ile birlikte Cağaloğlu’nda bir muayenehane açmış. Aynı dönemde Amerikan Koleji bünyesinde ilk kez açılan kız tıp okulunda jinekoloji dersleri vererek kızlara eğitim veren ilk kadın öğretim üyesi olarak tarihe geçmiş.

Jale İnan

Lise öğrenimini Erenköy Kız Lisesi’nde bitiren Jale İnan, Türkiye’nin ilk arkeologlarından olan babası ile mesleki gezilere katılarak genç yaşta arkeoloji ile tanışmış. Katıldığı gezilerden çok etkilenen Jale İnan, Aleksander von Humboldt Vakfı’nın verdiği burs ile, arkeoloji okumak için Almanya’ya gitmiş. 1 yıl sonra Türkiye Cumhuriyeti Devlet Bursu kazanan Jale inan, lisans ve doktora eğitimini Berlin ve Münih Üniversitelerinde tamamlayarak Türkiye’ye dönmüş.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eski Çağ Kürsüsü’ne asistan olarak atanan Jale İnan,  İstanbul Üniversitesi Arkeoloji Kürsüsü’nün kurulması için çalışmalara katılmış ve bu kürsünün ik asistanı olmuş. 

Aynı yıllarda Türk Tarih Kurumu adına Side Antik Kenti kazısına ve Perge Antik Kenti kazısına başlamış. Profesör olduktan sonra da arkeoloji çalışmalarına devam eden Jale İnan, Türkiye’nin ilk kadın arkeoloğu unvanı ile anılmaya devam ediyor. 

Marie Curie

Tarihte 2 Nobel Ödülü’ne sahip ilk bilim insanı olarak anılıyor Marie Curie. Polonya doğumlu olan Marie Curie, ülkesinde bulunan mevcut eğitim sisteminde kadınların üniversiteye gitmesi ya da mesleki eğitim alması mümkün olmadığından ötürü yurt dışına gitmek zorunda kalmış bir isim.

Bronya Sorbonne’ye gidip tıp eğitimi almaya başlamış. Mezuniyetinden sonra matematik ve fizik dersleri almaya başlamış ve bu alanlarda da diplomasını almış. 

1900’lü yılların başlarında radyoaktive konusunda yaptığı çalışmaları ile Nobel Ödülü’nü kazanan ilk kadın olmuş. 1911 senesinde ise radyum ve polonyumun keşfi araştırmaları ile Nobel Kimya Ödülü’nü alan Marie, tarihte iki Nobel ödülüne sahip ilk kişi olarak anılıyor. Günümüzde halen 2 Nobel ödülüne sahip tek kadın olarak anılıyor. 

Laboratuvar çalışmaları sırasında maruz kaldığı radyasyondan dolayı hastalanıp kanserden ölen Marie, ölümünden sonra “bilim için ölen kadın” olarak anılmaya devam ediyor. 

Sabiha Gökçen

Erken yaşta anne ve babasını kaybeden Sabiha, 1925 yılında Bursa’yı ziyaret eden Mustafa Kemal Atatürk’ün Hünkar Köşkü’nde konakladığı haberini almış ve bir şekilde ona ulaşmayı başarmış. Dönemin cumhurbaşkanına okumayı çok istediğini söyleyen Sabiha, abisinin de izni ile Mustafa Kemal tarafından evlat edinilmiş ve Gökçen soy ismini almış.

Türk Kuşu’nun açılış törenindeki planör gösterilerinden çok etkilenen Sabiha Gökçen, giderek havacılığa ilgi duymaya başlamış. Atatürk’ün de desteği ile Türk Hava Kurumu’nun Sivil Havacılık Okulu’na girmiş.

7 erkek öğrenci ile birlikte Kırım’a giden Sabiha Gökçen burada planörcülük eğitimini tamamlamış. Sonrasında Moskova’ya motorlu uçak okuluna gitmeyi düşünürken manevi kardeşi Zehra’yı kaybetmenin derin acısı ile vazgeçerek ülkesine dönmüş. Bir süre hiçbir çalışmaya katılmak istemeyen Sabiha Gökçen, Atatürk’ün de ısrarı ile yeniden uçuş eğitimleri almaya başlamış.

İlk uçuşunu 1936 yılında motorlu bir uçakla gerçekleştiren Sabiha Gökçen, Atatürk’ten övgü dolu birçok söz duymuş. Mesleki hayatı boyunca 8 bin saat uçuş gerçekleştiren ve 32 farklı operasyonda görev alan Sabiha Gökçen, Türkiye’nin ilk kadın savaş pilotu olarak anılmaya devam ediyor. 

Florence Nightingale

Modern hemşireliğin kurucusu…1820 doğumlu olan Florence Nightingale Fransa doğumlu. Babası tarafından eğitimine oldukça önem verilmiş ve genç yaşta Yunanca, Latince, İtalyanca, Almanca, Florence, Fransızca öğrenmiş. Bunun yanında matematik ve tarih dersleri de almış. 

Londra King’s Koleji’nden mezun olduktan sonra hemşirelik için Almanya’ya gitmiş. Birçok dil bildiği için eğitimini en iyi şekilde tamamlamış, çalışkanlığı ve fedakar olması ile tanınan bir isim.

1800’lü yıllarda hemşireliğin saygın bir meslek olarak anılmaması ve hastanelerin yeterli hijyene sahip olmaması sebebiyle ailesi hemşire olmasını hiçbir zaman istememiş. Tüm olumsuz yorumlara karşı yine de kendi istediğini yapıp hemşirelik okuyan Nightingale, hemşireliğin ilahi bir meslek olduğuna inandı ve mesleğini yapmaya devam etti. 

Gül Esin

Gül Esin, Türkiye’de seçimle muhtarlığı kazanmış ilk kadın muhtar. Cumhuriyetin ilanından 10 yıl kadar sonra kadınlara verilen seçme ve seçilme hakkı ile Aydın’ın Çine ilçesinde 500 oy ile seçilerek tarihe Türkiye’nin seçilmiş ilk kadın muhtarı olarak geçiyor.

2 yıl kadar muhtarlık görevine devam eden Gül Esin, Atatürk tarafından ödüllendirilmiş, gazeteye “Büyük inkılabın ilk kadın muhtarı, vazifen kutlu ve mutlu olsun” diye haber olmuş.

Kadınların sosyal hayata hazırlanması, çocukların okula yazdırılması, kız kaçırma olaylarının engellenmesi, nikah işlerinin düzenli hale getirilmesi gibi konularda mücadele vererek, azmi ile yalnız döneminin değil, her dönem kadınına örnek olmuş başarılı bir esin kaynağı. 

Rosa Parks

1955’te Alamaba’da ayrımcılığa karşı tavır koyarak, siyahilere uygulanan baskılara karşı bir tavır koyarak sonrasındaki hareketin başlangıcını yapan kişi olmuş. 

O yıllarda Amerika’nın güney eyaletinde beyazlar ile siyahiler otobüslere farklı kapıdan biniyor, farklı yerlere oturuyorlarmış. O sıralarda kendine ayrılan bölümde yer bulamayan bir beyaz, Rosa Parks’tan oturduğu koltuktan kalkıp kendisine yer vermesini istemiş. Şoför ve orada bulunan diğer beyazlar da kalkması için ısrar etmiş fakat Parks kalkmamış. Bu yüzden tutuklanıp hapse girmiş.

Olaydan sonraki bir yıl boyunca siyahiler otobüse binmedi ve her yere yürüyerek gittiler. Protesto 1 yılın sonunda başarıya ulaşmış ve ABD Federal Mahkemesi otobüslerdeki bu uygulamayı kaldırmak zorunda kalmış.  

Aynı zamanlarda Alabama valisi siyahileri okula almama gayreti içindeyken Martin Luther King’in başını çektiği bir hareket başarıya ulaşmış ve Rosa Park bu direnişin sembolü haline gelmiş durumda. 

CEVAP VER

Lütfen yorum giriniz!
Lütfen isminizi yazınız